12 Haziran: Bu vatan ya bizimdir ya kimsenin!..

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Türkiye için milat olarak gördüğüm seçimlere yönelik son yazımda Silivri’den avukatlar kanalı ile gönderilen mesajı paylaşmak istiyorum. Sağolsun Müyesser bizim unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz şeyleri hatırlatıyor. Yeni nesiller Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nu bilmez. Onun ölümsüz eseri Çağlayanlar’ı hatırlayanların sayısı da az. Hele Turhan Nasıl Çıldırdı adlı hikayede benim gibi kendini bulan da yok denebilir. Müyesser anlatmış. avukatı ancak bu kadarını not alabilmiş. 12 Haziran’a sayılı günler kala sözü edebiyatta Türkçülüğü benimsemiş, Türk Derneği’nin kurucularından Ahmet Hikmet Müftüoğlu (1870-1927) ile AKP yönetici ve destekçilerinin en beğendiği isimlerden Cemil Meriç’e bırakmak istiyorum.
Ahmet Hikmet Müftüoğlu 26 Mayıs 1914’te şunları yazar:
“Evet mağlûbuz. Avrupalıların esiriyiz. Çünkü çoktan beri eski sevgililerimizi unuttuk: Barut, kılıç!..
Eski elbiselerimizi attık: Kefen!..
Eski rütbelerimizi bıraktık: Şehit, gazi!..
Eski duygularımızla yüreklerimiz çarpmaz oldu; din gayreti, milliyet taassubu!..
Şimdi bizi yoksul, çıplak, hissiz buldular. Göz açtırmadan, kanımızla, gözyaşlarımızla bizi boğmak istiyorlar.
Boğsunlar, parçalasınlar, kapışsınlar!.. Devlet kalmasın, hükümet kalmasın!.. Elverir ki, dünyada bir dağın yamacında, bir ağacın kovuğunda 4 Türk, 4 Müslüman kalsın. Bunlardan biri yine Ömer, Ebubekir olur. Selahaddin veya Cengiz olur. Birinci Selim olur, Atila olur, Yıldırım olur. Onları yine yakar, yine yıkar.”
20 Mart 1922’de de şunları yazıyor:
“Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin!.. Ey yurttaşım; senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem ne de bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşlarında boğmak istiyorlar.
Asırlardır dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmek bir belâdır...Yurdun, nihayetsiz bir Kerbela’dır... Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı...”
Ve Cemil Meriç’in, şu görüşlerini bugün kime ithaf etmek uygun düşer ki? “Türk düşünce tarihi, ülkesiyle göbek bağını koparan bir intelijansiyanın dramı. Bu bahtsız kafilenin, bayrağını taşıyacağı içtimai bir sınıf yok. Vatanında gariptir. Alkışlayıcısı ekaliyetler (azınlıklar) ve Avrupa.”
“Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalıların gözünde Osmanlıyız. Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın. Avrupa maddeciliğine rağmen, Hıristiyan için tek düşman biziz: Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan, korkunç ve esrarlı kısmet...”
 “Zavallı Türk aydını...Batılı dostlar alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın yaptıklarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev, papağanlaşır...”
Zavallı durumuna düşmemek için pazar günü sandıktan çıkan sonuçları iyi değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.
Not: Geçen yazıda Diyarbakır bağımsız milletvekili adaylarından DYP’li eski bakan Salim Ensarioğlu yerine Galip yazmışım. Düzeltir, okurlarımdan özür dilerim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları