“3 Mayıs Türkçüler Günü”nü doğru anlamak

Sadi SOMUNCUOĞLU
Önce ülküdaşlarımızın 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü kutlarım. Anmalar  yine yurt içinde ve dışında sürdürüldü. Bu geleneğin ilki, 3 Mayıs 1945’de Atsız Hoca ve tutuklu arkadaşları tarafından cezaevinde yapılmıştır. O tarihte  “Irkçılık-Turancılık”  davası sanıkları, cezaevinde topladıkları para ile aldırdıkları kuruyemiş ve meyveleri yiyerek 3 Mayıs 1944’ün 1. yılını kutladılar. Buna Türkçülük Günü adını verdiler. 
Bu hatırlatmayı şunun için yapıyoruz. Üzülerek ifade etmek zorundayız ki, bu yıl da 3 Mayıs adına bazı yanlış ve çelişkili görüşler dile getirildi. Herhalde Ankara’daki 3 Mayıs 1944 şahlanışı ile İstanbul’daki yıkıcı ve zalim “Irkçılık-Turancılık” tuzağı karıştırıldı. 
Her toplantıda tam bir bayram havası yaşanıyor. Şiirler okunuyor, coşku yüksek. Bu ortamda yapılan konuşanlarda; tabutluktan, işkenceden, zulümden, düşmanca muameleden bahsetmeye başlanıyor. Bu defa öfke kabarıyor, kafalar karışıyor. 
Bu çelişkiden, hiç olmazsa geçmişe saygı adına kurtulmalıyız. Öğrenmeyi küçümsemeyenler için kutlu 3 Mayıs’ı ve doğurduğu sonuçları özetlemek isterim.  
***
Devir, milli şef devri. Ülkede tam bir baskı rejimi var. Özellikle de Türkçülük düşüncesine. Buna karşılık komünistlerin borusu ötüyor. Bunlar Milli Eğitim ve önemli kurumlara yerleştiriliyor. Toplumda derin bir endişe var, ama korkudan kimsenin sesi çıkmıyor.
Nefes almanın bile izne tabi olduğu bu ortamda Atsız Hoca, Orhun Dergisinin Şubat ve Mart 1944 sayılarında devrin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na hitaben iki açık mektup yayımlıyor. Burada, devlete sızan hainlerin  isimleri ve delilleri verilip, kurumların temizlenmesi isteniyordu.
Bunlardan Sabahattin Ali (Daha sonra Bulgaristan’a kaçarken jandarma tarafından vurularak öldürülecektir) kendisine vatan haini diyen Atsız’ı mahkemeye veriyor. İlk duruşma 26 Nisan’da kalabalık bir izleyici önünde yapılıyor, dava 3 Mayıs’a bırakılıyor.
3 Mayıs duruşmasında, o güne göre mahşeri denebilecek bir kalabalık vardır. Ankaralı Milliyetçiler, özellikle  yüksek öğrenim gençliği Adliyenin her tarafını doldurur. Anafartalar, Denizciler caddesi ve bütün çevrede, milli ruh şahlanıyor. Polis aciz kalıyor. Yürüyüşe geçen binlerce Türk genci milli marşlar söyleyip, komünizmi telin ederek, Atsız’a ve milli davaya destek veriyor.
9 Mayıs duruşmasında Atsız “hakaret”ten beraat eder, “sövme”den 4 ay ceza alır. O da ertelenir.
26 Nisan ve 3 Mayıs 1944’de meydana gelen bu şahlanış, Türkçülüğün düşünce safhasını aşıp harekete geçmesi olarak görüldüğünden, tarihimizin bir dönüm noktası olarak kabul edilir. 
Bu olay, 40 yiğitle Çin sarayını basan Kürşat destanında olduğu gibi, devrin yöneticilerini çok korkutmuş olmalı ki, ihtilal teşebbüsü olarak algılanmıştır.
Bu vehim iki ayrı uygulamayı getirir. Birincisi; İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilip 9 Mayıs 1944’de Atsız ve yakın arkadaşların tutuklanması, haklarında  Irkçı-Turancı bir rejim kurmaktan dava açılmasıdır. Ağır işkenceler bu suçun kabulüyle, Türkçülük fikrini mahkum etmek için yapılmıştır. Başarılı olunsaydı, Türkçülük ezilmiş olacaktı. Askeri mahkeme beraat kararı verince plan iflas etti.
İkincisi; Türkçülük ülküsünü yok etmek için bir projenin hazırlanması. Buna göre, Türkçülük ve Turancılık sürekli kötülenerek gelecek nesillere intikal etmeyecek. Türkçüler ve yakınları sürekli takip edilecek, bir araya gelmelerine, dergi çıkarmalarına, dernek kurmalarına izin verilmeyecek.
Yakın zamana kadar uygulanan bu proje önemli ölçüde başarılı olmuştur. Milli düşüncenin gelişememesi, birliğin sağlanamaması bundandır. Ülkemizin yabancı akımların istilasına uğraması da...
3 Mayıslar, biraz da bu açıdan irdelenmelidir.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş