Abdi'ye mektubumdur

A+A-
Altemur KILIÇ

Sevgili can dostum Abdi;
Seni, 1 Şubat 1979’da, evinden birkaç adım ötede, kalleşçe-alçakça öldüren Mehmet Ali Ağca, 30 yıl sonra serbest. Cezaevlerinde 25 yıl yattıktan sonra, bugün -18 Ocak’ta- Ankara Cezaevinden tahliye ediliyor... Haberlere göre, çıkışında kahraman gibi karşılanacak, lüks otellerin kral dairelerinde ağırlanacak, Antalya’da istirahat edecekmiş... Sonra da yurt dışına gidip, anılarını yazmak, seni nasıl öldürdüğünü anlatmak için, binlerce dolarlık kontratlara imza atacak ve çok zengin olacak!
Sevgili kardeşim; özetle, sen öldün: Türkiye, medyada ekol yaratan cesur bir gazeteciden yoksun, ben de çok yakın bir dostumdan mahrum kaldık!
 Biliyorum, sen, katilin Ağca’yı bile bağışlardın ama ben bağışlayamıyorum! Katilin serbest ve “kahraman”. Ben bu “ironiyi” kabul edemiyorum!
Cinayeti, sadık sekreterin Melek bana aynı gün, New York’a, faksla haber vermişti. Amerika’da okulda olan oğlun Sedat’ın velisi olduğum için, ölümünü ona haber vermek görevi bana düşüyordu... Hayatımdaki en güç şey, sana da son vazifem de bu
oldu...
Mehmet Ali Ağca bir tetikçiydi ama kimin, neden taşeronuydu? Hiç bir zaman hiç bir mahkemede ortaya çıkmadı... Belki şimdi kendisi, öldürülmekten korkmazsa, kitabında açıklar.
Ama o sırada, neden ve kimler tarafından tehdit altında olduğunu tahmin ediyorduk. Senin kaleminle savunduğun ilkeler, bazılarının emel ve hesaplarına engeldi...
Cinayetten üç ay kadar önce New York’a geldiğinde, seni uyarmış, “dikkat et Abdi”  demiştim... Sen de o mazlum, tavrınla, “Biliyorum ama ne yapayım” diye, adeta kaderine razı olmuş gibiydin! Ölüm haberini duyunca doğrusu şaşırmadım!
Yüksek bir düzeye getirdiğin Milliyet’in, başka ellere satılmasına karşı direniyordun o sırada!... Sen ölünce satış kolay oldu. Milliyet, Karacanlar zamanında ve senin yönetimde bir  “medya kalesi” idi. Şimdi en fazla para verene satılabilecek bir  “mal-bir meta” oldu! Senin; yattığın yerden, bundan, ülkenin bugünkü hallerinden rahatsızlığını yazamadığın için, rahatsız olduğun kadar, rahatsız olacağını biliyorum! .
Evet, kardeşim Abdi, tevazuya gerek yok, Türkiye, seninle büyük bir gazeteci-yazarı, biz çalışma arkadaşların da bir rahmetli Turan Aytül’ün deyimiyle, bir “şefi” kaybettik... Ve katilin hâlâ yaşıyor, senin ölünün üzerinden belki binlerce dolar kazanacak... Arkadaş toplantılarında, bir nakarat tuttururduk;  “Olmaz böyle şey, Abdi Bey” diye. “Oldu Abdi Bey”!
Bizi, çok sevdiğin Türkiye’nin hallerini soracak olursan, bildiğin -bilemeyeceğin- gibi!
Eğer bugün yaşasaydın;
 Milliyet’teki ‘Durum’ Başyazısında, bu  “durumları” şimdi başka yazarların yazamadıkları kadar objektif -korkusuzca, kimseden çekinmeden- fakat kılı kırk yararak, bir haberi, defalarca, kontrol ettirdikten sonra, yazardın... Ama gene merak ediyorum, bugünkü  “durumları” acaba nasıl yazardın? Milliyet’in, o zamanki sahiplerinin, sana  “böyle yazma”  dediklerini, hiçbir zaman duymamıştım!
Abdi kardeşim; Shakespeare’in Jül Sezar oyununda Sezar’ın dediği gibi, “Gerçek kahraman” sen bir defa öldün,  “alçaklar”  -Ağcalar- ölmeden evvel, çok defa ölürler!
Merak ediyorum, acaba Ağca ve binlerce insanımızın katili APO, hapislerde ceza çekmiş olsalar bile, bu yeter mi? Şimdi kahramanlar gibi karşılansalar, vicdan azabı çekerler ve Allah’ın, “ilahi adaletin affına” mazhar olurlar mı?
Buluşana kadar, Allah’a emanet ol sevgili Abdi!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları