27 Mayıs’tan günümüze

Altemur KILIÇ

Yarın 27 Mayıs. Bu tarih, hatırlayacağınız gibi Türk tarihinin en önemli kavşaklarından olan 27 Mayıs 1960 cunta darbesinin 53. yıl dönümü. Bu darbe Türkiye’yi köklerinden sarsmış, siyaseti alt üst etmişti. Hâlâ onun sıkıntısını çekiyoruz. Ancak o önemli darbeden önce dönemin iktidarı, ülkemizi şimdi olduğu kadar AKP hükümeti kadar alt üst etmemiştir. Ülkemizi 19 Mayıs’ta cumhuriyetin kuruluş yolundaki epik yolculuğun başlangıcı gibi kaosa sürüklememişti. Şimdi AKP iktidarının ve sözde cumhuriyetin Başbakanı olacak olan zat, kendi maksatları ve amaçları için Atatürk Cumhuriyetine karşı sürekli bir saldırı içerisinde. Atatürk’ün cumhuriyetinin bütün simgeleri ilkeleri alt-üst ediliyor. 27 Mayıs’ta o darbenin biz mağdurları ve darbe yapanlar ile aramızda yorum, uygulama farkları olsa bile aynı esas Atatürkçü çizgideydik. Son 19 Mayıs yıldönümünde gayet açık bir şekilde anlaşıldı ki Erdoğan ve iktidarı kesinlikle bu çizgide değil. Atatürk’e ve cumhuriyetine açıkça düşman. 19 Mayıs günü bu daha da belli oldu. Yassıada’da biz mağdurların yargılandığımız mahkeme salonu hazır...

 


***

 


Ben, o gerçek darbenin hem yakın tanığı hem de mecazi ve gerçek sillelerini yemiş bir mağduruyum. Yassıada’da dokuz ay yattım. Anılarımı Remzi Kitapevi’nden çıkan, “Kılıç’tan Kılıç’a”  adlı kitabımda yazdım.
Teğet geçişti... Çünkü o gerçek darbe, bazılarının gönüllerine göre bir darbe idi ve askerleri o zaman kendileri ve kendileri gibiler tahrik etmişlerdi. İdam cezasına karşı olanlar, üç devlet adamının düzmece gerekçelerle idam edilmeleri karşısında suskun kaldılar.
Bazıları şimdi Ergenekon dalgaları, Silivri’de olanlar ve meslektaşlarının orada çektiklerine fazla ses çıkartmıyorlar ya! Bu sözde aydınların ihanetidir. İşlerine gelince  “unutmak”  onlar için ezeli şifadır.
Bu darbeden sonra bayram ilan edilmişti, 12 Eylül 1980 darbesine kadar  “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlanırdı. Ama o askerler riyakarlığın idrakiyle bu bayramı kaldırdılar. Çünkü 27 Mayıs onların  “müdahalesinden” hem yöntem, hem anlam ve hem de amaç bakımından çok farklıydı!
Ders alınacaksa 27 Mayıs’tan, çok ders alınmalı. Özellikle o darbeden bir gün önce ülkenin her yerinde göklere çıkarılanların, evlatlarını kurban etmek isteyenlerin, o sabah toz duman olmalarından!..

 


***

 


“Stockholm Sendromu”  diye bir tabir vardır psikiyatride. Türkçeye  “Celladına aşık olmak”  diye çevirmek mümkün.  “Stockholm Sendromu”, 1973’te Stockholm’de banka soyguncularının oradaki insanları rehin aldıktan sonra, durum uzadıkça rehinelerin soygunculardan taraf olma hali. Bu hal, bu sendrom  “Celladına aşık olmak”  rehinenin rehin alana, kurbanın avcıya, mahkumun celladına aşık olma hali olarak psikiyatri literatürüne geçti. Gerçi bizim içeri tıkıldığımıda böyle bir tabir yoktu ama çok şükür biz Yassıada’da buna benzer bir sendroma yakalanmadık. Hiçbirimiz ada komutanı Albay Tarık Güryay’a aşık olmadık!...
Başbakan’ın, yazarlar hakkında aşağılayıcı sözlerine rağmen, tepki göstermemeleri, hatta onu övmekte devam etmeleri  “Stockholm Sendromu”na tipik bir örnek.
Ama unutmamalı; başka bir sendrom da vardır;  “Brutus Sendromu” ... Gün gelir bugün övenler ertesi gün döner, ihanet ederler baltalarıyla sapları keserler!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş