15 yaşındaki çocuklarımız...

15 yaşındaki çocuklarımız...

Yaygın kanıdır ve yapılan bir araştırma da benzer ve de vahim sonuçlar vermiştir. Ülkemizde 15 yaşındaki çocuklarda eleştirel düşünce becerisine sahip olanların oranı yüzde 2.2 imiş. OECD araştırmasının sonuçları bunlar. Yani, her 100 çocuğumuzdan ancak ikisi analitik düşünebiliyor, sorun çözebiliyor, derdini, meramını adam gibi anlatabiliyor! Gerisi ise tam anlamıyla debeleniyor olduğu yerde. Bu yüzde 2'nin dışında kalanlar meramlarını nasıl dile getiriyor? Birbirlerine ne anlatıyor ve karşılıklı olarak anlatanlardan ne anlıyorlar? Anne ve babalarıyla kurdukları ilişki ne kadar sağlıklı acaba? Ya da buna ilişki diyebilir miyiz bu rakamlara bakarak? Peki, ebeveynler, çocuklarını yetiştirmeye çalışırken ne demek istediklerini, beklentilerini anlatabiliyor mı? Çocuğun zihninde yer edecek ve sonuç alacak cümleleri var mı ailelerin? Arkadaşlar, dostlar, "kankiler" dertlerini birbirlerine iyi anlatabiliyor mu? Yoksa bu alanda da beni yanlış anladın gibilerinden serzenişler gırla mı gidiyor? Peki sen kendini iyi anlattın mı? Bu donanıma sahip olmak için ne yaptın? Kitabın pek sevilmediği, araştırma, yaratıcı ve özgür düşünce mefhumlarının pek kabul görmediği bir ülkede, gelecekten ne bekliyoruz acaba? Çocuklarımız bu alanda yerlerde sürünürken, oranların çok yüksek olduğu ülkelerdeki çocuklarla nasıl rekabet edecekler dünya sahnesinde?

Hükümetimiz, devletimiz, eğitimcilerimiz bu işi bir sorun olarak görüyor mu acaba? Çocuklarımızın ezici çocğunluğunun eleştirel düşünce becerisinden yoksun olması onlara göre dert edilmeye değer midir? Bir planları, projeleri var mı hayatın bu alanında?

Aralarından birisi çıkar da bir ses verir mi dersiniz?

***

BEYEFENDİ

Acılarına dört elle sarılanlar

Altmışlı yaşların ortalarında bir adamın beğenmediği bir tavrı hakkında serzenişte bulunur Beyefendi ve ilginç bir yanıt alır, bu faniyi iyi tanıyan birinden:

"Ama o boşanmış bir ailenin çocuğu, henüz on yaşındaymış o zamanlar..."

Orta yaşlı kadının yüz hatlarına bir süre baktı, sonra anladım gibilerinden saygıyla başını eğdi ve uzaklaştı mekandan. Ama o adamın halleri gitmedi gözünün önünden. Sanki on beş yaşındaki bir ergen gibi davranmıştı adam. Anlaşılan diye geçirdi içinden, bu sorununu çözmeye yeltenmemiş bile muhtemelen ve onunla yaşayıp gitmeyip tercih etmiş...

Yakınlardaki parkta bir süre başına buyruk bir halde dolaşmak geldi içinden ve çıktı kapıdan ağır adımlarla...

"Ne tuhaf" diye geçirdi içinden, parkta koca bir ağacın gölgesinde şans eseri boş bulduğu banka otururken. Ne çok yaralı insan var çevrede diye devam etti sonra. Kimisi eşinden çok uzun zaman önce ayrılmış, ama unutamamış başına geleni. Ebedi terk edilmiş muamelesi yapmış kendine. Kimisi ailesinden birinin ölümünü asla kabullenenemiş. Kimisi iflas etmiş. Kimisinin ailesinden birinin başı belaya girmiş. Kiminin kızı istemediği bir adamla evlenmiş. Bazıları anne ve babalarıyla anlaşmayı bir türlü becerememiş. Sevilmek için yanıp tutuşan nice insan bunu yolunu dahi bulamamış. Ve daha nice dertli...

Velhasıl dedi Beyefendi, sayısız yaralı bereli insan dolaşıyor hayatın içinde. Ve bunlarla her adımda her yerde karşılaşıyorum. Yaralarını, dertlerini seviyorlar sanki. Yaralı yaşamanın insanların kendilerine acımasını beraberinde getirdiğini biliyor ve bunu istiyor gibiler. Dertsiz var olamayacaklarına inanmışlar! Ve yıllarca acılarını taze tuttukları için, bir anda o acının ellerinden kayıp gitmesiyle büyük boşluğa düşeceklerini biliyorlar. Ve işte bundan ölesiye korktukları için dört elle sarılıyorlar acılarına. Yaralarına tutunuyorlar...

Yerinden kalktı, ağacın dalına uzanıp nazikçe bir yaprak kopardı ve kokladı. Hayat güzel yine de dedi sonra...

***

OKUYUNUZ

Fukuko, kocası Şozo ile yeni bir hayata başladığı günlerde kocasının eski karısı Şinako'dan bir mektup alır. Kadın, duygu yüklü mektubunda tek bir şey istemektedir: Şozo'nun deliler gibi sevdiği kedisi Lili'yi. İlk bakışta, masum bir istektir elbette bu. Ne var ki Lili -tüm kediler gibi- girdiği hayatların en olmadık yerlerine kıvrılmıştır... Cuniçiro Tanizaki, "Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın" adlı eserinde aşkın ve insanın karanlık yanlarına ışık tutuyor.

***

İŞTE O KADAR

Hiçbir şey demeden ne çok laf ediyoruz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş