2011’de Türkçü olmak

Kürşad ZORLU

Büyük önder Atatürk, Türk kavramını tabiatın çocuğuna benzetmekte ve şöyle demektedir: Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir...
Nihal Atsız da  “Türkçülüğün en büyük görevi Türklüğe hizmettir”  diyerek Türkçülüğün nihai hedefine vurgu yapmaktadır.
Alparslan Türkeş ise  “Türkçülük, Türk Milleti için ve onu teşkil eden her fert için en mukaddes ve en tabii bir haktır” şeklindeki sözleriyle aslında Türkçülük yapmak kadar yapmamanın da bir hak olduğunu işaret etmektedir.
Gerçekten bu konuya böyle yaklaşılmalıdır. Zaten  “ne mutlu Türküm diyene”  sözü bu hakkın ve serbestliğin altını çizmektedir. Türkçülük, en azından benim için kendisini Türk hissetmeyen ve hatta Kürt hisseden birisine de insanca bakabilmektir. Zira hiç kimse kendisini Türk hissetmediği için suçlanamaz. Cezalandırılamaz.
Peki nereye kadar?
İşte bunun cevabı da  “insan” kavramında aranmalıdır. Öyle ki değerlerime, umutlarıma, geçmişime, özgürlüğüme ve nihayet yaşama sebebime saygı göstererek müdahale edilmediği sürece...
Fakat gelin görün ki; kendisini Türk hisseden ve bunu yaşama biçimi haline getiren her birey de en az onlar kadar özgürdür ve öyle olmalıdır.
Neden böyle olmasın ki?
Türkçülük, adı Türkiye, dili Türkçe ve sembolü Türk bayrağı olan bir millet için ayrıştırıcı değil aksine birleştirici bir kavramdır. Önemli olan bireylerin kavramlara yüklediği anlamlardır. En basit ifadesiyle bu ülkenin %80’i ve hatta daha fazlası kendisini Türk hissetmektedir. Aynı şekilde  “Ben Kürdüm ama hem de Türküm”  diyen insanları da bu kapsamın dışında bırakmamak lazımdır. Meseleye böyle bakıldığında sorun ve çözümlerin odağında anlamları ortaklaştırabilmek bulunmaktadır. Eğer bunu başaramıyorsanız ileri sürdüğünüz hiçbir yeni kavram birleştirmez ve ötekileştirme süreci esas o zaman başlar. Örneğin  “Türkiyeli”  olma yaklaşımının sanıldığı gibi liberal dünyaya uyum sağlamak ve büyüyen sorunları çözmek yerine, koskoca bir milleti parçalara bölerek vahşi kapitalizmin kucağına bırakabileceğini unutmamak gerekir.
O halde bu milletin mensupları önce millet olma bilinciyle yoğrulmalı ve geleceğe birlikte yürümenin, umuda giden yolun başlangıcı olduğu anlatılabilmelidir. İşin en önemli ve güzel yanı da insanı esas alan Türkçülük yaklaşımının dün olduğu gibi 2011’de de bu çağrıyı yapıyor olmasıdır. Çünkü Türkçülük Türkiye’yi sevmek ve daha ileriye taşımaktır.                      O inançla yaşamak ve çalışmaktır. Bu kültüre sahip çıkmak ve yeri geldiğinde onunla yüzleşmektir. Yüzleşilen tarihin köklerinde yücelmektir. Yani ayrıştırmak, bölmek ya da parçalamak, Türkçülüğün karşıt alanları olarak kabul edilmelidir.


Doğu Türkistan
Türk dünyasının en doğusu... Adı üstünde Doğu Türkistan. Onlar dünyanın gözünü yumduğu, kulağını tıkadığı büyük bir mücadele veriyor.  Asimilasyonla, yıldırmayla, ötekileştirmeyle savaşıyorlar. Kapitalizmin gölgesinde yeni nesiller yaratmaya çalışıyorlar. Yeni yılın onlara umut vererek güç katmasını, barış içinde ve geleceğe güvenle bakabilecekleri bir ortam sağlanmasını diliyorum...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş