“3 Mayıs Türkçüler günü”

A+A-
Mustafa ERKAL

Almanya’da Aşağı Saksonya Eyaleti’nde Türk asıllı bir hanımın  bakanlığa getirildiği basında yer aldı. Türk asıllı bakanın bir teklifi Almanya’yı karıştırdı. Bu teklife göre, Almanya’da “farklı dinlere ait dini sembol ve işaretlerin kullanılmaması” isteniyordu. Buna birçok çevre ve değişik partiler dini sembol ve işaretlerin Alman Bayrağındaki kartal gibi Alman kimliğinin bir parçası olduğunu belirterek tepki koymuşlardı.  Bu örnek de bize her şeyin yerinde kullanılmasının  doğru olacağını göstermektedir. Ne dini siyasete, ne de siyaseti dine âlet etmek; ne de bu yoldan bir şeyler beklemek uygun sayılabilir. Bizde ise tersi yapılmakta ve konular farklı yönlerden istismar edilmektedir. Bir kısır döngü şeklinde tartışmalar  sürdürülmektedir.
***
Geçen hafta 3 Mayıs Türkçüler Günü kutlamaları dolayısıyla Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın toplantısında bulundum. Prof. Dr. Turan Yazgan ve Prof. Dr. Orhan Türkdoğan Hocalarımızın ve değerli üstat  İlham Gencer’in konuşma ve takdimlerini izledim.
3 Mayıs Türkçüler Günü kendini Türk olarak hisseden ve Türk Milletinin mensubu sayan herkesin  bayramıdır ve kutlu bir günüdür. Anadili farklı bile olsa Türk Milleti ile bütünleşen herkes; bizzat kendisi ayırım yapmadığı, etnik taassup göstermediği sürece Türk kabul edilir. Kimsenin Türklüğünü ispat etmeye de ihtiyacımız yoktur. Biz Türklerde ırkçılık tutkusu ve asabiyeti olmadığı için ırkçılık yapan herkesi kınarız ve hoş karşılamayız.
Aslında milli kimlik düşmanlığı ve vatandaşlığı red de, ırkçılığın bir çeşidi olan etnik ırkçılığa girmektedir. Bazıları ne kadar çaba gösterirse göstersin; etnik ayırımcılık ve ırkçılık demokrasi ile bağdaşmaz. Milli kimliği dışlayarak, Anayasayı çeşitliliğe zorlayarak ve egemenliğe ortak arayarak demokrasi yüceltilemez. Milletleşme olmadan demokrasi de yaşatılamaz. Bunu samimi olan herkes fark etmelidir.
Aslında 3 Mayıs 1944 acı olayları çok düşündürücüdür. Dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu Türklükle iftihar eden beyanatlar verirken dönemin  Cumhurbaşkanı Rahmetli İnönü farklı telden çalıyordu. Rahmetli İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 Nutku çok acı ve düşündürücü bir siyasi belgedir.  II. Dünya Harbi’nin sonuçları belirlenmeye başlamıştı. Alman orduları yeniliyordu. Ülkeyi yönetenler ve o dönemin bazı basın kuruluşları hemen çark edip  Almanları methetmek yerine, bu defa Sovyetler Birliğine yaranmak için olmadık şeyler yapmışlardı. Birçok makama aleni komünist olan kişiler getiriliyordu. Buna karşı tepkiler gecikmedi. Büyük fikir ve düşünce adamı Nihal Atsız mektup yayınlayarak ve Orkun Dergisi’nde yazılar yazarak bu milli tepkinin lokomotifi olmuştu. O dönem, milli aydınlardan ve gençlikten büyük destek almıştı. Milliyetçiler, dışarıya ve değişen Dünya dengesine hoş görünebilmek için yargılanmışlar, işkence görmüşler ve tabutluklara tıkılmışlardı. Bugün hayatta olmayanları rahmet ve saygıyla anıyoruz.  Yaşayanlara da sağlıklı ve hayırlı günler dileyerek saygılar sunuyoruz.
Bütün bunlar Türk kimliğini dayatıldığı ve insanların Türkleştirildiği iddialarının ortaya atıldığı bir Türkiye’de oluyordu. Eğer bu iddialar geçerli olsa idi; bu acı olayların olmaması gerekirdi. Sadece bu olay değil; ama 1954 yılında Milliyetçiler Derneği’nin de kapatılmaması, 19 Mayıs 1976 nutkunda dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün milliyetçileri “eksantrik” olarak suçlamaması, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahalelerinde  milliyetçilerin çeşitli cezalara çarptırılmamaları, denge sağlamak için haksız suçlamalarla, idamlarla  ve işkencelerle karşılaşmamaları  gerekirdi.

* Değerli büyüğümüz Mehmet Ali Erdinç Bey’e Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları