Abdi İpekçi, Ertuğrul Özkök

A+A-
Altemur KILIÇ

Hürriyet Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, bu sefer kıvırmadan, açıkça yazmış: “Bazılarınız, megalomanyak diyecek, ama ben, Babıâli’ye devrim yapmak için geldim” diyor! “Manyak” mı, bilemem ama “megaloman” olduğu muhakkak!
Takıntısı -kompleksi- “Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu” gibi olamamak.  Gazeteciliği, rol modelleri, ‘Abdi İpekçi-Uğur Mumcu’ tekelinden  “kurtarmak” istermiş! Diyor ki: “Yeni insanlar bulmak, gazetecilikte yeni zihniyetler, yeni rol modelleri yaratmak iddiasındaydım... Kafamda Babıâli’ye meydan okumak vardı... Ankara bürolarının rolünü azaltmak, ’büyük gazeteci eşittir siyasi yazar ‘denklemini berhava etmek için tam teşebbüs halindeydim.
Devam sayfalarını birinci sayfa kadar canlı hale getirmek, ekonomi sayfalarını, Necati Doğru ekolünün, başarıyla başlattığı başlama çizgisinden alıp, bugünün modern dünyasına ve onun yansımalarına dönüştürmek istiyordum. Köşe yazarlığına siyaset dışında devrimci yeni isimler kazandırmanın peşindeydim...”
Başarılı oldu mu? Hürriyet, şimdi, böyle ideal bir gazete oldu mu?  Türkiye’nin en fazla satan gazetesi olduğu için, bir bakıma başarılı. Almanya’daki bulvar gazetesi -harcıâlem- Bild kadar başarılı. Eğer bulvar gazeteciliğini ciddi, gazetecilik sayıyorsanız, çok başarılı!
Ancak unutmamalı ki Hürriyet, bugünkü sürümünü Sedat Simavi’nin, Haldun-Erol Simavi’nin ve rahmetli Nezih Demirkent’in kurdukları, sağlam temellere borçlu. Öylesine sağlam temeller ki, Ertuğrul bile bunları yıkamadı!
Ertuğrul Özkök’ün, rahmetli Uğur Mumcu  “takıntısının” sebebini bilemem; herhalde Mumcu idealist ve inançlı olduğu kadar, doğruları yazan bir kişi olduğu için.
Peki, Özkök, Abdi İpekçi’yi neden kıskanır? İpekçi kompleksi, ikide bir, neden azar?
Kısacası, Abdi İpekçi’nin olduğu “her şeyi”  olamadığı için!
Abdi İpekçi dürüst, hiç taviz vermeyen bir gazeteci, bir yönetici ve başyazardı! Yeni Milliyet’i patron Ali Karacan ve Ercüment Karacan’ın desteğiyle, başlığından, grafik düzeninden muhtevasına kadar, adeta, baştan kurmuş ve Milliyet, onun zamanında Türkiye’nin en saygın gazetesi olmuştu!
Abdi’nin, kimseden korkusu yoktu. Durum başyazısı, her zaman, sağlam verilere dayanan objektif bir başyazı idi; esen rüzgârlara göre yelken açmazdı! Kısacası Abdi “dansöz gibi” yazmazdı ve patronun işlerini takip etmezdi! Sağlam ilkeleri vardı. Bir haberi kırk defa çek etmeden yayımlatmazdı... Bu kendi başyazısı için de öyle idi! Haberler, içerik ve grafik düzen konusunda, fazlaca titizdi...
Öylesine ki, bir kitap çalışması yaparken, önüne götürdüğüm her makete burun kıvırınca öyle sinirlenmiştim ki, sevgili Abdi “Yani beni dövecek misin?” dedi! Sonra, yıllarca bana
“Yahu, sen beni dövecektin” diye takıldı.
Milliyet onun zamanında, sansasyon ve bulvar gazetesi olmadı. Abdi’ye, hasımları bile hürmet ederlerdi. Ve muhtemelen böyle bir gazeteci olmanın bedelini de, hayatıyla ödedi...
Onu Karacan’lara tanıtan, Milliyet’in başına geçmesine önayak olan bendim ve hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri de bu oldu.
Ben, Abdi ile mesela, Hasan Pulur’dan, Doğan Heper’den ve Hasan Yılmaer’den daha az süre çalıştım... Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı da Özkök’ün istediği türden değil, Abdi ’nin standartlarına ayak uyduran ayrı bir ekoldü! Şimdi, onunla birlikte çalışan kapı yoldaşlarının Özkök’e haddini bildirmelerini bekliyorum. Bence bu, O’nu, suikasta kurban edilişinin yıldönümlerinde, mezarı başında anmaktan, daha anlamlı olacak. Mesleğimiz açısından! Genç gazetecilerin, asıl  “rol modellerinden” önde geleni Özkökler vb.. değil! İpekçi ve Mumcu’dur!
Özkök’ün yeni yıldızlar keşfine bir şey diyemem. Bunlardan biri Ayşe Arman Hanım imiş!!! Bu hanımı yalnız yazılarından bilirim. Hiç tanışmadık. Bu, benim kaybım değil. Ama gazetecilik başarısı konusunda, benden “No Comment!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları