Abdullah Gül kimdir ve ne iş yapar?

A+A-
Haydar ÇAKMAK

Danıştay’ın 146. kuruluş yıldönümü törenlerinde Başbakan Erdoğan ile Barolar Birliği Genel Başkanı Metin Feyzioğlu arasındaki polemik Türkiye’nin nereye getirildiğini anlama ve anlatmak için iyi bir örnektir. Okuyup da anlayamayan AKP taraftarlarına Başbakan nasıl biri olduğunu şeklen göstermiştir. Türk Devlet geleneğinde ve Anayasal olarak Cumhurbaşkanı en büyük makamdır. Törenden Erdoğan’ın peşine takılıp çıkması Türk Devlet geleneğini ve Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığına gölge düşürmüştür. Abdullah Gül, görevi süresinde Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığı prensibinin gereklerini yerine getirmemiştir. AKP’li gibi davranmıştır. Türklerin Cumhurbaşkanı değil AKP’lilerin cumhurbaşkanı gibi davranmıştır. Yaptığı bütün atamalarda AKP zihniyetinden olmalarına özen göstermiştir, yani bir partili gibi davranmıştır. Mesleğimiz gereği YÖK ve üniversitelerdeki atamalara baktığımızda içlerinde kendisini Türk Milliyetçisi veya ulusalcı olarak tarif eden hiçbir isim bulamazsınız. Atadığı rektörlerin tamamına yakını öğretim üyeleri tarafından seçilmemesine rağmen seçimlerde üçüncü, beşinci gelen kendilerine yakın adaylardır. Atadığı bu rektörlerin yaptığı ilk işlerden birisi yurtsever akademisyenleri mağdur etmektir. Bunca şikayete rağmen atadığı rektörleri de uyarmamıştır. 
AKP hükümetinin politikasını ve icraatını kolaylaştırmak için işgal ettiği makamın gereklerini göz ardı etmiştir. Erdoğan ile yaşadığı sorunlar devlet yönetimiyle ilgili olmamış sadece kendi ikbali ve aralarındaki rekabetten kaynaklanmıştır. Ülkenin çıkarları için bile Erdoğan’ı karşısına almamıştır. Ergenekon ve Balyoz davalarında ülkedeki asker ve sivil yurtseverlerin içeri atılmalarında gıkını çıkartmamıştır. Yasal olarak TSK’nın Başkomutanıdır ama askerleri cemaat mahkemeleri içeri tıkarken sadece bakmıştır. Zevahiri kurtarmak için suya sabuna dokunmayan birkaç deklarasyonla yetinmiştir. Hırsızlık, yolsuzluk, adaletsizlik ülkede kol gezerken Gül, Cumhurbaşkanı sıfatıyla hiçbir müdahalede bulunmamıştır. Dış politika yerlerde sürünürken bütün komşularla düşman olunurken sesini çıkartmamıştır. 1990’dan bu tarafa bütün cumhurbaşkanları Türk Dünyasıyla yakından ilgilenmiştir ama Gül; Arap, Afrika ve İngilizlerle ilgilenmeyi tercih etmiştir. Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı, Türklerin dışında herkesle ilgilenmektedir ama bu konuları takip etme durumunda olan Gül’ün herhangi bir müdahalesini duymadık. İlk yedi yıl yetmiyormuş gibi şimdi bir beş yıl daha Cumhurbaşkanı olmak için fırsat kolluyor, acaba hangi başarısından dolayı Türk halkından oy isteyecek merak ediyoruz. AKP ve Erdoğan’ın oyunu isteyebilir zira onlara hizmette kusur etmemiştir, onların oyunu hak etmiştir. Onlar da hizmetlerinin karşılığı olarak oylarını verebilirler veya istediği bir başka görev ile takas edebilir.
Yazımızı Erdoğan-Feyzioğlu kapışmasıyla bitirelim. Başbakan’ın tavrını İran veya Irak ile değil İngiltere veya Fransa gibi ülkelerle mukayese etmek gerekir. Öyleyse hemen söyleyelim Erdoğan yanlış yapmıştır. Bu davranışıyla neden ve kimlerden korktuğunu da göstermiş oldu. On iki yıldan beri CHP ve MHP Erdoğan’ı bu kadar kızdırıp korkutmamıştı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Erdoğan’ı zıvanadan çıkartmıştır. Erdoğan’ın muhalefet liderleri ve partilerden değil, yargıdan ve cemaatten korktuğu anlaşıldı. Erdoğan yargı ve cemaatten bir şey saklayamıyor, onlar yaptıklarının farkına varıyor, bu da Erdoğan’ı korkutuyor ve saldırma ihtiyacı hissediyor. Cemaatin adamlarını hain, ajan, işbirlikçi, Haşhaşi gibi en ağır suçlarla itham etmesine rağmen faillerin hiç birini içeri atmamış ve korkusundan dokunamamıştır. Başka yerlere tayin veya işten el çektirmeyle yetinmiştir. Eğer Başbakan’ın dediği gibi onlar hainse cezaları tayin veya işten el çektirme olmaması gerekir. Başbakan cemaat konusunda samimi değil, kamuoyunun gözünü boyamak için onlara dokunmuş gibi, cemaatin adamları da dokunulmuş gibi yapmaktadır. CHP ve MHP, muhalefet olarak hangi strateji ve akılla bunu kullanmayıp sessiz kalıyor anlamıyoruz. Muhalefete bir öneride bulunalım, asıl büyük yolsuzluklar, cemaat-Erdoğan ikilisinin, ortak olarak yaptıklarıdır. Bu ortak suçları araştırıp kamuoyu önüne koyarsanız aralarındaki kavga o zaman derinleşir ve bir işe yarar. Kavganın dozunu onlar kendileri ayarlıyor. Muhalefet, bu iki ortağın neler yaptıklarını ortaya çıkartmak için zemin ve fırsat hazırlaması gerekir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları