27 Mayıs 1960’da ben oradaydım!

A+A-
Altemur KILIÇ




Önceki yazımda 27 Mayıs 1960 darbesi hakkındaki düşüncelerimi yazmıştım... O  “darbenin”  canlı kalmış tanıklarından ve mağdurlarından biriyim. Bu darbeyi ve beni de Yassıada’ya tıkan yolun anılarını gene yazmam, hatırlatmam lazım... Zira zaman geçtikçe, tanıklar azaldıkça ve de yok oldukça ayrıntılar unutuluyor; genç kuşaklara hatırlatmam gerek. 

Freni patlamış otobüsün içinde
1960 Mayısının başında darbe gümbür gümbür yaklaşıyordu. Devletin, hükümetin içinde, bazılarımız, Menderes’in etrafındaki küçük bir grup,(mesela Fatin Rüştü Zorlu, Medeni  Berk, Sebati Ataman, Özel Kalem Müdürü Ercüment Yavuzalp) freni tutmayan bir otobüsün içinde mukadder sona doğru, son sürat gidildiğinin farkında idik. Yakında bir şeyler olacağını hissediyorduk.
Ben Devlet Enformasyonundan sorumlu olarak, bütün dünyaya yayılmış ihtilal şayialarının doğru olmadığını, her şeyin normal gittiğini anlatmak için, aralarında Le Monde yazarı, sonra Ankara Büyük Elçisi Eric Rouleau’nun da bulunduğu bir Fransız medya grubunu davet etmiştim. Meğer, Rouleau’nun sonraki haberinin başlığındaki gibi, onları “Bir ihtilali izlemeye” davet etmişiz. 
26 Mayıs gecesi ziyaretçiler şerefine Ankara Radyoevinde, konserli bir  resepsiyon tertip etmiştik. Sıkıyönetim vardı ve görevli bazı subaylar da  gelmişlerdi. Kore’den tanıdığım bir binbaşı yanıma yaklaştı, manidar bir şekilde  “son geceniz” dedi...

Olaylar gelişiyor
Olaylar süratle gelişiyordu; Mülkiye olayları, sonra adının “Deniz” olduğu söylenen bir gencin, Menderes’in yakasına yapıştığı, 555K (5’inci ayın 5’inci günü, saat 5’te, Kızılay’da) mitingi, Harbiyelilerin yürüyüşü, İstanbul ve Ankara’da Sıkıyönetime rağmen, sonu gelmeyen nümayişler, gerginliği arttırıyordu. Tahkikat Komisyonunun kurulması da tuz biber ekmişti. İsmet Paşa, herhalde bir şeyler bildiği ve sezdiği için, Mecliste, meşhur tahkikat encümeni tasarısı görüşülüp kabul edildikten sonra,  “Sizi  artık ben bile kurtaramam”  demişti.
NATO Bakanlar Konseyi, Mayısta İstanbul’da toplanacaktı. NATO Genel Sekreteri Spaak daha önce Ankara’ya gelmiş ve bu şartlarda toplantının İstanbul’dan başka bir yerde toplanmasını, nazikane önermişti. Hükümet bu teklifi geri çevirdi.

Harbiyeliler yürüyor
Harbiyelilerin Ankara’daki yürüyüşünü İstanbul’da haber aldım. Yabancı medya mensupları bu konuda izahat istiyorlardı. Başbakanı telefonla aradım. Bana  “Yanlış yalan haberler yayıyorlar, tekzip et; Harbiyeliler bizi desteklemek için yürüdüler” dedi. Ben de bunun hakikat olmadığını bildiğim halde, mecburen böyle söyledim. Tabii kimse inanmadı.

Fatin Bey bir şeyden
haberdar değildi
NATO toplantısı Belediye Sarayında, tankların gölgesinde yapıldı. Yabancı gazeteciler, toplantıdan ziyade, olaylarla ilgili idiler. Rahmetli Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, resmi ziyaret için gittiği Tahran’dan döndü, ayağının tozuyla, tertip ettiğim basın toplantısına katıldı. Gazeteciler, öldürülen gençleri, et ve kıyma makinalarını sormaya başladılar. Bunlardan ne benim ne de Fatin Bey’in haberi vardı. Fatin Bey bana yavaşça  “Yahu bunlağ doğyu mu?” diye sordu. (Rahmetli r harflerini söyleyemezdi.) Ben de  “İhtimal vermiyorum ama bu haberler yayılıyor” dedim.
Tahran’a gitmeden önce, Ankara’daki makamında idik. Büyük Elçi merhum Semih Günver birden, “Fatin Bey, ihtilal olacak, sizi de beni de asacaklar”  diye çıkış yaptı. Fatin Bey de  “Sus, teybiyesiz heyif !” diye onu susturmaya kalktı, ama hemen arkasından, tevekkülle  “Biliyoyum biliyoyum ama agtık yapılacak biy şey yok”  dedi. Gerçekten artık yapacak bir şey de yoktu.

Eskişehir’den Yassıada’ya
26 Mayıs günü davet ettiğim Eric Roulo’yu ve Fransız Basın heyetini uğurladıktan sonra içime doğmuş gibi anamla helalleştikten sonra Başbakanın daha önce gittiği Eskişehir’e gittim. Adnan Menderes orada genel seçimlerin yapılacağını açıklayacaktı. Açıkladı da ama duyulmadı. Çünkü bir gün önce Başbakanı çirkin el hareketleriyle karşılayan Havacı subaylar, hoparlörlerin kablolarını kesmişlerdi.
27 Mayıs sabahı bir telefonla Valilik makamına çağrıldık. Ve orada benim küçük el radyomdan Alparslan Türkeş’in sesinden darbenin yapıldığını öğrendik. Oradan uçaklarla Ankara’ya götürüldük. Harp Okulunda güç şartlar içinde dört gün geçirdikten sonra uçaklarla İstanbul’a Yeşil Yurt’a, orada biraz hırpalandıktan sonra Kandilli adlı vapurla Yassıada’ya! Yassıada Tesislerini yaptıran, fakat tutuklu Amiral Sadık Altıncan’la birlikte!

İntihar nöbeti
Harp Okulu’nda İçişleri Bakanı Namık Gedik ve Yassıada’da Konya Valisi Cemil Keleşoğlu’nun intihar etmesinden ve bazı arkadaşlarımızın da intihara teşebbüs etmelerinden sonra, koğuşlarda sırasıyla, intihar nöbeti tutardık.
İnsan çok dayanıklı, tahammüllü mahluk. Acılar unutuluyor ve hayat devam ediyor. İnsan kendisine verdiği sözleri tutamıyor, hatta Yassıada’da, arkadaşlarla verdiğimiz “Artık yassı kadayıfı bile yemeyeceğiz”  sözümüzü bile tutamadık!..

Bilanço
Darbeden sonra 150.000 kişi hakkında işlem yaptılar. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, kabine üyeleri, belediye başkanları, yerel yöneticiler başta olmak üzere birçok Demokrat Partili, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşı kahramanlarından Ali Fuat Paşa, eski Genelkurmay Başkanı Mehmet Nuri Yamut da tutuklandılar... 412 kişi Yassıada’da hapsedildi.
Ben de dahil. Ama acıdır, Eskişehir’e beraberimde götürdüğüm radyo ve film ekiplerinin mensupları da hiç suçları olmadığı halde aylarca Yassıada’da tutuklu kaldılar... Ağır şartlar altında yargılandık...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları