1974'ten Bugüne KKTC

A+A-
İrfan ÜLKÜ

KKTC Barış harekatının otuzüçüncü yıldönümünü belki de eskiden olduğunun tersine biraz buruk kutladık bu yıl. Annan Planı süreciyle başlayan gelişmeler, adada hem içeriden hem de dışarıdan Türk Ordusu’nun konumunun zayıflatılması, bugünkü KKTC yönetiminin kendi soydaşlarını işgalci gibi algılaması bütün bunlar şu soruyu gündeme getiriyor:
 
“KKTC, Doğu Akdeniz ’deki bu Türk Cumhuriyeti artık yaşamayacak mı? Kıbrıs  Barış Harekatı’ndan sonra bu konuda yazılmış en önemli kitaplardan birisi profesör Pierre Oberling’in The Fragedy of Cyrprus(Kıbrıs Trajedisi) adlı kitabıdır. Oberling barış harekatını tarihsel bir gereklilik olarak şöyle yorumluyor:

” Genellikle sanılır ki, Türkler Kıbrıs’ı fethetmekle onu Yunanlılardan çalmışlardır. Halbuki bu tarihte Bizans-Rum İmparatorluğu sona ereli bir yüz yıldan fazla zaman geçmiş ve Kıbrıs da yaklaşık üçyüz yıldan beri Batı Avrupa’nın egemenliği altında yaşamaktaydı. (Önce Lusignan şövalyeleri sonra Venedikliler)

Bazen de Kıbrıs Türkleri’nin sonradan geldikleri için adayla bağlantılarınınn kısa süreli olması sebebiyle adayı bir vatan saymak için geçerli iddiaya sahip olmadıkları ileri sürülür. Bugünkü Türkler’in ataları, ilk İngiliz göçmenlerinin Kuzey Amerika’ya gelmelerinden çok önce, 1570’lerde yeni vatanlarına gelmişler ve dörtyüz yıldan fazla bir süre adada yaşamışlardır.
Oberling, Türkiye’nin barış harekatına kadar olan adadaki gelişmeleri özetledikten sonra, kanlı savaşlar sırasında Rumların yaptığı katliamı anlatıyor:

“Binlerce Kıbrıs Türk’ü rehin alındı. Türk kadınlarına tecavüz edilirken, sokaktaki çocuklara ateş edildi ve Limasol’un Türk kesimi ateşe verildi. Rum milli muhafızlarının kontrolüne geçen Limasol’un Türk kesiminde Türk mahalleleri çok kötü muamelelere maruz kaldılar. 15 yaşında bir kız çocuğu şunları anlatıyordu:

” Sokak aralarından koşarak kaçtım; askerler hep arkamdan ateş ediyorlardı. Bir eve sığındığımda askerlerin bir kadına tecavüz ettiklerini gördüm. Ondan sonra da gözlerimin önünde kadına ateş ederek öldürdüler.

Ayrıca Magosa ve çevresinde de Rum vahşeti akıl almaz boyutlardadır. İsmini açıklamayan olayların görgü tanığı bir Alman turist, o günlerde Almanya’nın Sesi radyosunda şunları anlatıyordu.

“Magosa civarındaki köylerde Rum milli muhafızları eşine rastlanmayan vahşet örnekleri sergilemişlerdir. Bunlar Türk evlerine girip kadınlarla çocukların üzerine kurşun yağdırmışlardır. Rumların kasaplığını insan aklı almaz. Bir çok Türk’ün de boğazını kestiler. Yakaladıkları kadınların hepsine tecavüz ettiler.”
Oberling’in kitabı şu sözlerle bitiyor:
“Bugün Kıbrıs Türk çocukları, normal ve sükun içinde bir hayatı sürdürmekteyse-
ler bu tamamen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türk Ordusu’nun sağladığı koruma sayesindedir. 1970’lerin sonunda doğanlar şimdi delikanlı olmak üzereler. Bunlar korkudan uzak yaşadıkça yaraları da iyileşecek ve zamanla acı anıları da silinecektir.”
KKTC’ye yeniden korkuyu getirmek isteyenlerce, yaraların yeniden açılması için çalışan güçlere karşı, hem KKTC içinde hem de dışarıda uyanık olmalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları