30 Ağustos kimin eseri

A+A-
Behiç KILIÇ

Tek cevap vardır...
30 Ağustos Türk Milleti’nin zaferidir...
Malumu neden bir kere daha ilam ediyoruz peki?!.
Sebep ortada...!
Eşkıyanın son numarası bu, yutturmaya çalıştığı şu “Kurtuluş Savaşı’nı beraber yaptık!..”, hayır efendim bu kutsal savaşı beraber falan yapmadık, savaşan  emperyalizme karşı tek millettir...
Etnik mensubiyeti ne olursa olsun, vatan için atan yürek tektir, tek millet, tek bayrak için savaştı..
Bu savaşın birlikteliği, ortaklığı yoktur, her Mehmetçik tektir...
Şimdi eşkıya ve avaneleri  “beraber yürüdük biz bu yollarda!!” teranesi ile memleketten tapu koparma peşinde!..
Bundan daha elim ve daha vahim olan da şu...
Memleketin dahilinde, en yukarda bulunanlar (Bunlar içinde asker sorumlularda var) farkında olmadan bu projeye adeta koltuk çıkıyorlar!.. Bunların ağızlarında da, “beraber savaştık, Çanakkale de dedelerimiz koyun koyuna yatıyor..)”  açıklamaları duyuluyor...
Orada “beraber yatanlar” aziz şehitler, Türk Milleti’nin evlatlarıdır...
Tümü oraya etnik kimliği ile değil, tek vatan için koştu ve şehit oldu..

 

Nazım’ın anlattığı gibi..
Kurtuluş Savaşı’nı Nazım Hikmet muhteşem mısralarla bize aktarmıştır.. Nazın Hikmet destanında “30 Ağustos’u” yapanlar vardır..
Bu destanı Türk Milleti biliyor, hissediyor... Nazım Hikmet’in yazdığı destanı, şu anda mebzul miktarda bulunan çağdaş, demokrat, global mandacıların okumalarını tavsiye ediyorum...
Böylece, hangi podyumda dans etmeye çalıştıklarını kavrayabilirler belki...
Destanı yaratanlar kimlerdir bakınız...
“İzmirli Ali Onbaşı (kendisi tornacıdır)
karanlıkta göz yordamıyla
sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer:
Sağda birinci nefer sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte yoktu onun
üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.
Altıncı, inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtiyar bir muhacir karısına
bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye
verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona ‘Deli Erzurumlu’ derdiler.
Yedinci, Mehmet oğlu
Osman’dı.
Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci, İbrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar. ”


 

İşte ahali budur...
Kahramanları tanımayı sürdürelim Büyük Şair’den..
“Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak
sökecek.
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde,
Onbeşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
Darülmuallim’in mezunu
Nurettin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
konuşuyor:
-Bizim İstiklal Marşı’nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Akif, inanmış adam, fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Mesela, bakın:
‘Gelecektir sana vaadettiği günler Hakk’ın.’
Hayır, gelecek günler için
gökten ayet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
 ----------------
Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki: ‘Teselyalı Çoban Mihail,’
Nurettin dedi ki: ‘Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni...’
Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü
ordularımız İzmir’e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan
Deli Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı,
baktı karşıya.
Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların, nalların,
ellerin ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu:
’Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...’
Evet, “30 Ağustos” bizim...

Yazarın Diğer Yazıları