50.1 zafer, 49.9 hezimet değil

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Doğru bir zamanlamayla, kıl payı, eski mesai arkadaşları gibi "FETÖ" denilen yapıya dahil edilmekten kurtulan eski Bugün, yeni Star yazarı Ahmet Taşgetiren, Başkanlık sistemine geçişi öngören Anayasa değişikliği paketi ve referandumun risklerine dair birkaç gündür yaptığı uyarıları dün de tekrarladı.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'in, 27 Kasım 2016'da, Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'e verdiği röportajda, Turgut Özal'ın en güçlü olduğu dönemde aleyhine sonuçlanan referandumdan yola çıkarak yaptığı "Referandum genel seçim değildir. 7 Haziran'da yüzde 41 alırsın, 1 Kasım'da yüzde 49.5'e çıkarırsın ve mutlak galipsin. Referandumda aynı yüzde 49.5'u aldığında seçimi kaybettin demektir. Referandumu kaybetmek cumhurbaşkanının yasal ve meşru olduğunu tekrar tartışmaya açar. AK Parti'nin buna dikkat etmesi lazım" ikazını hatırlatan Taşgetiren, "Referandumda yüzde 49.9 almak gerçekten ciddi siyasi risklere kapı açacaktır.

Peki Ak Parti yüzde 50 artı 1'i garanti mi görüyor?" diye sordu.

Ben de, "yüzde 50 artı 1'i garanti görse hatta garanti olsa ne fark edecek ki" diye soruyorum.

Ne tarafın "evet", ne tarafın "hayır" olduğundan bağımsız olarak, yüzde 49.9'a yüzde 50.1 oranıyla neticelenecek her seçim siyasi ve sosyal etkileri/sonuçları açısından aynı derecede riskli değil mi?

Yine ne tarafın "evet" ne tarafın "hayır" olduğundan bağımsız olarak yazıyorum; ne 50.1 bir "zafer"dir, ne 49.9 "hezimet"tir bana göre?

Her iki sonuçta, hangi tarafın hanesine yazılmış olursa olsun bir tek şeyi; kıran kırana bir bölünmüşlüğü, boğaz boğaza bir ayrışmayı, gırtlak gırtlağa bir kutuplaşmayı tescilleyecektir sandıkta...

Ve biz bertaraf olsun; toplum kaynaşsın, bunca ortak acıdan ders çıkarıp "bir" olabilmeyi başarsın dilerken böyle bir tescil geri dönüşü olmayan başka bir tehdidin; fiili bir çatışma halinin habercisidir.

Sırf bunun için bile;

Yapmayın!

***

"FETÖ" olsa ancak bu kadarını yapabilirdi

--------

Bu sütuna taşıdım mı hatırlamıyorum; haftalardır kendi kendime soruyor ama bir türlü cevaplandıramıyorum:

Niye?

***

TBMM Genel Kurulu'na getirilen Anayasa değişikliği paketi eliyle Cumhurbaşkanı'nın donatıldığı yetkilere bakıyorum ve;

Türkiye'de her şeyi kontrol altına alma arzularını, görüyor, onaylamasam da, desteklemesem de anlıyorum.

Lakin...

Koskoca iktidar partisinde, onca Anayasa profesörü, onca uluslararası ilişkiler uzmanı, onca stratejist, onca siyaset bilimcisi arasında...

Parlamentoyu, bağımsız yargıyı, sivil toplumu, siyasi muhalefeti, medyayı; demokrasinin bütün unsurlarını işlevsizleştirip, bir tek kişiyi (kim olursa olsun) her şeyin tek yetkilisi haline getirmenin, Türkiye'de denetimden muaf tutulabileceği, dolayısıyla olamayabilir ama uluslararası alanda o tek kişiyi, aynı zamanda "her şeyin tek sorumlusu" kılacağını akıl edebilen bir kişi yok mu!

Elbette vardır.

Öyleyse neden susuyorlar?

Neden "müstakbel Başkan"ın dünyaya karşı her anlamda "tek başına" kalacağı konusunda uyarmıyorlar?

Bunun başta Batı, birçok sömürgeci ülke için arayıp da bulunmayacak fırsat olduğunu neden anlatmıyorlar?

Neden Cumhurbaşkanı'nı, Batı'nın üzerine çullanabilmek için konumlandırmaya çalıştığı o "tek adamlık" makamına yerleştirmeye çalışıyorlar?

***

Şeytanın sor dediği;

15 Temmuz gecesi yaşadığımız o alçak girişimden sonra ağızlarda gevelenip duran "ikinci hamle" bizatihi bu mu yoksa?

Çünkü "FETÖ" olduğu iddia edilen yapı kurgulasa, ancak o, böylesi bir kurban edişi, bu denli janjanlı bir ambalajla gönüllü olarak kabul ettirebilirdi...

Bu "proje"nin mucidi, ikna edicisi, dayatmacısı her kimse, bu milletin 15 Temmuz'da canı pahasına yedirmediği Cumhurbaşkanı'nı, dişlerini-tırnaklarını çıkarmış bekleyen emperyalizmin önüne altın tepsi içinde sunmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor benim fikrimce.

***

Ders alın bari...

-----

Muhalefet partilerine naçizane tavsiyem:

Tayyip Erdoğan'ın dün kaymakamlara hitaben yaptığı konuşmayı alıp "anlayana kadar" dinlesinler!

Çünkü Erdoğan kaymakamlara aslen "siyaset" dersi, (eski) partisini bu noktaya nasıl taşıdığının ipuçlarını verdi;

Muhatap olduğunuz kitleyi "sahipsiz" hissettirmeyeceksiniz!

Muhalefet partilerinin tabanları neden şikayetçi peki?

Sahipsiz bırakılmaktan!

***

Kendisini "öteki" yüzde 50'ye dahil hissedenlerden son günlerde en çok duyduğum cümlenin, "Allah'tan CHP var" olması!..

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları