27 Mayıs için siyasi İslama dini hatırlatmalar

A+A-
Afet ILGAZ

Kaç gündür 27 Mayısla ilgili TV programlarını (ister istemez) dinliyor, yazıları okuyorum. Hepsini değil tabii. Bir tek, yazdığım gazeteyi alıyor ve onun medya sayfasından da diğer basın yazılarından haberdar oluyorum. 27 Mayıs hakkında en doğru ve rikkate getirici yazıyı Altemur Kılıç Bey yazmıştı.
TV konuşmalarından da, ben dinleyemedim, dinleyenler söylüyor, merhum Namık Gedik’in oğlu Arda Gedik, makul ve samimi şeyler söylemişti. Geri kalanlar, 27 Mayıs’a objektif bakan subaylar ve bilim adamları dışında, bir kışkırtıcılar topluluğu olarak göründü gözüme.
Şunu da söyleyeyim, yeri gelmişken, 12 Eylül’de asılan ülkücüler için de ülkücüler devlet terbiyesi gözeterek hiç şikayet etmemişler.

Ben 27 Mayıs’ta nerdeydim?
Ben 27 Mayıs günlerinde üniversitede ikinci tahsilimi yapıyordum. Hiç unutamayacağım bir manzara vardır: Üniversitenin caddeye bakan tarafından gördüklerim! Büyük bayrakların altına girmiş halk, her kısımdan insanlar Aksaray’dan Beyazıt’a doğru yürüyorlar. İçlerinde başörtülü kadınlar var. Bir de Sultanahmet manzarası gözümün önünde. İnönü’nün İstanbul’a geleceği ve Sultanahmet’te konuşacağı gün gene aşağıdan kopup gelen kalabalığın içinde üniversiteden hatta sınıfımdan arkadaşlar görmüştüm. Bağırmaktan kan ter içinde kalmışlardı. Ben o yıllarda aynı zamanda çocuk büyütüyor ve bekliyordum.

Beyaz gazete sayfaları
Özellikle muhalif gazeteler, sabahleyin beyaz boşluklarla çıkardı. Muhalif gazeteciler kovalanır, dövülürdü. Ben o zaman Falih Rıfkı’nın Dünya gazetesinde tek tük yazılar yazmaya başlamıştım. Emil Galip Sandalcı’nın dövüldüğünü hatırlıyorum mesela. Galiba, Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı da tutukluydu. Kırşehir ona oy verdiği için ilçe yapılmıştı.
Her gün radyodan  “Vatan Cephesi” ne geçenleri dinlemekten bıkmıştık. Bu Vatan Cephesi, muhalefete karşı, bugünkü iktidarın yaptığı gibi, cepheleşmeyi oluşturan bir uygulamaydı. Bugün de muhalefet ve muhalifler için “bunlar” deniyor ya... Genç siviller falan gibi topluluklarla “muhalefete muhalefet” ediliyor ya...
Turhan Emeksiz’in ölümünü hatırlıyorum. Bir genç de tanktan düşerek ölmüştü. Tanklarda askerler, öğrenciler ve halk birlikte görünüyordu caddelerde meydanlarda. 27 Mayıs için doğru konuşmak lazım. Bir öğrenci hareketi falan değil, düpedüz bir halk hareketiydi. İnönü’nün sekiz celse Meclise girmesinin yasaklanması, Uşak’ta ve Kayseri’de taşlanıp hakaret görmesi, peş peşe halkı tahrik eden olaylardı.
Tahkikat komisyonlarının 1924 anayasasına falan uygunluğunun olmadığını hukuk profesörleri söylüyor. Tam bir hukuksuzluktu. Bugün Silivri’de şahit olunduğu gibi. Silivri hadiselerinin en üzücü, ibret verici haberlerini Yeniçağ’da Yavuz Selim Demirağ yazıyor.

* * *

Ey Siyasal İslamcılar Din bilgilerinize ne oldu?
Bu kadar kin ve nefretle ne yapmak istiyorsunuz? Bu kadar kini ve nefreti ayakta tutmaya çalışmakla? İşin manevi boyutunu bilmez misiniz, yoksa unuttunuz mu?
Allah, sevdiği kuluna, günahlarının bedelini, dünyada ödetirmiş, bunu size ben mi hatırlatacağım? Rahmetli Menderes’i insan tarafıyla çok severim. Namusuna, dürüstlüğüne, devlet malına karşı olan titizliğine inanırım. Bugünkülerle kıyas kabul etmez. Hiç kıyas kabul etmez ama üzülerek söyleyeceğim ki büyük aşk da olsa, iki evli kadınla olan macerasını alenileştirmişti. İki ailenin, birçok insanın hayatı söndü, bir genç bu yüzden intihar etti.
Berrin hanımın efendiliği de asla unutulacak cinsten bir şey değildir. İki oğlunun ölümüne şahit oldu. O zamanlar, başbayanlar, hanımefendilerdi, sonrakiler gibi hırslı kadınlar değillerdi.
Menderes’in günahlarını burada ödeyip öteki tarafa tertemiz gittiğine inanıyorum. Ailesinin de. Öteki kıymetli DP zevatının da.

* * *


Tasavvuf kanallarında bu hadiselerden hiç bahsedilmiyor. Çünkü onlar işi biliyorlar. Tuncay Özkan’ın elinden alınan BİZ kanalını bir izleyin cesaretiniz varsa; ben bakamıyorum, saniyede geçiyorum. Geri kalanlarda ise nefreti körükleyici, insanları bu nefret üzerinden birbirine düşürücü bir anlayış hakim.
Siz, sorgulayıcılar, yüzleşmeciler, hesaplaşmacılar, öteki dünyaya inanmıyor musunuz yoksa?

Yazarın Diğer Yazıları