64 yıl önce ben de sanık oldum

A+A-
Sami YAVRUCUK

Geçen hafta bugün Cağaloğlu Timaş Kitap Kahve’de Prof. Nevzat Yalçıntaş dostumuzun hayat boyu kültür çalışmaları ile ilgili hatıralarını, bütün dostlarımızla birlikte severek ve heyecanla dinledik. Ankara’daki öğrencilik yıllarında, Türk milliyetçileri tarafından yönetilen kültür kuruluşlarından ve yöneticilerinden elde ettiği faydaları, Türk Kültür Derneği’nin ve Türk Milliyetçiler Derneği’nin kültür faaliyetlerindeki beraberliğimizden ve faydalandığımız milliyetçi fikir üretkeni büyüklerimizden doya doya bahsetti.
Prof. Nevzat Yalçıntaş kardeşim iki saat süren konuşmasında, o yıllarda başımızdan geçen olayları bana da hatırlatmış ve bugünkü yazımın konusunu seçmeme yardımcı olmuştur. “64 yıl önce, ben de sanık oldum” diyebiliyorum.
Sayın okurlarım, 1947 yılı Aralık ayının 27’sinde bir Cumartesi günü Ankara’da “Komünizm’i tel’in” amacı ile Cebeci Çayırında tertiplenen mitingden sonra, bundan tam 64 yıl önce aralarında benim de bulunduğum Türk Kültür Derneği üyesi üç genç sanık sandalyesine oturmuştuk.
Davanın adı; “Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu’ya kavlen ve fiilen taarruz ve hakarette bulunmak” olup, diğer sanıklardan birisi Haluk Karamağaralı (Etnoloji Prof. rahmetli), diğeri de Ata Ogan (Avukat, rahmetli) idi. Fahri avukatımız ise, davayı arzu ettiğimiz tarzda görüşlerimize uygun olarak savunacağına inandığımız, Azerbaycanlı Türkçü Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu “Samet Ağaoğlu” idi. Kendisi davadan üç yıl sonra DP’nin Adnan Menderes Hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak uzun yıllar görev yapmıştır.
Davaya sebep olan olayları da bilgilerinize sunmak isterim; 1940’lı yıllardan sonra, CHP’nin solcu yönü, özellikle eğitim ve kültür konularında Türk milliyetçilerini rahatsız etti. Bu hususta en kuvvetli, kararlı ve tesirli ses Nihâl Atsız Hoca’dan geldi. Hoca, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na, Orkun dergisinde yazdığı iki açık mektupla, siyasi yöneticileri göreve davet ederek acil tedbirler alınmasını istedi. Solcu Sabahattin Ali’nin, Atsız Hoca aleyhine açtığı dava ülkücü gençliğin isyanına sebep oldu. Meydanlar ve mahkeme koridorları miting alanlarına döndü. Milli Eğitim Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi’nin başındaki yöneticiler, heyecanı yatıştırmak amacı ile faaliyetleri yavaşlatmaktan başka bir tedbirde bulunmadılar. İşte 1947 yılının 27 Aralık Cumartesi günü, milliyetçi Türk gençliğinin öğrenci kuruluşları, Ankara Cebeci Çayırı’nda “Komünizmi Lânetleme Mitingi” tertiplediler.
On beş bin gencin katıldığı bu mitingde yapılan coşkulu konuşmalardan sonra ortaya atılan bir öneri üzerine, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne gidilerek, solcu etkinlikleri yöneten öğretim üyelerine (Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes vs.) göz yuman yöneticilerin uyarılmasına karar verildi.
Binlerce genç, üniversitenin rektörlük bürolarının da bulunduğu fakültenin bahçesini, salonlarını ve katlarını doldurdu. Rektör Şevket Aziz Kansu makam odasında istifaya zorlandı ve yanında bulunan Tıp Fakültesi Dekanı emekli general Abdülkadir Nogay’ın yardımları ile imzası alınarak topluluğa ilan edildi.
Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesindeki, komünist öğretim üyeleri ile Rektör için yapılan uygulamalar tamamlandıktan sonra, aynı görüşlü eğitimciler tarafından kurulan, Denizciler Caddesindeki “Türk Gençler Derneği” ikinci hedefimiz oldu. Derneğe girildi, evraklara el konuldu, üye listeleri temin edildi. Bu dernekte komünist felsefe hocası Behice Boran ve yandaşları devamlı olarak konferans ve seminerlerle gençlere kendi ideolojilerini aşılamaya çalışıyorlar ve diğer kuruluşlarla işbirliği yapıyorlardı.
Bu zincirleme gösteriler ve baskılar büyük yankı bulmuş ve milliyetçi gençliği ve kuruluşlarının sesini TBMM’ye kadar duyurmuştur. Fakat Hükümet yanlısı gazeteler milliyetçi gençlere ve Türk Kültür Derneği’ne, günlerce devam eden aleyhte neşriyatta bulundu. Polis teşkilatı durmadan sorumlu aradı ve yüzlerce genci karakollara doldurdu. Açık hava toplantısının, yürüyüşlerinin ve baskınların sorumluluğunu adı geçen üç arkadaş üstlenerek, polisin topladığı arkadaşlar kurtarılmış ve açılan dava boyunca Türk milliyetçiliği görüşleri ısrarla savunulmuştur. “Rektör Davası” başlığı ile bütün duruşmalar, basında yer almış ve geniş bir alaka ile gençlik tarafından takip edilmiştir. Bir yıl süreli dava delil yetersizliğinden beraatla sonuçlanmış ve mahkemede Rektör Şevket Aziz Kansu, “Öyle ise ben korkunç bir rüya görmüşüm” diyebilmiştir. Bu büyük eylemin sonunda, rektör ile solcu öğretim üyeleri görevlerinden alınmış ve böylece, Atsız Hoca’nın 1944 yılında Başbakan’dan istediği temizlik üç yıl sonra yine milliyetçi gençlerin zorlamaları ile gerçekleşmiştir.
Tanrı Türk’ü Korusun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları