28 Şubat'ın andıçına 26 Şubat misillemesi

İsrafil K.KUMBASAR
28 Şubat 1997 ‘post modern’ darbesinin kuşkusuz tartışılacak, yankısı yarınlara da kalacak ‘emsali görülmemiş’ icraatları (!) olmuştur.
Bu dönemin en başta gelen ve hiç kuşku duyulmayacak olan icraatı ise AKP’ye mutlak iktidar, Recep Tayyip Erdoğan’a ise ‘ikbal kapısını’ aralamış olmasıdır.
Darbeler geleneğinin herkesçe kabul gören ilk maddesi ‘ABD onayı’dır. İktidara el koyduğunuzda ister ‘darağaçları’ kurun, ister ‘tek kurşun’ atmayın bir önemi yoktur. Önemli olan ‘Sam Amca’nın desteğini, en azından ‘sessizliğini’ garantilemenizdir.
‘Netekim’, 12 Eylül İhtilali’nin ardından dillendirilen “Bizim çocuklar” şifresi, tarihe bir kayıt olarak düşülmüştür.
Aynı şekilde 28 Şubat’ın bir ‘ABD operasyonu’ olduğu, bugün iktidar yardakçılığı yapan kalemler tarafından da net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Elbette ki bir ‘çelişki’ hemen dikkatinizi çekecek ve şu soru kafanızı kurcalayacak:
- “Darbeyi yapanlar ABD yanlısı ise darbenin mağduru olduğunu söyleyip bugün iktidarda bulunanlar hangi cenahta?”
O noktada akla gelen bir soru daha var:
- “O günün ‘mağdurlarından bir bölümü’ milli görüş gömleğini sırtlarından çıkardıklarını söylememiş midir?”
Yani, yeni rol... Yeni gömlek...

* * *

Hakkını teslim etmek gerekir ki, Sam Amca oyunu kurarken ‘üç beş hamle sonrasını’ da dikkate alır.
Post modern bir darbeyi bile ‘sağmal inek’ gibi görür Washington. ‘Etinden’, ‘sütünden’, ‘yününden’, ‘gönünden’... Hasılı her şeyinden faydalanmayı hesaplar.
O yüzden şaşırmamak gerek, ‘darbeciler’ile, ‘darbe mağdurları’ nasıl ‘aynı değirmene’ su taşıyor diye.
Ve yine şaşırmamak gerek, o gün ‘ağlamaktan’ gözleri kan çanağına dönenler bugün ‘milletin anasını’ ağlatıyor diye.
Şaşılacak tek şey, milletin olup biteni ‘mantık süzgecinden’ geçirmek yerine, ‘Yeşilçam filmlerini’ aratmayacak trajikomik tezgahlara alet olmasıdır.
İki ‘timsah’ gözyaşı, iki ‘yandım-bittim’ edebiyatı... Al sana ‘lale devri’ imkanları...
‘Katlanan’ servetler, ‘geri alınan’ şirketler... ‘Tavan yapan’ kağıtlar...
Hal böyle iken, cevabını bekleyen sorular peş peşe sökün ediyor:
- “Hazır askeri vesayet konusuna el atmışken, şu anlı şanlı post modern darbeciler için heybenizde ne var?”
Bekleyip göreceğiz.
İş oraya uzadı, uzadı. Aksi takdirde Sam Amca’nın hamlelerdeki ustalığı tescillenecek. Bir de ‘mağdur’ edebiyatınız.

* * *

Kimileri kızsa da ‘sivil’ ya da ‘askeri’ vesayet düşkünlüğü kendini gizlemekte ne kadar beceriksiz, şu son günlerde iyice su yüzüne çıktı.
Hatırlasanıza 28 Şubat sürecine damga vuran ‘andıçları’ ve dahi ‘fişlemeleri’.
Bugün o andıçların ve fişlemelerin mağdurlarının ‘hal ve hareketlerini’ de göz önüne getirin, sonra bir daha düşünün.
Daha birkaç gün önce Basından Sorumlu Devlet Bakanı Bülent Arınç, hizaya getirilemeyen basının içine tükürdü. Peşinden bir meslek örgütünün başkanına  “Tüh dedim gelmediniz, bari yuh diyeyim gelin”  iltifatında bulundu.
Daha Arınç’ın tükürüğü kurumadan, bu kez öfke hitabetinin baş sanatçısı Tayyip Erdoğan diline doladı köşe yazarlarını.
Düpedüz gazete patronlarına şikayet etti:
“Maaşını ödediğin yazarlarına hakim ol.”
Aslında haklı Erdoğan. Telefonla sağa sola ‘talimatlar yağdırıp’ iş bağlayan, ‘bakan azarlayan’ patron olunca, zat-ı şahaneleri patrondan, yazarına hakim olmasını istemesin de ne yapsın?
28 Şubat 1997: Köşe yazarları için andıç.
26 Şubat 2010: At bunu işten patron, at.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş