Abant’tan "Yeni devlet" Projesi

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

“Yeni” anayasa konusunda Abant toplantısında alınan kararlar ve kısa yorumları şöyle:
“Anayasa’nın başlangıç kısmı:                                                                                               
Dibace: İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan onuruna saygı dışında, Anayasa’nın dibacesinde herhangi bir ifade olmamalıdır.”
İyi de bu anayasa hangi millete ve devlete aittir? Uganda’ya mı? Gücünü ve meşruiyetini hangi kültür ve medeniyetten alıyor?  Egemenliğin tapusu kime aittir? Türk milleti neden saf dışı ediliyor? 
“Vatandaşlık ve kimlikler:                                                                                                         
Üç madde tartışılmış ve ağırlıklı olarak ilk 2 madde benimsenmiştir.
Birinci öneri: Anayasa’da vatandaşlığı tanımlamaya gerek yoktur.
İkinci öneri: Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümran olduğu mahallerde doğan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümran olmadığı mahallerde vatandaş anne ya da babadan olanların vatandaşlığı kanunla düzenlenir.
Üçüncü öneri: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı anne ya da babadan olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.”
Devletin kimliği kurucusu millete aittir. Vatandaş da bu kimliği taşır. Aynen Fransız, Alman, İspanyol, Amerikan vatandaşı gibi.
“Türkiye”  veya “Anadolu”, coğrafyanın adıdır, sosyolojik ve siyasi kimliği yoktur ki vatandaşa versin. Adını da milletten almıştır.
Anlaşılan bütün yollar, ırkçı bir fanatizmle, Türk Milletini saf dışı etmeye çıkıyor. Neden? 
“Anadil’de eğitim:                                                                                                                   
Üç madde tartışılmış ve benimsenmiştir.
Birinci öneri: Anadilde eğitim, temel bir insan hakkıdır. Anayasa’da anadilde eğitimle ilgili herhangi bir kısıtlayıcı hüküm olmamalıdır.
İkinci öneri: Anayasa’da farklı anadillerde eğitim yapılma hakkı tanınmalıdır.
Üçüncü öneri: Resmi dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi şartı ile herkes eğitimde anadilini kullanma hakkına sahiptir.”
Anadan öğrenilen dile ana dil denir. Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti ve uluslararası hukukta devletin, böyle bir görevi yoktur. Devlet tek dillidir. Çoğunluğun dilinin dışındaki yerel diller devletin hukukuna sokulamaz. Ancak, toplum içinde serbestçe kullanabilirler.
“Türkiye’nin idari yapısı:                                                                                                      
Üç madde tartışılmış ve benimsenmiştir.
Birinci öneri: Türkiye’nin idari yapısı, yerinden yönetim (adem-i merkeziyet) esasına dayanır. Yerel yönetimler üzerindeki her türlü idari vesayet kaldırılmalıdır. Resmi dil mecburi olmak kaydı ile kamusal iletişimde farklı dillerin kullanılması serbesttir.
İkinci öneri: Kamu hizmetlerinin belirlenmesi ve örgütlenmesi yerinde ifa edilir.
Üçüncü öneri: Merkezden yönetim istisna, yerinden yönetim esastır. Merkezde üretilecek kamu hizmetleri açıkça sayılır. Geri kalan bütün kamu hizmetleri yerinde ifa edilir. Bu yetkiler arasında yerel yönetimin yerel hizmetlerle ilgili vergi salma yetkisi saklıdır.”
Osmanlı Devletine kabul ettirilemeyen, İngiliz bağlantılı Prens Sabahattin’in  “adem-i merkeziyet” sistemi öneriliyor. Böylece üniter-milli devlet tasfiye edilip, yerine çok ortaklı etnik devlet getiriliyor. PKK da bunu istemiyor muydu?
Esasen bütün önerilerin esas amacı budur.
“İnanç özgürlüğü ve Diyanet’in konumu:                                                                                
3 öneri benimsenmiştir.
-Diyanet, tamamen bağımsız vakıf statüsünde olmalı, diğer inanç grupları da devlet katkısı ile aynı şekilde vakıflar kurmalıdır.
-Diyanet, isteğe bağlı inanç vergisi ile finanse edilmelidir. Farklı inanç grupları için de benzer kurumlar kurulmalıdır.
-Diyanet’in mevcut durumu devam etmeli, diğer inanç gruplarına da hizmet verilmelidir.”
Üçüncü öneri normal görülebilir. Birinci ve ikinci öneriyle Diyanet teşkilatı devlet kurumu olmaktan çıkıyor. Bütün inanç grupları vakıf statüsünde  eşitleniyor. Finansmanı için devlet katkısı veya gönüllü vergi yolu öneriliyor.
Böylece din hizmeti, cemaatler ve tarikatlar arası çatışma alanı haline geliyor. Gayrimüslimlerin tüzel kişilik kazanma ve zaman içinde ekümenik olmalarının önü açılıyor.
“Din dersleri:                                                                                                                           
Üç madde tartışılmış ve benimsenmiştir.
Birinci öneri: Anayasada bu konuda hiç bir madde olmamalıdır.
İkinci öneri: Nesnel ve çoğulcu din kültürü ve ahlak dersleri zorunlu olmalıdır. Din eğitimi dersleri seçmeli olmalıdır.
Üçüncü öneri: Farklı içeriklerde eleştirel düşünceyi ve çoğulculuğu geliştiren seçmeli din kültürü ve ahlak bilgisi ders alternatifleri olmalıdır.”
Mevcut durum daha da kötüleşiyor. Laikliğin temsilcisi Fransız anayasasında bile din eğitimi var. Devlet, çocuklarımıza dinini dosdoğru öğretmeyecekse,  “İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan onuruna saygı”  gibi sözler, aldatmaca olmuyor mu?
Sonuç: Alenen; kimliğiyle, adıyla, diliyle, din ve özerk yapısıyla, çok ortaklı yeni bir devlet isteniyor. Sahi AKP, ABD ve PKK ne diyordu?
Çanakkale şehitlerimizi saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları