AB süreci hâlâ 'devlet politikası' mı Dr. Bey?

İsrafil K.KUMBASAR

Milletin inançlarını istismar ederek iktidarı ele geçiren etnik çıkar koalisyonun başı Tayyip Erdoğan ve şürekasının ‘demokratik açılım’ adı altında allayıp pullayıp yeniden tedavüle soktukları ‘yıkım projesini’, kamuoyuna “devlet politikası” olarak lanse etmeleri, bugüne kadar ‘devlet politikası’ (!) diye dayatılan ‘AB giriş süreci’ ile ilgili tartışmaları bir kez daha gündeme getirdi.
Son MGK bildirgesinde, açılım girişimlerine ‘zımni destek’ olarak yorumlanabilecek ifadelerin kullanılması üzerine kameraların karşısına geçen Dr. Devlet Bahçeli, aynen şöyle dedi:
- “Devletin ve milletin bekasına halel getirecek köklü ve kalıcı tavsiye kararlarına ‘devlet politikası’ denilmesi kabul edilemez. Milletimize esaret dayatan Mondros Mütarekesi’nin de devlet yönetiminin rızası ile hayat bulduğu bilinen en acı gerçeklerden birisidir.”
Peki, bu açılım girişimleri, hangi ‘devlet politikasının’ bir sonucudur?
AB giriş sürecinin, değil mi?
O halde, Bahçeli AB giriş sürecine neden destek veriyor?

* * *

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş ve dava arkadaşları tarafından tam 35 yıl önce kaleme alınan 9 Işık Doktrini’nde (Sayfa: 255) aynen şu cümleye yer veriliyor:
- “Yabancıların ülkenin istediği yerinde istediği ölçüde arazi ve imkan edinmelerine fırsat vererek Sevr Anlaşması”nın dolaylı uygulamasına sebep olacağı, kültürel ve sosyal deformasyona yol açacağı ve milli sanayinin gelişmesini engelleyeceği için Ortak Pazar’ın açıkça ve kesinlikle karşısındayız.”
Oysa 57’nci Cumhuriyet Hükümeti döneminde AB’ye giriş sürecinin önünü açan ‘Ulusal Program’ın altına imza atan Dr. Devlet Bahçeli, aynen şöyle diyordu:
- “Avrupa Birliği’ne üyelik, bir devlet politikasıdır. Biz Avrupa Birliği’ne onurlu bir üyelikten yanayız. Ulusal programın arkasındayız.”
Bahçeli, 18 Nisan 2005 tarihinde Zaman gazetesine yaptığı açıklamada ısrarını sürdürerek aynen şu ifadeleri kullanıyordu:
- “AB bir devlet politikasıdır. Ulusal programda imzamız olan her şeye katkı sağlarız. Onurlu bir üyelikten korkmuyoruz.”
Bahçeli, 10 Nisan 2008 tarihinde AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yaptığı görüşmede ise aynen şunları söylüyordu:
- “Türkiye, AB’ye tam üye olmak için tam 49 yıldır samimi bir çaba gösterdi. Bu bir devlet politikasıdır. İşbaşına gelen her hükümetin katkıları oldu. Partimizin ortağı olduğu 57’nci Hükümet de AB Ulusal Programı’nı hazırladı. Dokuz uyum paketi Meclis’e sunuldu. Türk milleti, bundan sonra da samimi ve kararlı bir şekilde bu süreci devam ettirecektir.”

* * *


AB süreci, bütün ihanetlerin anasıdır.
Teslimiyetçi AKP iktidarının ‘sıfır terör’ ile devraldığı Türkiye’yi bugün sürüklediği nokta, AB giriş süreci çerçevesinde sürdürülen politikaların mutlak bir sonucudur.
Bugün ‘demokratik açılım’ adı altında başlatılan girişimler de, zamanında AB komiserlerine verilen taahhütlerin yerine getirilmesinden başka bir şey değildir.
‘AB süreci’ bir bataklık, ‘açılım’ gibi teşebbüsler ise o bataklığın ürettiği sivrisineklerdir.
Bataklığı ‘devlet politikası’ olarak nitelendirip baştacı edenlerin, o bataklığın ürettiği sineklere karşı salvo atışları yapmaya hakkı var mıdır?
Kasım ayında yapılacak büyük kurultayda ‘siyasete veda etmesi’ beklenen Bahçeli’nin, eğer yüreğinde azıcık ‘Türkiye sevdası’ varsa, derhal milletin karşısına çıkıp şu açıklamayı yapmalıdır:
- “AB sürecine karşıyız. AB’ye giriş süreci bir hata idi. Teslimiyetin, onurlusu veya onursuzu olmaz. İktidara gelir gelmez yapacağımız ilk icraat, AB sürecini tersine çevirmek olacaktır.”

* * *


Dr. Devlet Bahçeli’yi gördüğünüz ilk yerde yakasına asılarak sorun:
- “AB giriş sürecini, hâlâ bir ‘devlet politikası’ olarak kabul ediyor musun Sayın Dr. Bey?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş