2014: Öküzün öldüğü yıl

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

Öküzün öldüğü ve henüz öküz yerde yatarken ortaklığın da bozulduğu bir yıldı 2014.
Oysa her şey ne kadar da güzel gidiyordu, ne istiyorlarsa veriliyordu.
Birlikte ağlanıyor, gözyaşları sular seller gibi akıyor, birbirine karışıyordu.
Birisi Türk okullarıyla gurur duyuyordu, göğsünü kabartıyordu dünyanın dört bir tarafındaki Türk okulları ve o okullarda dalgalanan Türk bayrakları. Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçiliğinin olmadığı yerlerde devletten önce giden fedâkâr öğretmenler,  “Gurbeti sılaya çeviren, ulaştıkları her noktaya memleket havasını götüren bu fedâkâr öğretmenlerimizi ben bugün bir kez daha her türlü takdirin üstünde kutluyorum” denilerek göklere çıkarılıyordu.
Olimpiyatlar düzenleniyordu; Türkçe olimpiyatları.
Dünyanın en ücrâ köşelerinden akvâm-ı beşerin ergen çocukları sahneye çıkıyor, ergen sesleriyle Türkçe’nin kaşını gözünü yararak ‘Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur’ türküsünü seslendiriyorlar, şarkılarının sonunda göğüslerinden Türk bayrağı çıkardıklarında salonlarda duygu patlamaları yaşanıyor, devletin en üst makamları önce engellemeye çalıştıkları gözyaşlarını bir süre sonra âzâd ediyorlar ve hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.
Feryâd-ı figân bir çağrı yükseliyordu mikrofondan:
“Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Doğrusu ben şu andaki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. Öyleyse bitsin bu hasret diyelim. Gurbeti bir kenara, hasreti bir kenara bırakalım diyorum”.
Davete icabet edilmedi... beklenen gelmedi... hasret dinmedi... iftirâk bitmedi... vuslat gerçekleşmedi...
Fakat referandumda  “imkân olsa mezardakiler bile kaldırılarak evet oyu kullandırılacaktı” , darbelere karşı sırt sırta, omuz omuza, göz göze, diz dize, gönül gönüleydi tarafeyn...
Ali İsmail’i sokak ortasında döverek öldürenler  “efsâne yazıyorlardı” .
‘Çözüm süreci’ tedâvüle sürüldüğünde ‘Hudeybiye Anlaşması’na atıflar yapılıyordu, ‘Peygamber de böyle yapardı’deniliyordu destek vermek için.
Ortalığı toza dumana katan davalar açılıyordu. Operasyonlar kameralar eşliğinde yapılıyor, silahların bulunduğu evlere, kazılan çukurlara güvenlik güçlerinden evvel kameralar gidiyordu, canlı yayınlarda spikerler avazları çıktığı kadar dehşetengîz haber anonsları yapıyorlardı.
Bir biri ardına tutuklamalar yapılıyor, Genelkurmay Başkanı cezaevine yollanıyordu, örgüt lideri olmak suçuyla.
Birisi ise ekranlarda  “Yargının işine karışmayın, yargıyı rahat bırakın” diyordu.
Yargıda, emniyette, istihbaratta, eğitimde ve bürokrasinin en kılcal damarlarında aşk yaşanıyordu, ne istiyorlarsa veriliyordu.
Sonra ne mi oldu?
Öküz öldü... Öküzün cansız bedeni daha yerdeyken de ortaklık bozuldu...
O yere göğe sığdırılamayan öğretmenler bizzat devletin büyükelçilikleri tarafından bulundukları ülkelerin güvenlik birimlerine ‘ajan’ olarak ihbar edilmeye başlandı, Türk okullarının kapatılması için kampanyalar başlatıldı.
Devlet erkânının neredeyse tamamının ailece iştirak ettikleri Türkçe Olimpiyatları’na salon
verilmedi.
“Bitsin bu hasret...”  çağrıları yerini  “sahte peygamber” e bıraktı.
“Efsâne yazan polisler”  birden bire devletin içine sızmış ‘paralel ajanlara’dönüştü.
Diğer taraftan ‘Hudeybiye Anlaşması’yla cevaz verilen ‘Çözüm Süreci’de bu arada ‘ihânet anlaşması’ oluverdi.
Ne oldu peki?
İmkânı olsa ölülere bile oy verdirilecek bir iktidarın tüm bağırsakları deşildi 17 Aralık’ta ve 25 Aralık’ta...
Ne olduysa o zaman oldu...
Kahramanlar hain, veliler haşhâşî, fedâkâr öğretmenler ajan, efsane yazanlar paralel oldu.
Kasetlerden pislik ve günah yayıldı ülkeye.
“Yolsuzluk, iltimas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, tiran, haşhâşî, sahte peygamber, çete, sülük” gibi kelimeler vird oldu dillere.
‘Hak, hukuk, adalet, liyâkat’ gibi değerler ayaklar altına alındı.
İntikam cadı avına dönüştürüldü.
Operasyon hukukun değil, orman kanunlarının emrine girdi.
Paralellerin, bakan çocuklarının odalarına koyduğu(!) rüşvet paraları paralellerle değil Bakan çocuklarına ve cârî açığı kapatan hayırsever iş adamına faiziyle iade edildi.
Bir medya yöneticisi ve 16 yaşında bir çocuk tutuklandı.
Yolsuzluk fetvaları yazıldı.
Peygamber hırkası binlerce Mehmetçiğimizin kanlarının aktığı bir yere serildi, kırılan onurların tamiri için.
Hülasaa:
Kâbus gibi bir yıldı 2014.
Bu yılı yaşamayan gelecek nesiller ne kadar şanslılar, çünkü bu ülkenin neredeyse yüzde ellisi 2014 yılında haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği, hırsızlığı, ahlâksızlığı, yolsuzluğu ve kendisine küfreden iş adamlarını onayladı...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları