27 Mayıs 1960'ın silinemeyen izleri

A+A-
Altemur KILIÇ

Üç gün sonra yani Çarşamba günü, 27 Mayıs Darbesinin 49’uncu yıldönümü... O “darbenin” ve sonrasında olanların, mağdurları tarafında hayatta kalan yakın tanıklarından biriyim... Bu olaylar, ayrıntıları itibariyle hem unutuldu hem de bugün olanlar vesilesiyle doğru yanlış hatırlanıyor, hatırlatılıyor. Gördüklerimi, bildiklerimi, çektiklerimizi çok yazdım, anılarımda da yer aldı.(KILIÇ’TAN KILIÇ’a -Remzi Kitabevi ) Ama her yıl, genç kuşaklara hatırlatmakta fayda görüyorum...

Son gece
26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan son gece darbenin ilk işaretlerini Eskişehir’de, Başbakan Adnan Menderes’in Özel Kalem Müdürü Ercüment Yavuzalp ile birlikte görmüş ve aynen “Yarın Albaylar darbe yapacak” demiştik. Oysa birşeyler olacağı daha bir kaç ay evvelden belliydi.
Ancak Devletin Basın Yayın Genel Müdürü, Başbakanın sözcüsüydüm. Devlet enformasyonundan sorumlu olarak, bütün dünyaya ya\-yılmış ihtilal şayialarının doğru olmadığını, her şeyin normal git\-tiğini anlatmak için, aralarında Le Monde’da yazan, sonra Ankara Büyükelçisi olan Eric Rouleau’nun da bulunduğu bir Fransız basın g\-rubunu Türkiye’ye davet etmiştim.
26 Mayıs gecesi ziyaretçiler şerefine Ankara Radyoevi’nde, konserli bir resepsiyon tertip etmiştik. Sıkıyönetim vardı ve görevli ba\-zı subaylar da gelmişlerdi. Kore’den tanıdığım bir binbaşı yanıma yaklaştı, manidar bir şekilde “Bu son geceniz” dedi. Gerçekten de öyle olacaktı. 26 Mayıs sabahı erken, annemle vedalaştım ve bilme\-den “İhtilali izlemeye gelmiş” Reuters Ajansı muhabirini de alarak Başbakan’a iltihak etmek üzere, otomobille Eskişehir’e, mukadder akıbete doğru hareket ettim.
26 Mayıs sabahı Eskişehir’e vardığımda, Başbakan’ın, Hasan Polatkan’ın, DP milletvekillerinin, Tahsin Yazıcı ve Zihni Üner paşa\-ların da kaldıkları Şeker Fabrikası lojmanında gergin bir hava vardı. Başbakan şerefine o akşam fabrikanın salonunda ziyafet verilecekti. Başbakanın Özel Kalem Müdürü Ercüment Yavuzalp bana üzüntüyle, Başbakan’ın Eskişehir’de karşılanışında Havacı subayların ken\-disine “Hoş geldiniz” diyeceklerini zannederken, onların, bir komutla hep birlikte sırtlarını döndüklerini ve elleri kollarıyla nahoş işaretler yaptıklarını söyledi. Sonradan öğreniyoruz ki bu subay grubunun başında sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olacak Muhsin Batur var\-mış ve komutu da o vermiş...
Menderes, o gün Eskişehir meydanında önemli bir konuşma ya\-pacak ve erken seçimlerin yapılacağını ilan edecekti. Nitekim bu ko\-nuşmayı yapmış hatta hazırladığı metinden de ayrılarak irticalen da\-ha yumuşak olarak, Tahkikat Komisyonu’nun görevini tamamla\-dığını, yakında seçimlere gidileceğini açıkça söylemiş. Ancak hopar\-lörlerin kablolarını kesmişler ve bu çok önemli olabilecek, bir ihti\-malle belki de darbeyi durdurabilecek konuşmayı halk ve basın mensupla\-rı duymamışlar.

Son yemek
Akşam geldi çattı. U şeklindeki masanın baş tarafında Başbakan, üs komutanı General Bedii Kireçtepe ve Bakanlar oturuyordu, İstanbul’dan gelen gazeteciler de oradaydılar... Bando heyecanlı marşlar çalıyor ve uzaktan gördüğümüz kadar Başbakan da içip he\-yecanlanıyordu. Bunlar hiç de iyi işaretler değildi. Bandoyu sustur\-maya çalıştık... Ama “Dağ başını duman almış” marşıyla devam et\-ti. Başbakan daha sonra üniversite hocalarını suçlayan meşhur “Kara cüppeliler” konuş\-masını yaptı... Gazeteciler telefonlara koştular. Ben hemen yerim\-den fırladım; Başbakan’ın yanına gittim ve “Gazeteciler var bura\-da” dedim. İrkildi; “Bana Firüzan’ı (Anadolu Ajansı Genel Müdürü Firüzan Tekil) gönder!” dedi. Ona bu konuşma için basın yasağı koydurmak talimatını vermiş. Ancak ok yaydan çıkmış, iş işten geç\-mişti, yayın yasağı da bardağı taşıran damlalardan olmuştu.

