AB yardımcı olacakmış

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Eli kanlı, geçmişi insan haklarını, uluslararası antlaşmaları, ülkenin anayasasını çiğnemekle dolu Rum idaresini,  “Kıbrıs meselesi nedir?”  sorusunu sormaksızın AB üyesi yapan, sonra da  “Hata yaptığımızı anladık, ama bu kararı geri alamayız”  diyerek Türk tarafı için hayati önemi olan bu meseleyi kendi hataları üzerine bina ederek halletmekte ısrar eden AB ses verdi: Meseleyle ilgiliymişler ve meselenin halli için yardımcı olmaya devam edeceklermiş.  “Kıbrıs”  dedikleri eli kanlı Rum idaresini üye yapmakla Kıbrıs Türklerine yapmakta oldukları haksızlık yetmezmiş gibi şimdi de Talat-Hristofyas görüşmelerine gölge etmek kararı aldılar. Türk tarafı olarak  “Gölge etmekten vazgeçiniz, elinizi ayağınızı ve paranızı içimizden çekiniz, Rumlara sadece Rumların hükümeti olduklarını söyleyiniz başka ihsan istemeyiz”  sözlerini her fırsatta haykırma zamanı gelmiştir. Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin Kıbrıs meselesinde tarafsız olmadığını zaten açıklamış bulunmaktadır. Türkiye’nin de AB’ye en açık bir dille,  “Ben 1960’da kurulmuş olan ortaklık devletini ve onun ortaklık hükmetini garantiledim. Bu ortaklığı soykırımı teşebbüsüyle, cinayetler işleyerek, Yunanistan’ın yardım ve desteğiyle yıkmış olan sahtekâr bir Rum idaresini tanımak mecburiyetinde değilim; ikide bir beni bu eli kanlı, geçmişi bozuk Rum idaresini tanımam için zorlamaktan vazgeçiniz. 1960 Antlaşmaları ile var olan haklarımızı yok farz edemezsiniz”  diyecek duruma gelmeli, Kıbrıs’taki haklarından vazgeçse dahi AB’ye tam üye yapılmayacağı bilinci içinde hareket etmelidir.
9 Mayıs 2008’de Kadir Has Üniversitesi’nde  “Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorunu”  adı verilen panelde konuşan Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Türk-Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Sayın Yard. Doç. Dr. Uğur Özgöker’in yürekten katıldığımız şu teşhisine bakalım:
“1963 yılından beri devam eden Türkiye-AB ilişkilerinin bugün tam üyelikle sonuçlanmamasının gerçek nedeni iktisadi bakımdan ülkemizin gelişmişlik seviyesinin AB ortalamasından geri olması, yüzölçümünün büyük, nüfusunun fazla olması dolayısıyla tam üyelik durumunda Türkiye’nin AB’ye ekonomik yük getirecek olmasıdır. Ayrıca sosyal bakımdan din ve kültür farkı olması, coğrafi bakımdan da Avrupa’dan ziyade Asya’ya yakın olması kimi Avrupalı siyasiler ve üst düzey yöneticiler tarafından Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı bir argüman olarak kapalı kapılar ardında dile getirilmektedir. Tüm bu nedenlere rağmen bu gerekçeler kamuoyunun gündemine ya hiç getirilmemekte ya da AB’yi bağlamayan yetkisiz ağızlar tarafından ifade edilmektedir.
AB karar alıcıları resmi ağızdan Türkiye-AB ilişkilerinin bir türlü tam üyelikle sonuçlanamaması ve müzakere sürecinin uzamasını Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’ın kuzeyine yaptığı müdahaleye bağlamaktadırlar. Türkiye’nin Kıbrıs’ta taviz vermeden (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Kıbrıs’ın bütününü temsil ettiğinin kabulü ve Türkiye tarafından devlet olarak tanınması, Türk askerinin adadan çekilmesi gibi) AB’ye tam üye olamayacağını söylemektedirler. Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs sorunu 1 numaralı engel olarak ortaya çıkmaktadır ve problemin adı ” Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde Kıbrıs sorunu “ olarak belirtilmektedir. Biz bu sorunu Türkiye’nin değil Kıbrıs’ı haksız şekilde birliğe alan AB’nin kendi sorunu olarak görüyoruz ve taviz vermesi gereken tarafın da Türkiye ve KKTC değil AB ve Kıbrıs Rum Yönetimi olduğu kanaatindeyiz. Onun için sorunun adını da AB’nin Kıbrıs sorunu olarak belirtip, sorunu Türkiye açısından 1974’te 2 ayrı egemen devlet şeklinde çözülmüş olarak değerlendiriyoruz. Eğer AB’ye göre ortada hâlâ bir sorun varsa bu AB’nin sorunudur ve AB kendi sorununu kendi çözmelidir. Yani Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB hukuk düzeni ve müktesebatına aykırı olarak birliğe üye olmasını telafi etmesi gereken Türkiye değil, AB’nin kendisidir. Türkiye’nin Kıbrıs’ta vereceği hiçbir taviz yoktur.”
Doğru söze ne denir? 

Yazarın Diğer Yazıları