Açıklanmalıdır

A+A-
Rauf DENKTAŞ

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki özel  temsilcisi Sn. Downer, kendisinden önceki temsilcilerin akibetine uğradı. Rum tarafı kendisine alabildiğine saldırıyor, görevden alınmasını istiyorlar. Neden? Çünkü Sn. Downer “Uzlaşma istiyorsanız ciddi olunuz”  çağrısında bulundu ve “Bu konu sonsuza kadar BM’i meşgul edemez” diyerek Türk tarafının da üstünde durduğu takvim konusunu gündeme getirdi.
Kıbrıs meselesini, görüşmlere taktik icabı katılarak 47 yıl uzatan Rum liderliğinin takvime itirazı var. Son haber Hristofyas, 2012’ye kadar zaman var görüşünde. Rum tarafının AB’de statüsü yükselecek, Türkiye’yi daha da köşeye sıkıştırabilecekler, geçen zaman içinde içimizdeki “kolları ve ayakları” işleri daha da karıştıracak. Aceleye gerek yok.
Meşru Kıbrıs Hükümeti unvanını çaldıkları günden bu yana oynadıkları oyunun adı “zaman kazanmak”. Tabii, bunlara bu unvanı verenlerde de büyük suç var. Hele, demokrasi şampiyonu AB’nin ikiye bölünmüş bir adayı, sanki bütünmüş gibi ve Rum’un ellerinden akan kana, ülkedeki duruma ve hukuka bakmaksızın üye yapması meselenin hallini büsbütün engellemiştir.
1964’den bu yana, BMGK kararına dayanarak kendini Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak kabul eden ve ABD, Garantör İngiltere gibi hükümetlerden, Güvenlik  Konseyinden ve şimdi de AB’den bu muameleyi gören Rum tarafının  “işgal altnda yaşayan azınlık” olarak gördüğü Kıbrıs Türk tarafı ile, Türklerin lehine, 1960’dan daha sağlam, daha koruyucu bir anlaşma yapmasını beklemek saflık olur. ABD, İngiltere ve diğerlerinin  böyle bir beklenti içinde olmadıkları 47 yıldır Türk tarafına yaptıkları haksızlıktan bellidir. KKTC’yi tanımamakta, 1960 ortaklık devletinin  kurucu ortaklarından biri olan Kıbrıs Türklerine eşit muamele yapmamakta direnişleri bu haksızlğın en açık kanıtıdır.  
Şimdi bu haksızlık şampiyonları sıraya girmişler, Sn. Eroğlu’ndan “görüşmelere bırakıldığı yerden devam” çağrısı yapmaktadırlar. Sn. Eroğlu da buna hazır olduğunu duyurduğu için takdir toplamış bulunmaktadır. Türkiye de sürecin bu şekilde devamından yararlandığını açıklamıştır. Sürecin bu şekilde devamı bizi Sn. Talat’ın “Ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyorum” dediği zeminde kalırsa kaderimiz teslimiyet olur.
Sn. Talat’ın amentüsü olan 23 Mayıs 2008 mutabakatı Sn. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun “İki egemen ve kendi kaderini tayin hakkı olan halkların, iki devleti ve garantilerin devamı”  siyasetine ters düşmemektedir çünkü Sn. Eroğlu, “halkım, egemenliğim ve devletim” diyerek seçim kazanmıştır. Bu nedenle Sn. Eroğlu’nun “kurucu devleti” egemen bir devlettir ve merkezi hükümeti kurabilecek iradesi olan bir halkın devletidir. Hristofyas istediği kadar “kurucu vilâyet” desin. Vilâyetler, devlet kuramaz, kurucu devlet olamaz.
Bu konularda iki taraf arasında derin görüş ayrılığı varken Sn. Downer ile diğerlerinin “görüşmeler kesildiği yerden başlamıştır” beyanlarının hiçbir kıymeti olamaz. Sn. Downer , görüşmelerin hangi noktada kesildiğini, nerelerde mutabakat sağlandığını, Kıbrıs meselesinin 1963’de Enosis için bir ortaklık devletinin yıkılmasından kaynaklandığını, Kıbrıs Türklerinin Rumlarınkine denk hakları olduğunu ve eşit muamele gerektiğini, ayrı demokrasiye saygının şart olduğunu, Kıbrıs Türklerinin ayrı bir toplum/halk/millet olduğunu, Kıbrıs milleti diye bir millet bulunmadığını açıklamak için Hugo Gobbi gibi emekli olmayı beklememelidir. Barış 47 yıllık haksızlığın, adaletsizliğin üzerine bina edilemez. BM, Barış Gücü ile eli kanlı, suçlu Rum idaresini  “meşru hükümet”  olarak korumuş, desteklemiştir. Hugo Gobbi’nin ve Perez de Cuellar’ın dedikleri gibi Kıbrıs’ta BM’nin “İki halktan tek halk, iki milletten tek millet yaratmak siyaseti gerçekçi değildir ve bu siyaset iflas etmiştir”.
Sn. Downer’den, Rumların şirretliğinden çekinmeden gerçeklere parmak basmasını bekliyoruz. %20 halkı, kendisini istemeyen, azınlık olarak algılayan %80’in içine monte etmenin barışı değil, yeni çatışmalar için altın fırsat yaratacağını görmek için dahi olmak gerekmez. Rum’u ve Megali Idea’yı, Girit olayını iyi bilmek yeter de artar bile. Soruyorum: Sn.Downer acaba Taşkent’e, Muratağa, Sandallar, Atlılar şehitliklerine gitmiş midir ve Şehit Aileleri Derneği ile Barbarlık Müzesini ziyaret etmiş midir? Merak işte!

Yazarın Diğer Yazıları