İhtilalin ilk anonsu
O akşam, ben mi söyledim, yoksa Ercüment mi; “Albaylar bir şeyler yapacaklar” dedik. Ercüment  “Sen bu gece burada yat” di\-ye önerdi. Ben eşyalarım Porsuk Oteli’nde olduğu için oraya dön\-düm. Ertesi sabah da çok erkenden, biri telefon ediyordu; “Başbakan Vilayette sizi bekliyor” diye. Küçük radyomu ve çantamı alarak he\-men, koşarak oraya gittim.
Vilayete vardığımda, Eskişehir Valisi, Bakanlar, bütün heyet ora\-daydılar. “Radyon var mı?” diye üzerime atıldılar. Radyoyu açtım ve ihtilalin ilk anonsunu hep birlikte dinledik...
Sonra eski dostum Alparslan Türkeş’e ait olduğunu öğreneceğim bu ses, bütün yurttaşlara, Silahlı Kuvvetlerin müşterek işbirliğiyle yapılan “hareketi”, darbeyi ilan ediyordu.
Vilayete vardığımda “Başbakan nerede”diye sordum... O sırada Başbakan’ın koruması otomo\-bille gelmişti. Ben de buna binip, Menderes’e iltihak etmek istiyor\-dum. Ancak otomobilde yer yoktu. Başbakan, İstanbul milletvekili, Kore kahramanı Tahsin Yazıcı’yı ve Muğla milletvekili Zihni Üner’i yanında istemiş. Halk desteğine güvenerek, Kütahya’ya ve Konya’ya gidecekmiş. Sonra öğrendik ki, bir jet uçağı onları Kütahya’ya git\-meye zorlamış ve orada da tutuklanmışlar. Biz üssün bir yerinde tu\-tuklu iken onu Kütahya’dan alıp getiren C47 uçağının alana inip ha\-valandığını görmüştük...
Biz heyecanla sonumuzu bekliyorduk. Bir gece önce bir Havacı subaydan Eskişehir’de oluğunu bildiğim dostum Hava Binbaşısı Agasi Şen’i sormuştum. “Niçin soruyorsunuz” diye şüphelendi. Eski dostum olduğu için sorduğumu söyledim; Agasi ile Washington’dan çok yakın dosttuk. Çevremiz sarıldıktan sonra, tuvalete gittiğimde, Agasi uçuş kıyafeti ile karşıma çıktı. Meğer o da ihtilalcilerdenmiş. Bana sarıldı, “Altemur, kusura bakma, ihtilal yaptık” dedi. Cebimde bir tabanca, elimde de radyo vardı, ikisini de hemen Agasi’ye verdim. Tabancamı ve radyomu da, ben Yassıada’dan çıktıktan sonra, Ankara’da, Cemal Gürsel’in emir subayı iken, bana geri verdi. Bir süre sonra bizi C47 uçaklarına doldurdular. Galiba Güver\-cinlik veya Mürted Askeri Havaalanına indirdiler. Bizi hangi akı\-betin beklediğini bilmiyorduk.
Havacılar bizi biraz “okşadıktan” sonra otobüslere soktular, Harp Okulu’na götürdüler. Kapıda öğrenciler bizi dipçikleriyle karşıladılar. Elimde kendi çantam ve her nasılsa Ercüment’in çan\-tası kalmıştı. Harp Okulu’nda, Yassıada’ya sevk edilene kadar Ercüment’in çantası
elimde kaldı.
Yıllar sonra İstanbul’da Selimiye’de Birinci Ordu Karargâhı’nda, Orgeneral Orhan Çetindoğan, görevini Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a de\-vir teslim töreninde, 27 Mayıs sabahı beni Ankara’daki evimde süngüyle yataklar altında arayan Harp Okulu öğren\-cisinin kendisi olduğunu söyledi ve özür diledi. Anacığım  “Siz be\-nim oğlumu tanır mısınız? Oralara sığmaz”  dermiş.
Aynı törenden sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman Paşa da iki elimi tuttu, hakkımı helal etmemi istedi, “Seni o zaman tanıyamamışım” deyip özür diledi. Kapıda dipçik vuranlar\-dan biri de o imiş. Tabii hakkımı fazlasıyla helal ettim, hele Yalman Paşa gibi değerli bir komutana!
O darbeden sonra Celal Bayar’a yakınlığından dolayı tutuklanan Bal Mahmut’un (Baler) dediği gibi “Günahlarımız sevaplarımıza denk geldi, yediğimiz dipçikler de yanımıza kâr kaldı.” Memleketime  ve Orduma helal olsun!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları