Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü günler

A+A-
Behiç KILIÇ

Türkiye 1979...
ASALA (Ermeni terör çetesi) dış destekli bölücü silahlı güç olarak  tehlikelidir.
Yurt dışında diplomatlar hedeftir, ASALA militanları Türkiye’de sağ ve sol terör örgütlerine sızmış silahlı provokasyonları geliştirmektedir.
Uluslararası mafya ve bölgedeki hakim çokuluslu gizli servisler, ASALA’ya destek vermekte, beraberce silah ve uyuşturucu ticareti yapılmaktadır...
İtalya’da Lübnan kökenli, İstanbul’da yaşamış Henri Aslanyan adlı bir Ermeni kaçakçı, ASALA’nın desteği ile, İtalyan mafya ailelerini sindirmeyi başarmış, silah ve uyuşturucu ticaretinin iplerini tutar hale gelmiştir...
Ermeni asıllı Aslanyan, Bulgar gizli servisi ile irtibatlıdır. Hatta Bulgar gizli servisinin yöneticilerinden bir albayın kız kardeşi ile evlendirilmiştir. Aslanyan aynı zamanda ABD’nin uyuşturucu ile mücadele örgütü DEA’nın da ajanıdır!.. Bu ilişki içerisinde, KGB’nin de ortak desteği ile Türkiye’de gayrimeşru ağı kurmuş, Türk gümrük kapılarındaki görevlileri, çok üst düzeylere ulaşan ilişkilerle ve paranın gücüyle ele geçirmiştir.
Henri Aslanyan’ın yönettiği örgüt Türkiye’ye kaçak silah dolu gemileri göndermekte, Bulgaristan’ın Burgaz limanından gelen bu gemiler bazı satılmış üniformalı Türk görevlilerce emniyete alınarak yurda sokulmakta ve sağcı silahlı çetelere teslim edilmekte ve bu sağcı silahlı çeteler de kaçak silahları sol silahlı çetelere satmaktadır.. (Samsun-Merzifon-Ordu hattı) Bu silahlar o dönemde Türkiye’yi iç savaşa sürüklemekte ve ülkenin gençleri sağ ve sol kamplarda cepheleşerek birbirlerine kurşun sıkmakta, her gün 20-30 can kaybedilmektedir. Üniversiteler, ırk ve mezhep çekişmelerinin karargahları halindedir. Şehirlerin varoşları kurtarılmış bölgeler ve hücre evlerle donanmıştır..
Bir kısım siyasiler, bazı önemli bürokratlar para uğruna bu çokuluslu mafya organizasyonunda yer almışlardır.
Bu organizasyon sağ ve solda kamplaşmış üniversite gençliği arasında ajanlaştırma çalışmaları da yapmıştır. Her iki görüşteki gençler, davalarına hizmet ettiklerine inanarak, ama ceplerine konan paralara daha çok inanarak daha da militanlaşmış, ayrı ayrı hücrelerde silahlandırılarak ama piramidin tepesine yerleşen tek kimliğe yani uluslararası gizli servislere hizmet eder hale gelmişlerdi...
Türkiye’yi kan gölüne çeviren bu
organizasyon ülke ekonomisini perişan etmişti.
Vampirler ellerini ovuştururken, yurtseverler endişeli biçimde çıkış yolları arıyorlardı... Ellerine ulaşan dokümanlar, yaşadıkları olaylar Türkiye’nin kaygan zeminde uçuruma sürüklendiğini gösteriyordu..
Abdi İpekçi, bu endişeleri doğru teşhisleri ile en derin hisseden aydın olarak gazetesini bir kurtuluş hareketine bayrak yapmanın hesaplarındaydı...
Karanlıklarda dans edenler, İpekçi’nin aydınlatma çabalarını öğrendikçe  vahşi kurallarını devreye sokmayı planlamışlardı ve bunun sinyallerini de, kendi metotlarıyla veriyorlardı..
İpekçi tehditlerden endişeleniyordu ama yolundan dönmeyi aklından geçirmiyordu...
Milliyet başyazarı, her zaman doğruların önderi olmuştu ve hem siyasi platformda, hem de aydınlar arasında yol gösterici olarak kabul ediliyordu. İşte bu yüzden karanlıktakiler, İpekçi’den korkuyorlardı..
Amaaa.. 1 Şubat 1979’da yapacaklarını yaptılar.

Yazarın Diğer Yazıları