1923/7 Haziran 2015/2023

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 92. yılında, 7 Haziran 2015, yöneticilerimizi seçeceğiz. Ülkemizin genel manzarası çok karışık, tozdan-dumandan ferman görülmüyor. Türk Milletinin bir ve bütün olan yapısı gibi Türk Devletinin temel yapısı da, ısrarla ayrıştırılmaktadır. Çözüm bekleyen yığınla meselemiz dururken, bir de ayrıştırılan kesimler arasına husumet sokularak; kamplaşmalar, zıtlaşmalar, çatışmalar derinleştiriliyor doymak bilmeyen vurgun-soygun ve ahlaki çöküntü meşrulaştırılıyor. Hak-hukuk ve değerler sömürülerek itibarsızlaştırılıyor, devletin kurum ve kuralları işlemez hale getiriliyor; terör üssü olduk, içeriden ve dışarıdan kuşatılıyoruz. 
Tarihte bir benzeri görülmeyen bu duruma neden ve nasıl düştük, düşünmeliyiz. Anadolu’da kurduğumuz üçüncü devletimiz Türkiye Cumhuriyeti; demek ki, ikisini yaşatamamış ve kaybetmişiz. Selçuklu Devletinin ömrü, Beyliklerle beraber 230 yıl sürmüş. Türk Milletinin en büyük eseri dediğimiz Osmanlı Cihan Devleti 623 yıl yaşamış ve tarih olmuştur. Selçuklu Devletinden Osmanlıya geçiş gibi, Osmanlıdan da Türkiye Cumhuriyetine geçiş aynı olmuştur. Kısa ifadesiyle Türk Milleti, biri bitmeden diğer Devletini kurmayı başarmış ve egemenliğini kesintisiz olarak sürdürmesini bilmiştir. Bu üç devletin de kurucusu ve sahibi Türk Milletidir. Egemenliği hiçbir unsurla paylaşmamıştır. Selçuklu ve Osmanlı tarih sahnesinden nasıl çekilip gitti, bunlar biliniyor. Dilimizde “Yedi düvele karşı” diye bir tabir vardır, öyle oldu. Bunda devrinin en yüksek medeniyetini kurmuş olan Devletlerimizin yöneticilerinin, ilim adamlarının ve aydınların, hatta halkın hiç kusuru olmamış mı? Kusursuzluk mümkün mü? Elbette olmuştur. Bir kere, dünya değişirken bunu görememişler, görse de yetişememişler... Düşman doğudan batıdan yüklenmiş... Yetersiz kalan Türk nüfusu yorulmuş, duraklama başlamış... İşler sarpa sarınca da iç çekişmeler, didişmeler öne geçmiş... vb.
Bunları niçin hatırlatıyoruz? Söyleyelim; bugün yaşananlarla kıyaslayabilelim diye... Elbette şartlar çok farklıdır. Ama, bugün nüfusumuz Türk tarihinde ilk defa 80 milyonu aşmıştır. 92 yıllık Cumhuriyet tarihinde, adeta sıfırdan başlayarak, son zamanların keşmekeşine rağmen, bölgemizin kalkınan, güçlü ve itibarlı milletlerinden ve devletlerinden biri konumuna geldik. Eğitilmiş insan, organizasyon, sanayileşme, üretim, askeri güç gibi alanlarda öndeyiz. Bütün bunlar tamam da, Haçlıların tasallutundan bir türlü kurtulamıyoruz. Yöneticisinden bilmem neyine kadar iş birlikçiler bulup ülkemizi çökertmeye çalışıyorlar. Bölücü terör her türlü himayeyi görebiliyor. Şaşılacak ve dünyamızda bir benzer görülmeyecek şekilde, egemenliğimizin en yüce kurumu olan TBMM’ye girmiş; dağdaki, ovadaki, şehirdeki terör örgütünü alenen destekliyor; Devletimize ve Milletimize meydan okuyabiliyor. Buna karşı Devletin kanunları uygulanamıyor, sanki yargı felç edilmiş gibi, seyirci. Can, mal güvenliği, devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü savunulamıyor. Bir kısım iktidar sahipleri bütün bunların “demokratikleşmenin, eşitliğin ve özgürleşmenin” gereği olduğunu durmadan savunuyorlar. Aslında insan haklarıyla ilgili olan bu kavramlar çarpıtılıp,  “grup/egemenlik hakkına”  dönüştürülerek, ilim ve gerçek dışı bir anlayışla;  “Türkiye, sadece, ‘etnik bir topluluk’ olan Türk Milletine ait olamaz. Burada yaşayan başka ‘etnik topluluklar’ da var; bunların hepsine aittir!” deniliyor ve icraat buna göre yapılıyor. İşte ülkede yaşanan iç kargaşa bu aldatmacadan kaynaklanmakta ve bölücü, kanlı terör, bu emperyalist yalana dayanarak cinayet işlemektedir. 
Halbuki; her milletin bünyesinde, milletle kaynaşmış, ayrılma kabul etmez  çeşitli etnik topluluklar daima vardır. Bunların da dahil olduğu sosyolojik varlığa “Millet”  denir. Devleti de milletler kurar ve mezhebi, aşireti, ailesi, ırkı ve etnisitesi ne olursa olsun, her vatandaş veya birey devletin kanunları karşısında eşittir. Kimseye imtiyaz tanınamaz. Dünyamızın genel durumu ve gerçekler de aynen böyledir. Türk Milletinin Anadolu’da kurduğu üçüncü Devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti de, Büyük Atatürk ve arkadaşları tarafından bu tarihi, evrensel ve çağdaş kurallara göre kurulmuştur. Atatürk’e düşmanlık da buradan gelmektedir. Diyorlar ki;  “Cumhuriyet iyi, ama sadece Türklere göre kuruldu. Diğer topluluklar yok sayıldı. Devlete ortak yapılmadı. Halbuki Osmanlı’da böyle değildi.” (Kaynak: 2. Cumhuriyet tartışmaları, Başak Yay. Ankara 1993) Osmanlıyı biraz olsun tanıyanlar, bu iddiaların bir aldatmacadan ibaret olduğunu bileceklerdir. Meselâ; 1876 Kanunu Esasi’ye göre “Devletin dili Türkçedir, Türkçe okuma yazma bilmeyen memur ve milletvekili, olamaz, Meclisin dili Türkçedir. Kanun önünde herkes eşittir.” 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları da böyle demiyor mu?
Sonuç: Bu tespitlere göre: 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine, etnik grupların ortaklığına dayanan “çok ortaklı” yeni bir devlet kurulacaktır. Devletin sahibi 1 iken 2 olursa 2’ye, 3 olursa 3’e bölünmüş olmayacak mı? 
Bin yıllık bağımsız Devletimiz ve Vatanımız için;  “Barış süreci!”nin ortağı AKP’ye, özellikle de teröristbaşının partisine hayır diyelim!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları