11 Eylül sonrası Türkistan’ı okumak

Kürşad ZORLU

11 Eylül 2001’de düzenlenen saldırıların ardından ABD öncülüğünde küresel ve bölgesel boyutları öne çıkan yeni bir inşa süreci başlamıştır. Kipling’in 19. Yüzyılın başlarında kurguladığı “Büyük Oyun” ve gelişmelerle uyarlanan “Yeni Büyük Oyun” yaklaşımı küresel güç mücadelesini açıklamakta zorlanırken Soğuk Savaş psikolojisi ile bütünleşmiş bir “Yeni Savaş Alanı” meydana gelmiştir. Bu süreçte sınırların ve coğrafyaların tanzimi, kimliklerin farklılaşması ve enerji kaynaklarının bölüşümü yeni savaş alanının nihai sonuçları olarak belirmiştir. Söz konusu alanda belirleyici ülkeler ABD, Çin ve Rusya olurken İran ve Hindistan gibi Orta Doğu ve Asya-Pasifik’te yer alan farklı ülkeler de bu savaşta bir konum almak zorunda kalmışlardır. Böylelikle bir yandan Afganistan ve Irak’ın işgali diğer yandan eski Sovyetler Birliği coğrafyasındaki etkileşimler farklı ittifakları beraberinde getirmiştir.
ABD’nin hareket tazı
ABD açısından Afganistan’daki müdahalenin başarısı için Türkistan’a konuşlanmak ve buradan kaynaklanan istikrarsızlığın kontrol altına alınarak, özellikle enerji güvenliğine yönelik risklerin önlenmesi büyük önem taşımıştır. Bu yönüyle terörizmle mücadele, “özgürlük”  ve “insan hakları” bağlamında ideolojilerin ihraç edilmesi, ülkelerin iç işlerinde dinamik bir kontrol alanı oluşturmak için kullanılmıştır. Ayrıca Orta Doğu ve Türkistan’daki enerji kaynaklarına ulaşabilmek, Asya-Pasifik açılımının anahtarı olarak Rusya’nın bölgedeki gücünü dengelemek ve Çin’i bu yolla çevrelemek temel bir strateji halini almıştır.
Rusya’nın yaklaşımı
ABD’nin bu öncelik ve yaklaşımına karşın Rusya ve Çin’in belirli bir süre birlikte ya da ayrışarak sürece destek verdiği ve ardından yeni savaş alanının diğer kutbunu harekete geçirdiği söylenebilir. Bu kapsamda Rusya’nın 11 Eylül sonrasında küresel boyuttaki konumlanma iddiasına geçici olarak ara verdiği ve daha çok soğuk savaş sonrasında meydana gelen bölgesel gücünü pekiştirmeye yönelik bir hamle değişikliğine gittiği ifade edilebilir. Ancak buna rağmen Rusya’nın bölgesindeki ülkelerin olası desteğini kontrol edebilme ve yönlendirebilme kararlılığında olduğu görülmektedir. Rusya açısından 11 Eylül ve sonrasındaki süreç 1- İmparatorluğun dağılmasının ardından zaman kazanma ve zayıflayan ekonomik-askeri gücün toparlama dönemi, 2- Kafkaslar başta olmak üzere “ayrılıkçı eylemlerin”  yoğunlaştığı bölgelerde kendi güç alanını yeniden kurabilme süreci, 3- Kendi bölgesindeki ülkelere yönelik terör karşıtı tedbirlerin alınmasında proaktif ve belirleyici bir strateji geliştirilmesi ve 4- Çin’in Türkistan’daki etkinliğini kırma düşüncesi olarak anlam kazanmıştır.
Çin’in algısı
Çin’in söz konusu bölgedeki varlığı ise özellikle o dönemde daha çok ekonomik ve enerji alanındaki ikili anlaşmalar çerçevesinde yükselmiştir. ABD’nin 11 Eylül saldırılarıyla beraber Afganistan’a düzenlediği harekât, Çin’in bugün IŞİD’e yönelik muhtemel katılımları öne sürerek uyguladığı  “Terörle mücadele”  yaklaşımına benzer biçimde o dönemde Taliban ve El Kaide üzerinden Afganistan başta olmak üzere Türkistan coğrafyasındaki muhalif ya da radikal grupları ortadan kaldırma aracı olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla 11 Eylül sonrasındaki zemin kısa vadede Çin açısından kabul edilebilir sınırlarda devam etmiştir. Bu kapsamda Çin’i harekete geçiren dinamikler 1- Ülkenin batı sınırlarının (Doğu Türkistan) güvenliğinin sağlanması, 2- 11 Eylül kapsamında radikal örgütlerin sindirilmesi süreci, 3- ABD’nin bölgede artan varlığının dengelenmesi, 4- Bölge ülkeleri ile özellikle ekonomi temelinde yakınlaşma ve yeni enerji kaynakları temin etme olarak şekillenmiştir.
Devam edeceğiz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş