http://www.yenicagpazarlama.com
Erciyes Zafer Kurultayi
http://www.yutes.net/

http://www.e-yenicag.com
    Giriş sayfam yap           Künye           Reklam           İletişim           Üyelik           RSS 30 Temmuz 2010 Cuma  
  ADALET BAKANI'NDAN GERÇEKER'E YANIT:      Norveç semalarında spiral şekilli UFO heyecanı      Nobel aldı, savaşı övdü!      Rektörler katsayıya isyan etti      Türk milleti haine karşı tek yürek      Türkiye imzaladığı protokole uysun...      Erdoğan İsrail'e sert uyarılarını sürdürdü      Şensoy'un istifası Ankara'yı karıştırdı      TAHRİP KAPSÜLÜ      Aliyev ve Sarkozy'nin Karabağ buluşması...     
Ana Sayfa
Yazarlar
Manşetler
Arsiv
Künye
Iletisim
Reklam
Üyelik
 
   Site İçi Arama
Yeniçag
Yeniçağ birinci sayfa
Günboyu
Günboyu birinci sayfa
Dokuz Sütun
Dokuzsütun birinci sayfa
RDBL BRİÇ
RDBL Briç
    Linkler
  • RDBL Briç
  • Acil Telefonlar
  • Depremler
  • Gazeteler
  • İgdaş Fatura
  • İski Fatura
  • Şans Oyunları
  • T.C. Kimlik No
  • Tel. Faturası
  • Tel. Rehberi
  • Uçak Seferleri
  • Hasan DEMİR
    hasandemir54@hotmail.com
    Yazy Tarihi: 19/05/2009
    Anasayfaya Dön Karakter boyutu : 10 Punto 12 Punto 14 Punto 16 Punto
    "Geldikleri gibi giderler(mi?)"

    Bugün, 19 Mayıs 2009
    İsterseniz, 91 yıl önceye gidelim.
    Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu, Mondros Antlaşması gereği dağıtılmış, Komutanları Mustafa Kemal, İstanbul’a çağrılmıştır.
    İtilaf Devletleri donanmalarına ait 55 müstevli gemisi, zafer bayraklarını açmış bir şekilde, İstanbul Limanı’na girmektedir.
    Sahil, Rumlar ve Ermeniler başta olmak üzere, azınlıkların içki kokulu ağızlarından yayılan zafer çığlıklarıyla, inlemektedir.
    O gün 13 Ekim 1918’dir.
    Devletinin “teslim olmuş” başkentine dönmekte olan Mustafa Kemal, Haydarpaşa Rıhtımına ayak bastığı an, şahit olduğu bu manzarayı bir müddet seyreder, seyreder, seyreder ve noksansız bir imânla, “Geldikleri gibi giderler!” diyerek, yoluna devam eder.
    O, bu sözü söyledikten 218 gün sonra, gelenleri göndermek için, Samsun’dadır.
    O gün, 19 Mayıs 1919’dur.
    Ve Milli Mücadele başlar!
    Türk’ün ateşle imtihanıdır bu.
    Mustafa Kemal’in komutasında Türk Milleti Zümrüdü Anka gibi küllerinden yeniden dirilir ve emperyalist Haçlı sürüsünü denize döker.
    Müstevli Batı’nın 13 Ekim 1918’de İstanbul’u kirletmeye başladığı kirli ayakları dört yıl 227 gün sonra, 4 Ekim 1923’te Ay-Yıldız’ı, iki gün sonra, 6 Ekim 1923’te de, Mustafa Kemal’in gönderdiği Türk askeri Mehmetçiği selâmlayarak, İstanbul’u terk zorunda kalır.
    Türk milleti artık mazlum milletlerin kutup yıldızıdır.
    Bugün, rahmetlinin Samsun’a çıkışının 90’ıncı yıldönümü.
    Gidenler, geri döndüler.
    Bu dönüş 10 Kasım 1938’de başladı.
    Önce kıdım kıdım..
    Sonra, adım adım..
    Şimdi soruyoruz:
    “Ne zaman gidecekler?”
    Yahut, gidecekler mi?
    Ama onlar gitmezler ki..
    Gitmezler, “gönderilmeleri” gerekir..
    Oysa, “Niye geldin?” diyen yok..
    Artık, “Nerde kaldın?” deniyor..
    “Niye gelmedin?” diye soruluyor.
    Tarih boyunca uğruna milyonlarca şehit verdiğimiz toprağı artık para ile satıyoruz onlara. En mahrem müesseselerimizi bir bir kendilerine devrediyoruz. Onların dinlerini dinimizden, onların kültürünü kültürümüzden üstün görüyoruz, aşağılık duygular taşımanın ve teslim bayrağı çekmenin adı “çağdaşlık” olmuş, itibar görüyor.
    Bir tarafta, “Keşke Hıristiyan olsaydık” diyenlerle Türk kız ve gençlerini eğitim tuzağı ile misyonerlerin kucağına itenler, diğer tarafta, Haçlı emperyalizmle medeniyetler diyalogu altında, kol kola gezenler..
    Üstelik iki taraf da bunun “Atatürkçülük” olduğunu söylüyor..
    Gerçek şu ki..
    Bugün her şeyimiz var, Atatürk’ümüz yok, Atatürkçülüğümüz yok.
    Kimi putlaştırarak Atatürk’ü her gün bir defa daha öldürüyor, kimi, onun neşet ettiği mukaddes ocağa kökü dışarıda olan mihrakları musallat ederek, kimi, Haçlı Emperyalizmine teslimiyeti, “Avrupa Birliği” ve “demokrasi” kılıfıyla süsleyerek..
    Onun için..
    Galiba bu sefer..
    “Geldikleri gibi” gitmeyecekler!
    Peki ne olacak?
    Onu da, yine O’ndan öğreniyoruz:
    “- Ey Türk Gençliği!
    Cebren ve hile ile aziz vatanın  bütün kaleleri zapt edilmiş  bütün tersanelerine girilmiş  bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
    Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere  memleketin dahilinde  iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
    Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini  müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
    Millet  fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
    Ey Türk istikbalinin evlâdı!
    İşte  bu ahval ve şerâit içinde dahi  vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
    Muhtaç olduğun kudret  damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
    Bu  “kan”  millî tarih şuuru, bu  “kan”  imândır!
    Peki, hâlâ var mıdır?
    Hiç merak etmeyin..
    Vardır..


         
    2015 defa okundu
    Arkadaşına Gönder Yazdır Yorum Ekle Yazara Mesaj
    Yorumlar ( 0 )



     
     
    Bölücülük Yapan Vekilin Dokunulmazlığı Kaldırılsın mı?
     Evet
     Hayır