27 Nisan e-muhtırası ve 14 Mart iddianamesi arasındaki benzerlik

İsrafil K.KUMBASAR

27 Nisan tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın Sanalağ’daki (Internet) adresine indirilen ’muhtıra’ gibi bildiride, AKP iktidarının, devletin bağımsızlığını zedeleyen, Cumhuriyetin temel değerlerini aşındıran, ülkenin birlik ve bütünlüğüne yönelik tehdit içeren icraatlarına gösterilen örnekler aynen şöyle sıralanıyordu:

* “Ankara’da 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde Kur’an okuma yarışması tertiplenmiştir.”

* “Şanlıurfa’da; diğer illerden gelen ve çağ dışı kıyafetler giydirilen küçük çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuştur.”

* “Ankara’nın Altındağ ilçesinde ‘Kutlu Doğum Şöleni’için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım için emir verilmiştir.”

* “Denizli’de İl Müftülüğü ile ortaklaşa düzenlenen etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerine başları kapalı şekilde ilahiler söyletilmiştir.”

* “Tavas ilçesinde bir ilköğretim okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler alınmıştır.”
Türk milletinin ortak vicdanına asla hitap etmeyen, aksine iktidar partisinin toprağına bereket taşıyan bu örnekler, ne yazık ki bildirinin asıl özeti olan şu cümlenin dikkatlerden kaçmasına yolaçıyordu:
- “Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.”


* * *

14 Mart tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan ‘muhtıra’ gibi iddianamede, AKP iktidarının, Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden icraatlarına gösterilen örneklerden bazıları şöyle açıklanıyor:

* “Bazı AKP milletvekilleri imam hatiplerin önündeki katsayının kaldırılmasını istemiştir.”

* “Bazı AKP’liler, başörtüsünün kamu kurumlarında da serbest bırakılmasını istemiştir.”

* “Bazı belediyeler, özel günlerde Kur’an-ı Kerim ve ilmihal dağıtmaya kalkışmışlardır.”
AKP iktidarının elebaşları ile ilgili iddianameye konulan örneklerden bazıları ise şu şekilde:

* “Tayyip Erdoğan, “Üniversitede türban yasağını hata olarak görüyorum” demiştir.”

* “Bülent Arınç, Anayasa’ya rağmen, “Laiklik yeniden tanımlanmalı” diye konuşmuştur.”

* “Egemen Bağış, “Meclis’te de başörtülü milletvekili olmalıdır” diye bir ifade kullanmıştır.”
Gerekçe olarak gösterilen örnekler, ne yazık ki iddianamenin asıl özeti olarak nitelendirilebilecek şu ifadenin gözardı edilmesi için yetiyor:
 - “Tayyip Erdoğan, bir Amerikan projesi olan ve kapsamındaki ülkeleri Ilımlı İslami rejimlerle yönetmeyi amaç edinen Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığını yapıyor.”

* * *


27 Nisan tarihli ‘muhtıra’ ile, 14 Mart tarihli ‘iddianame’, nerede ise birbirlerinin tıpkı kopyası gibi.
27 Nisan muhtırasında iktidarın ülke güvenliğini tehlikeye düşüren ‘dış bağlantılı’ icraatları hiçbir surette dikkate alınmamış, verilen örnekler Kutlu Doğum Haftası üzerinden ‘laiklik’ ilkesine odaklanmıştı.
14 Mart iddianamesinde de aynı şekilde, iktidarın ‘ABD/AB/İsrail üçgenindeki’ teslimiyetçi icraatları ile ilgili bir tek örnek yok.
Günahlar, sanki ‘irticaya’ indirgenmiş durumda.
Peki, gerek ordu mensupları, gerekse yargı mensupları, ‘ihanet politikaları’ ile ilgili somut deliller ortada iken, neden hep ‘irtica’ üzerinden topa giriyorlar?
Neden korkuyorlar?
Her iki tablodan algılanan ne yazık ki şudur:
‘Kapalı kapılar arkasında’ ABD ile istediğiniz pazarlıkları yapın, ‘egemenliği’ Avrupa Birliği’ne istediğiniz gibi devredin, ‘Kıbrıs’ı’ istediğiniz gibi Rumlara teslim edin, ‘kukla Barzani yönetimi’ ile istediğiniz ilişkiyi kurun, ‘stratejik öneme’ sahip kurumları istediğiniz gibi satın, ‘vatan topraklarını’ istediğiniz gibi peşkeş çekin, hiç ama hiç önemli değil.
Yeter ki, ‘İslamı çağrıştıran’ herhangi bir meseleye dokunma.

* * * 


Anayasa Mahkemesi, eğer ‘verilen örneklere’ bakarak, iddiaları yeterli bulur da AKP’nin kapatılmasına karar verirse ne alâ?
Peki ya iddianame geri çevrilirse?
27 Nisan muhtırasının, AKP’yi nasıl ‘yüzde 46.7’ oy ile iktidara taşıdığını, Abdullah Gül’ü nasıl Çankaya’ya oturttuğunu hep birlikte gördük.
14 Mart iddianamesinin ‘hangi sonuçlara’ gebe olduğunu da hep birlikte göreceğiz.
‘Kıyamet senaryosuna’ hazır olun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş