13 Eylül sonrası soruları

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İktidardakilere bakarsanız Türkiye’deki demokrasinin önündeki en büyük engel HSYK ve AYM’dir. 13 Eylül günü referandum ile bu iki kurumun yapısının değişmesi Türkiye’de demokrasinin önündeki engelleri kaldıracaktır. Her şey iktidarın hesapladığı gibi giderse, darbe anayasasının kökten değişmesi için 13 Eylül sonrası iktidar düğmeye basmış olacaktır. Ancak hiçbir şey bu kadar basit değildir.

Siyaset, dikenlerinden temizlenecek!
13 Eylül’de iktidarın istediği olmuş olursa, Türkiye daha kaygılı bir Türkiye haline gelmiş olacaktır. TUSİAD’dan YARSAV’a, Yargıdan TSK’ya, iktidar güdümünün dışındaki STK’lardan muhalefete kadar her kurum ve kuruluş geleceğinden endişe duyar hale gelecektir.
13 Eylül sonrasında referandumda “bitaraf” olanlar, “bertaraf” olma tehdidi altında yaşamaya çalışacaktır. Hukukçuların “ihsas-ı rey” ile güvensiz olduğu alenen afişe edilen YARSAV ise kapatılma tehdidi ile karşı karşıya gelecektir. Yanlış düşünen Bakanlar “Kapı dışarı” edilme korkusuyla daha bağımlı, milletvekilleri “söz ola kestire başı” motivasyonuyla daha heyecanlı hale gelecektir.

Dinleme, izleme ve tutuklamalar ne olacak?
Söz gelimi iktidarın iddiasına göre 13 Eylül günü “yargı ve asker vesayeti” sona erecek, 12 Eylül Anayasası tarihin çöplüğündeki yerini alacaktır. Ancak 13 Eylül günü yargının sorunlarının hangi istikamete doğru evrileceği belli değildir. Örneğin, yılların yıllara aktardığı binlerce dava dosyasının akıbeti ne olacaktır? Toptan tutuklama, toptan serbest bırakma ve tutuklama kararıyla birlikte beş buçuk ay sonrasına duruşma günü verme işi ne olacaktır? Yasal ya da yasa dışı dinlemelerin Sayın Bakanın “dinlenmek istemeyen konuşmasın” paradigmasıyla mı çözüleceği konusu da çok açık değildir. Silivri’de iki yıldır tutuklu olduğu halde hâlâ suçunun “ne” olduğunu soranlara tatmin edici cevap verilecek midir? O da belli değildir.

“Kürt” ve Apo konusu
İmralı’daki hükümlü ile görüşmeler konusunda Cumhurbaşkanı’nın “devlet gerekirse konuşur”, Başbakan’ın “istihbarat elbette görüşür”, ana muhalefet liderinin “devletin diyaloğunda bir sakınca yok” açıklamaları 13 Eylül günü ne olacak?
Referandumu bölücü ve ayırıcı siyaseti için bir fırsat olarak kullanan BDP’nin “demokratik özerklik” tahriki ne olacaktır?
İktidar; sorunu çözüyorum, açılıma devam ediyorum diyerek Kalkınma Ajansları ve “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi”  adı altında üstü kapalı “özerklik” projesini hayata geçirecek midir? Böylece Türkiye’nin bölünme süreci hızlanacak mıdır?
13 Eylül günü cevaplandırılması gereken bir başka önemli soru da önce toplumda sonra da iktidar ile muhalefet arasında suni olarak yaratılan kutuplaşma ve ayrışmanın ne olacağı hususudur.
Nihayet toplumun birliği, ülkenin bütünlüğü ve halkın güvenliği konusunda oluşan kaygıyı referandum sonuçları giderecek midir? Yoksa daha da derinleştirecek midir? Demokrasi ve hukuk devletinin ne olacağı hususunu ise sormaya, bilmem gerek var mı? Bu anlamda halkın referanduma evet demesi çözüm değil daha çok soru ve sorun üretecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları