ABD’nin derdi nedir?

Özcan YENİÇERİ

ABD’ye bir bakar mısınız? Bir yandan Türkiye ile  “stratejik ortak” olduğunu ilan ediyor öbür yandan da Türkiye’ye karşı savaş ilan etmek hariç her türlü kötülüğü yapıyor. Müttefik olduğunu söylediği bir ülkenin askerinin başına çuval geçirmek dahil her alçakça tavrı gösterebiliyor. Türkiye aleyhtarı her taşın altından ABD’nin parmağı çıkıyor. Türkiye’ye karşı geliştirilen her türlü şeytanî stratejinin altında ABD’nin imzası var! Türkiye’yi bölünmüş gösteren haritalar, bir Barzani’nin arkasında bir de ABD subaylarının çantasında bulunuyor. PKK’lı teröristlerin kullandığı silahlar da ABD’ye ait. Kendi teröristi için “bulunduğu yerde vur” stratejisi izlerken, Türkiye’nin teröristi için “vurma dur” diyor. Eskiden ABD, gizli kapaklı ve örtülü bir biçimde terörist bölücüleri desteklerken, günümüzde artık bunu açıkça yapıyor.
Aslında Amerika her zaman aynı Amerika idi. Ancak gelişmeler ABD’nin gerçek yüzünün ve niyetinin daha açık bir biçimde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Zira ABD, yakın geçmişte de Türkiye’yi “benden izin almadan haşhaş ekemezsin”, “Kıbrıs’a çıkamazsın” diye (Johnson Mektubu) tehdit etmişti. Türkiye, sınır komşusu olan SSCB’den kendisine yöneltilen tehdide karşı, yıllarca okyanus ötesindeki ABD’nin desteğini kaybetmeyi göze alamadı. Kıbrıs hareketinin arkasından ABD’nin koyduğu ambargo dahil her türlü düşmanca tavrı, Türkiye yıllarca sineye çekti. Çünkü Türkiye’yi yönetenlerde ABD’ye karşı ve ABD’ye rağmen bir strateji izleyerek, Türkiye’nin çıkarlarını korumanın mümkün olmayacağı düşüncesi hâkimdi.
Soğuk savaş sonrası durum, ABD lehine çok daha fazla değişmiştir. ABD bugün resmen, gücünü Tanrı yerine koymuş bir ülkedir. ABD çıkarları söz konusu olunca insan hakları, hukuk, adalet, ahlak, müttefiklik ya da demokrasi bir anda devre dışı bırakılmaktadır. ABD’ye karşı korkak, utangaç ve çekingen politikalarla sonuç almanın mümkün olmadığı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Başbakan bile bunu anlamış olacak ki şunları söylemek zorunda kalıyor; “Geçmişten ders almayanlar bölgede Türkiye’ye rağmen bir takım projeleri hayata geçirmenin peşinde. Buna stratejik ortağımız Amerika da dahil.” Kısacası ABD’yle anladığı dille konuşmak gerekir. Bu, yeri geldiğinde milli çıkarları için çekinmeden gücünü kullanabileceğini gösteren, kararlı bir dil olmalıdır. Türkiye, elbette teröre karşı da ABD ile kararlı olmak kaydıyla işbirliği yapmalıdır. Ama bir farkla, önce vur sonra sor stratejisini uygulayarak.
ABD bir yandan (BOP) kendi çıkarlarını, diğer yandan İsrail’in güvenliğini garanti altına almak için, Irak’ı işgal etmiş ve bugün için Irak’ı üç parçaya ayırmıştır. ABD ve İsrail çıkarları için Irak’ın kuzeyinde oluşturulan  “Kürt Yönetimi”  stratejik öneme sahip olup, ABD’nin stratejik hedefinin merkezi niteliğindedir. ABD, Kuzey Irak yönetimini Türkiye’nin muhatap alması için elinden her geleni yapıyor ve bundan sonra da yapmaya devam edecektir. ABD bu bağlamda olmak üzere bir yandan Kuzey Irak yönetimi için “Tayvan Modeli” önerirken, diğer yandan bağımsız bir Kürdistan için nabız yoklamakta ve şartları uygun kılmaya çalışmaktadır. ABD, bu amacını Türkiye’ye kabul ettirebilmek için, PKK terörüyle Türkiye’nin muhatap olmasına göz yummaktadır. Türkiye’nin iç çelişki ve çatışmalarla meşgul edilerek Anadolu’da bloke edilmesi, ABD için temel amaçtır. Böylece Türkiye’nin, Irak’taki fiili durumu eninde sonunda kabul etmek zorunda kalacağı düşünülüyor. Bunun için kullanılan araçlardan birisi terör Kürt (PKK) diğeri de Ermeni (soykırım) iddialarıdır. Türkiye, Ermeni “Soykırım” tasarısıyla köşeye sıkıştırılarak, İran ve Hamas’tan uzaklaştırılmaya ve İsrail ile yakınlaşmaya zorlanırken; PKK kullanılarak da Barzaniyle işbirliğine zorlanmaktadır.
Yaygın kanaatin aksine ABD, Türkiye’den 1 Mart tezkeresinden daha çok, Türkiye’nin Suriye, İran ve Hamas’la kurduğu ilişkilerin intikamını alıyor! Çünkü 1 Mart tezkeresinin reddine rağmen ABD, Irak’a girmiş ve istediği sonucu da almıştır. Hatta 1 Mart tezkeresi kabul edilseydi  ABD, Türkiye’yi göz ardı ederek Irak’ta dilediği gibi hareket edemezdi. Bu bakımdan 1 Mart tezkeresinin TBMM’den geçmemiş olması ABD’nin bir anlamda işine gelmiştir!
Ancak, Irak’ın kuzeyinde ABD tarafından kurulan kukla yönetimin varlığını sürdürebilmesi, Türkiye’nin takınacağı pozisyona bağlıdır. ABD, kendi hesabını kendi şartlarıyla dayatırken, Türkiye de bölgenin gerçekleriyle kendi stratejik çıkarlarını dayatmalıdır. Bu bağlamda Türkiye ile İran ve Suriye arasındaki ilişkiler belirleyici olacaktır. Nitekim İran ve Suriye’nin terör konusunda Türkiye ile aynı biçimde düşünmeleri ciddi ve önemli bir gelişmedir. ABD’nin bölgedeki varlığı geçicidir. Bölge ülkelerinin ise yaşadıkları coğrafyadan göç etme ihtimali yoktur. Herkes hesabını ona göre yapmalıdır ve yapacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş