AB-KKTC ilişkileri

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Başbakan Sn. Soyer’in yılbaşı için yaptığı iyimser beyanatı okuduktan sonra AB ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere bir daha bakmak gereğini duydum. Sn. Başbakanın açıklamasından şu kısma birlikte bakalım: AB’ye göre Gazimağusa-Girne ve Gemikonağı limanları uluslararası hukuka göre kapalı değildir. BM’nin de ambargo kararı yoktur!  AB yetkilisi böyle diyormuş.

Ancak buna rağmen Rum idaresi yasaklamayı sürdürmekte ve bu limanlara gelen gemilerin kaptanlarını cezalandırmak suretiyle başkalarının da gelmesini zorlaştırmakta veya pahalılaştırmaktadır. BM’nin 1963’den bu yana devam eden ambargoları onaylayan kararı da olmadığına göre KKTC ve TC Hükümetlerinin bu durumu bütün dünyaya resmi açıklamalarla duyurması gerekmektedir. Bu işin olumlu yanıdır. Ancak olumsuz yanını da aklımızdan çıkarmamamız şarttır. Olumsuz yanı AB’nin bu limanları “meşru hükümet”  olarak tanıdığı Rum idaresinin “Kıbrıs’ın limanları”  olarak algılamaya devam etmesidir. Biz ve Türkiye  “ambargolar Kıbrıs Türkleri veya Türk toplumu üzerinden kalksın”  çağrısında bulundukça da AB’nin bu yanlış bakış açısı değişmeyecektir. Çağrı, ambargoların  “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden kaldırılması” olmalıdır. Nedenini, yine Sn. Başbakanın açıklamasında arayalım. Sn. Başbakana göre AB yetkilisinin kendisine yazmış olduğu mektupta şunlar var: Kıbrıs Türk toplumuna mali destek, adanın ekonomik entegrasyonunu sağlamak ve AB ile ilişkilerini geliştirmek için muktesebata hazırlık amacıyla Kıbrıs Türklerinin ekonomik gelişmesini teşvik etmek suretiyle Kıbrıs’ın birleşmesine zemin hazırlamak için yardım yapmaktır!
Rum’un da istediği budur. Bu formülde  “iki eşit egemen halktan biri olduğumuz” yoktur; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yoktur; ekonomik entegrasyon ile bütünleşmeyi sağlamak için bize (yani AB’nin işgal altında yaşayan azınlık olarak gördüğü bize) yardım ettikleri açıklanmaktadır. Bundan keyif almamız, işler iyi gidiyor diye övünmemiz mümkün değildir. Ancak Sn. Başbakanın açıklamasından bu konuda memnun olduğumuz sonucu çıkmaktadır ki bu üzücüdür.

AB’nin bu yazısına verilmesi gereken cevap gayet basittir: Muktesebatınızın Kuzeye de yayılabilmesi için 1960’da Uluslararası Kıbrıs Antlaşması ile meydana gelen Kıbrıs Cumhuriyetinin bir Rum Cumhuriyeti olmadığını ve üye yapmış olduğunuz  “Kıbrıs’ın”  sadece Güneyde hükmeden eski Rum ortağımız olduğunu teslim etmeniz gerekmektedir. Bu eli kanlı, suçlu ortak ile yapmış olduğunuz anlaşmaların tümü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için geçersizdir. Böylelikle ekonomileri entegre ederek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkını Rum ortak ile, bireyler olarak, birleştirmek düşüncesinden vazgeçiniz. Adanın birleşebilmesi için karşılıklı anlayışa, müşterek bir vizyona ihtiyaç vardır. Bu da ancak eski ortaklara sizlerin katıksız eşit muamele yapmanızla mümkündür. Halbuki siz 1960 Antlaşmalarına bakmaksızın, bu anlaşmaların bize vermiş olduğu eşit kurucu hakları hiçe sayarak, 1963’de kim kime, niçin saldırdı sorusunu sorup meseleye teşhis koymaksızın, eli kanlı suçlu tarafı  “meşru hükümet”  olarak kabul etmek suretiyle uzlaşma yollarını tıkamış oldunuz. Bu gerçeği de artık kabul etmeniz gerekmektedir. Türkiye’yi Kıbrıs konusunda suçlu taraf görerek yaptığınız baskılar ahlaka ve gerçeklere aykırıdır. Biz sizden bu tıkanıklığı gidermenizi istiyoruz. Bunun yolunu da  “her iki tarafa katıksız eşit muamele”  olarak gösteriyoruz. Bu yapılmadıkça Rum tarafındaki muktesebatınızın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hiçbir değeri yoktur v.s.

Unutmayalım, Kıbrıs meselesi  “kelimelere atfedilen manalar”  üzerinde seyretmektedir. 1960’da kurulan Ortaklık Cumhuriyetinin yıkılmaması için tarafların da kabul ettikleri kısıtlamaları (Enosis-taksim yasağını; Kıbrıs’ın Türkiye’nin de bulunmadığı bir kuruluşa üye olamayacağını; Lozan dengesinin korunması için alınan tedbirleri) dünyaya  “Kıbrıs tam bağımsız değildir”  diyerek takdim eden Makarios ve sonradan gelenler “tam bağımsızlık”  diyerek 43 yılımızı çalmışlardır. Onlara göre TEK HALK vardır, bize göre İKİ HALK vardır. Esas olan bu konularda masaya oturmadan anlaşmaktır. Aksi takdirde bizi götürecekleri yerin adı  “1963’lere gebe bir uzlaşma”  olacaktır. Girit faciasını unutmayalım. Kıbrıs’ı Girit misali yutmak istiyorlar. Oyun aynı oyundur.

Yazarın Diğer Yazıları