ABD dost mu, düşman mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Barış ödülü alma merakında olan bir arkadaş;  “Hep devleti savunuyorsun; devletsiz anlaşma felâkettir diyorsun ancak Amerika bizi tanımadığına göre kimse de tanımayacak; şimdi de Kongrede Türkiye’nin Kıbrıs’tan askerini çekmesi için karar çıkarıyorlar; asıl felâket o zaman olmayacak mı?” diye dert yandı. “Yani, Amerika ne derse o olacak ve o olmalı mı diyorsun?” soruma barışçı(!) dostum “başka çare yok ki” cevabını verdi. Bir yazarımız da Kongreye sunulan karar tasarısına atfen  “Rum tarafındaki seçimlerden sonra barışçılığı ile ün yapmış ve CTP’nin kongresine de gelmek suretiyle bunu kanıtlamış olan Hristofyas seçilirse ve biz yine diretirsek, vay halimize” demeğe getiriyor. O zaman ABD bastıracak, Türkiye de askerini çekecek ve biz mahvolacağız.
Hulki Cevizoğlu’nun  “1919’un Şifresi”  kitabını okuyanlar; ABD’nin Yunan Lobisi karşısındaki zafiyetini bilenler; ABD’nin arşivlerinde “Kıbrıs meselesinin halli adanın Yunanistan’a bağlanması ile mümkündür”  siyasetinin 1964’den bu yana geçerli olduğunu okuyup öğrenmiş olanlar, Yunan asıllı üyeler kanalı ile başlattığı “Türkiye asker çeksin” rezilliği karşısında halkımıza korku satacaklarına “bağımsızlığımız ve egemenliğimiz ABD’nin insafına kalmış değildir” diyerek Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığının nedenlerini kaleme almış olsalardı, hepimizden büyük bir alkış alırlardı. Hele Yunan lobisinin “barışçı üyelerine” Türk askerinin karşısında Rum-Yunan ikilisinin savaş anında yüzbin silahlı ile övündüğünü de dile getirmiş olsalardı, bu devleti kurmak için her şeylerini feda etmiş olan şehitlerimizin de hayır dualarını almış olurlardı. Silâhlanmaya hız vermiş olan ve “hududumuz Girne’dir” diyen liderlerin barışçılığının ne kadar sahte olduğunu vurgulamış olsalardı çok şık olurdu!
ABD’nin 1964’den bu yana istediği Türk tarafının direnişten vazgeçmesiydi. Bu nedenle 1974’e kadar durup bekledi. Arşivlerine baktığımızda “Türk tarafı, Zurih-Londra anlaşması gibi acayip anlaşmalar veya adanın bölünmesini beklemesin; uzlaşma demokratik kurallara göre olacaktır, Türkiye bunu bilsin” telkinlerini ve kararlarını görürüz. Kuşkusuz bunlardan günü gününe bilgilendirilmiş olan Yunan Lobisinin  “barışçı” üyeleri bu bilgileri Rum-Yunan ikilisine aktarmayı da “barışa hizmet” bilmişlerdir. Neticede “adada tek halk, tek demokrasi, tek devlet, tek hükümet tanırız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni asla tanımayacağız” beyanları ile ün yapmış olan ABD’nin buyruğu altına girmiş olsaydık, Kıbrıs çoktan Girit gibi Yunan toprağı olurdu. Türkiye Enosisi önledi, Türklerin boğazlanmasına mani oldu, adaya barış getirdi diye Türkiye’ye (NATO müttefikine) yıllarca silâh ambargosu koyan da ABD değil miydi? Bu baskıya boyun eğmemiş olan Türkiye, şimdi ABD Kongresi öyle istedi diye Kıbrıs’tan asker mi çekecek? ABD, Türkiye’ye bu kalleşliği de yaparsa Orta Doğu’daki dengelerin ne olacağını düşünmez mi bu bombalarla, mermilerle dünyaya demokrasi dağıtan lider ülke? Evet, ABD’nin istediğini yapmış olsaydık Kıbrıs meselesi çoktan halledilmiş olurdu. Şimdi de ABD’nin ve yandaşlarının istediğine boyun eğecek olursak Kıbrıs meselesi yine halledilmiş olur. Ancak mesele ile birlikte Kıbrıs Türklerinin defteri de kapanmış ve Türkiye’nin denizlere açık yolları ebediyen tıkanmış olur.
“Hududumuz Girne’de son bulur; Türk askerinden kurtulmanın yolu iki toplumlu federasyonu kabul etmekten geçer; ayrı egemenliğe, Garanti Anlaşmalarına hayır”  diyen ve Karpaz’daki bir avuç Rum çocuğunu “işgale karşı direndikleri için” öven Hristofyas’tan medet umanlara ve “ABD ne derse o olur” diyenlere acıyalım mı, yoksa gülüp geçelim mi?

Yazarın Diğer Yazıları