Açık arttırma mı?

A+A-
Mustafa ERKAL

Son dönemde Kürt asıllı vatandaşlarımızı rencide edici ve haksız şekilde töhmet altında bırakacak, ırkçılık kokan programlar TV ekranlarında yer alıyor. TV ekranlarında yer alanların çoğunun halkla bir ilgisi yok. Ancak, bazıları entel hava takınarak vatandaşlar adına konuştuklarını zannediyorlar. Bu programları seyredince acaba Türkiye internet yoluyla değil ama, ekranlar yoluyla açık arttırmaya mı çıkarılıyor diye kendi kendime soruyorum. Bu ve benzeri programlar acaba hangi Batılı çağdaş bir demokrasinin ekranlarında yer alabilir? Bu programlarda katil terörist başına “sayın” diyenler, “Kürt coğrafyası” ndan ve “Kürtlerin bağımsız ayrı bir millet olmaları gerektiğinden” bahsedenler, milli devlet ve Cumhuriyet düşmanlığı yapanlar, milli kimliği reddedenler, Türkü basit bir etnik grup gibi ele alanlar, federasyoncular kısaca; milli birlik ve bütünlüğün altına dinamit koymak isteyenler, sorumsuz ve ilkesiz bazı özel kanallarca vitrine çıkarılıyorlar. Aslında TRT de bunlardan geri kalmıyor.

Milli mücadeleyle Anadolu’dan kovduğumuz yabancı emperyalist güçleri bazıları neredeyse zorla bu topraklara çağırıyor. Emperyalizme davetiye çıkarıyorlar. Anadolu üzerindeki hilâl-haç mücadelesinin malzemesi, artık ideolojik değil; Kürtçülük ve İslâm dışı ve Hz. Ali’siz Alevilik şekline büründü. Dün olduğu gibi, bugün de hilâle karşı haçın malzemesi olanlar, dışarıdan aldıkları cesaretle ekranlarda boy gösteriyorlar. Eski komünistiyle, liberaliyle, İslâmcısıyla değişik fraksiyonlara sahip olan Kürtçü ırkçı takım, halka rağmen işbaşındadır.

Bunlar olurken, bu ülkeyi yönetenler, ülkeyi son 5-6 senedir hangi noktalara getirdiler bunu çok iyi düşünmek gerekiyor. Keşke aksi olsaydı ve onların başarılarını biz burada kaleme alabilseydik. Belki artık onlar da bölücü, ırkçı çevrelerin mücadelesinin kültürel haklar ve demokrasi mücadelesi olmadığını anlamış olmalılar. Hiçbir ciddi demokrasi, milletin ufalanmasına ve açıkça yapılan ırkçılığa malzeme olamaz.

Bir kimlik dayatması tekerlemesi, yanlış ezberi sürüp gidiyor. Osmanlı’dan milli devlete geçen ve Cumhuriyeti kuran irade, Atatürk sonrası milli kimlik olan Türklüğü kime ve nasıl dayatmış; acaba tam tersi örnekler yok mu? Türklüğü sözde dayatan yönetimler, 1954’de Milliyetçiler Derneğini kapatmadılar mı? 1944’de Alman yenilgisi karşısında Moskova’ya hoş görünebilmek uğruna milliyetçileri tabutluklara atıp işkence yapmadılar mı? 1976’da Cumhurbaşkanı rahmetli Korutürk, ülkenin bir çok aydınını pantürkist olarak suçlamadı mı? 1971 ve 1980 askeri müdahalelerinden sonra bu fikrin mensupları sıkıyönetim iddianamelerinde suçlanıp yargılanmadı mı? İdam edilmedi mi? Bir davaya Ergenekon ismi neden kondu? Sağ-sol iki taraftan da eşitlik olsun diye, milli değerlerine sahip ve hassas insanlar ipe götürülmedi mi? Bu nasıl dayatma böyle... Bu nasıl dayatma ki; resmi görüş ve yönetimler, genelde Türk kimliği karşısında tarafsız kalmışlar ve hatta kimliksizliği savunmuşlardır.  “Türk dediğin nedir ki”  diyen kişi maalesef bu ülkenin Cumhurbaşkanı Özal değil miydi? Bugün sayın Erdoğan, Türk yerine temelsiz bir “Türkiyelilik”  görüşünde değil mi? “Türkiye sadece Türklerin değildir”  lafını biz mi söyledik? Bazı büyük sermaye ve yayın organlarının, TV’lerin anti Türk, anti Cumhuriyet, anti Atatürkçü ve anti devletçi yayınlarıyla mı kimlik dayatılıyor? Atatürk’ün, Fatih Sultan Mehmet’in, Osman Gazi’nin, Mimar Sinan’ın özel hayatlarıyla ilgili maksatlı ve yanlış bilgiler yayma yoluyla mı Türk kimliği dayatılıyor?
Türkiye’nin sorunlarını demokrasi içinde çözülemez noktaya çekmek isteyenler, hiçbir demokrasinin kabul edemeyeceği tartışmaları açanlar ve saldırıda bulunanlar, demokrasiyi katletme peşindedirler. Cumhuriyeti sözde demokratik Cumhuriyet yapma yutturmacalarına rağmen... Terörle ve ırkçı bölücülükle mücadelede daha fazla demokrasi gerekir gibi yaklaşımlar ütopyadır. Bugün Belçika’da demokrasi ve refah seviyesi yeterli değil mi ki, Belçika bölünüyor. Aynı şey İspanya için de geçerli. Hayallerle ve rüyalarla uğraşmayalım. Hukuk devletini işletelim. Milli devletin olmadığı yerde demokrasi ve özgürlükler kimin için olacak ki...
Bu ülkeyi benimseyemeyen ve sevemeyenleri zorla vatandaşlıkta tutmuyoruz. Amerika’da parklara kadar yazılan “ya sev, ya terk et” her yerde geçerlidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları