3 Mayıs’la yüzleşmek

Kürşad ZORLU
Günümüzde vefasızlığı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü kişilere, olaylara ve tarihe sırt çevirmek, yüzleşmekten kaçınmak, zamanı geldiğinde aynı tarihin derinliklerinde kaybolmakla sonuçlanabilir. Bu bakımdan 3 Mayıs 1944 tarihi Türk milliyetçileri ve Türk birliğine inananlar için çok önemli bir gündür ve öyle de olmalıdır. Olayların tanıklığına erişmiş ve bizde müstesna bir yeri olan Sami Yavrucuk Bey’in birkaç gün önce gazetemizde yazmış olduğu satırlar, o günlerde nasıl bir mücadele verildiğini özetler niteliktedir. Ancak 3 Mayıs’a anlam yükleyen olayları değerlendirmek için, dönemin kendine özgü şartlarına bir kez daha bakılmalıdır. 2. Dünya Savaşının yaşandığı bu dönemde,  “milli şef” olarak adlandırılan ve kafası karışmış insanlardan oluşan bir yönetim topluluğu iş başındadır. Kimileri Rusya’ya kimileri de Almanya’ya göz kırpmaktadır. Türklük kelimesinden hoşnut olmayan sözde aydın ve gazetecilerin de hedefinde, Turancılık ve Türkçülük yapmakla suçladıkları az sayıda vatansever vardır. Bu süreçte Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan ve diğer vatanseverler tutuklanarak “tabutluklara”  atılmış ve onurlu bir mücadele sonunda beraat edebilmişlerdir. 12 Eylül döneminde de benzer suçlamalarla hedefe oturtulan Türk milliyetçileri ağır işkenceler görmüş ve haksızlıklara uğramıştır. Ne gariptir ki Türkçülük yapmak, Türklüğü ilerletmek düşüncesi dün de hedefteydi bugün de. MHP İstanbul milletvekili Atila Kaya’nın TBMM’de söylediği gibi bu mücadelenin tarafları ve mağdurları o günleri anlayamayacak kesimlerce hala aynı mağduriyetin parçası olmaya zorlanmaktadır. O halde olaylara yıllarca tek boyutlu bakanlar ve bir nesli görmezden gelenler kadar, bizlerin de yüzleşmesi gereken sebep ve sonuçlar vardır.
Onlar haklıydı
Bakınız zaman hızla geçti... Soğuk savaş bitti. Tarihin akışı yeni şeyler söylemeye başladı. Zenginliğin adresi değişti. Tartışmasız 3 Mayıs’ta, 12 Eylül’de Turancılık ve Türkçülükle suçlanan vatanseverler haklı çıktı. Bir zamanlar kafasını kuma gömenler, Türk dünyası gerçeğini görmek zorunda kaldı. Bu coğrafyaya gidenler, “ne kadar yanlış düşünmüşüz” sözlerini sarf etmeye başladı. Daha da ötesi, Türkçülüğe karşı duranların bir kısmı o topraklarda sırf Türk oldukları için büyük kazançlar elde etti. Kimileri buna Türkçe Konuşan Ülkeler Birliği, kimileri de Avrasya Birliği diyerek kavramlara olan bakış açılarını perçinlemeye çalıştı. Üstelik bunun önemi de yoktur; tarihin Türk milletine sunduğu seçenekler, 3 Mayıs ya da 12 Eylül’deki mücadelenin gerçekçi sebep ve sonuçları ile doludur. Kimse inkar edemez. Günümüz güç savaşının nihai adresi Türk coğrafyasına ait koordinatlardır. Buna karşın özellikle Türkiye açısından bugün Turancılıktan bahsetmek hayli zor ve çetin bir iştir. Doğrudur; bu davanın yükselmesi için düne göre onlarca olumlu sebep vardır. Herşeyden önce böyle bir coğrafyanın varlığı söz konusudur. Ancak Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuştuğu 90’lı yılların başında gerçekleşen birleşme olanakları, bugün yerini post-sovyet ekonomik birlik modeline bırakmaktadır. Açıkçası fırsatlar hızla uzaklaşmakta iken, işbaşında  “ben Türk Birliğini istiyorum” diyen bir siyasi irade olduğu da şüphelidir. Türkçülük ve Turancılık hala örselenen, hor görülen ve devlet yönetiminden uzak tutulması gereken bir argüman olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu gidişat karşısında artık bizim ne önerdiğimiz ya da ne sunduğumuz en önemli mesele haline gelmiştir.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş