AB sevdası ve Kıbrıs

A+A-
Rauf DENKTAŞ

AB’nin Türkiye’ye yaptıklarına bakarak yaptığım eleştiriler beni, bazı AB sevdalıları indinde, “AB düşmanı-Türkiye’nin AB’ye üye olmasını istemeyen kişi” yaptı. Ben AB’nin hiçbir adayın önüne koymadığı şartları Türkiye’nin önüne yığmış olmasına; Türkiye’ye “ucu açık” uzun bir yol göstermesine; dolaşım özgürlüğünü tanımayabileceğini beyan etmesine; Atatürk ilkeleri AB normları ile bağdaşma, bunlardan vazgeçiniz demesine; azınlık olmayanlara azınlık hakkı tanıyınız konusunda diretmesine; Kıbrıs konusunda, sanki suçlu taraf Türkiye imiş gibi suçlu Rum tarafını tanımasına ve Rum-Yunan ikilisinin teröre tevessül ederek başlattıkları bu meseleyi Türkiye’nin halletmesini üyeliğe ön-şart yapmış olmasına işaret ediyor ve Türkiye’nin en haklı ve en güçlü olduğu, güvenliği ile ilgili milli bir davasında bu kadar baskı altına alınmış olmasına isyan ediyorum.

Yıllarca bize Avrupa medeniyetinden bahsedildi. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik, adalet her şey Avrupa’da vardı ve Avrupa’dan ders almalıydık. Bize okullarda bunlar öğretildi. 100 yıllık iç savaşlar, Engizisyonlar, Fransa’nın Tunus’ta Cezayir’de uyguladığı soykırım, Alman-Fransız savaşlarında bunların birbirlerine yaptıkları, Hitler Almanya’sının Yahudilere yaptıkları, Batı medeniyetinin lideri addedilen ABD’nin Kızılderililere uyguladığı soykırımı hep es geçildi. Avrupa (Batı) medeniyeti özlenen, ağzımızın suyunu akıtan ütopya oldu. Belki de AB’nin Türkiye’ye yaptıkları ve Kıbrıs konusundaki tutumu bu önyargılarımız nedeniyledir ki bizi milletçe bu kadar ağır bir hayal kırıklığına uğrattı.
Ancak karşılaştığımız gerçekler gözler önünde elle tutulur haldedir. AB Sevr anlaşmasını sessizce, sinsice ve ABD’nin de desteği ile hortlatmaktadır. ABD Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi için çok çalışmış. Karşılığında istedikleri arasında Kıbrıs meselesinin halli var. “Rum idaresini meşru hükümet olarak tanı ve önerilerini Rumların kabul edebilecekleri bir şekle sok” diyen “dosta” bakınız. Rum lideri de bu mesajı cebine attıktan sonra isteklerini (kırmızı çizgisini) vurgulayarak açıklıyor: (1) Enosis’i yasaklayan, Türkiye’ye müdahale hakkı veren Garanti Anlaşması kalkacak; Türk askeri adadan çıkacak, Kıbrıs askersizleştirilecek, (2) Türkiye’den gelip yerleşenler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmış olanlar Anadolu’ya dönecek (kendilerinin dıştan getirip yerleştirdikleri yüz binden fazla “Yunan veya Ortodoks asıllılara” kimse dokunmayacak), (3) Türk bölgesine egemenlik hakkı verilmeyecek (4) ayrı devlet olmayacak, tek devlet, tek vatandaşlık, tek hükümet demokratik kurallara göre oluşacak, yani Kıbrıs Türklerine (fazlasıyla!) azınlık hakları verilecek, (5) mesele zaten OSMOSİS yolu ile zaman içinde  kendi kendini (Türkleri emerek) halledilmiş olacak.  ABD’nin de 1964’den bu yana istediği bundan başka bir şey değildi! Batı dünyası Sevr yenilgisinin şokunu atlatamamış, Lozan’ı hazmedememiştir. Sevr’de öngördükleri küçültülmüş, avuçlarının içine alabilecekleri Türkiye’yi hayal etmeye devam etmektedirler. Bunu, Atatürk ilkelerinden kurtuldukları takdirde başarabileceklerinin hesabını yapmışlardır. Dinine bağlı bir halka “ılımlı İslam” masalı söyleyerek ipi çekmeğe hazırlanıyorlar. Azınlık olmayanları azınlık hakkı istemeye teşvik ediyorlar, Türkiye’ye “bunlara da azınlık hakkı ver” diyorlar; vilâyetlere özerklik ver “Atatürk’ün üniter devletini federal parçalara böl” anlamına gelen taleplerle uğraşıyorlar ve halkın kafasını karıştırıyorlar; PKK’yı evlât gibi desteklemeye devam ediyorlar. Kürt-Türk kavgası başlatamadıkları için şimdilik üzgünler fakat çabaları devam ediyor. AB sevdası ile yananlar bu gerçekleri görmek istemeyebilirler. Biz gördüklerimizi halka duyurmakla yükümlüyüz. Çünkü Atatürk’ün ilkeleri ile dimdik ayakta duran Türkiye’nin aşığıyız. AB sevdası yüzünden bu ilkelerden vazgeçen bir Türkiye’nin kısa bir zaman içinde, “ılımlı İslâm” yolunda Batıya değil Doğunun en karanlık köşelerine doğru sürüklenebileceğini görüyor ve korkuyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları