Açılıma karşı çıkmak gerçekten “hezeyan” mı?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 6 Kasım 2010 günü parti genel merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda aynen şöyle diyor:
“MHP Lideri çıkıyor, ‘Taksim’deki canlı bomba neyse, açılım da aynısıdır’ diyor.” Nasıl olur da sen bir milli birlik ve kardeşlik projesini kalkarsın Taksim Meydanı’ndaki bu olayla özdeş hale getirirsin? Ben MHP’ye gönül vermiş kardeşlerime tekrar sesleniyorum; bu hezeyanı iyi takip edin. “/12 Eylül halkoylaması öncesinde terörle aynı hizada duranların maalesef 12 Eylül sonrasında da hizayı bozmadıklarını görüyoruz... Onlar bu Anayasa değişiklik paketine birlikte hayır dediler.”
Bu zihin karıştırıcı bildik ifadelerin devletimizin kuruluş esasları ve milletimizin bütünlüğü açısından çok önemli olduğu için kısaca üzerinde durmak istiyoruz.
Önce şu açılımın şifresini çözelim. Başbakan 23.7.2009’da “Kürt açılımını başlatıyoruz” demişti de uyarılınca bu ifadeyi önce “Demokratik açılım”a, sonra da  “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”ne çevirmişti. Aslında bunlar gerçeğin gizlenmesi için kullanılan  söylemlerdi, paketin içi hep aynı kalıyordu ve hepsi de PKK isteklerinden oluşuyordu. Onun için doğrusu “PKK Açılımı” idi. Bölge halkının PKK istekleriyle ilgisi yoktu. Anketlerde de görüldüğü gibi insanlarımız, iş, aş, can ve mal güvenliği, iyi eğitim ve sağlık gibi ihtiyaçlar içindeydi.
Yine Başbakan biz bu açılım sürecini AB uyum paketleri çerçevesinde 2002’de başlatmıştık. Şimdi hızlandırıyoruz. Kısa, orta ve uzun vadede tamamlayacağız. Kısa vadede kolay olanları, orta ve uzun vadede anayasa değişikliği, Türk kimliği yerine vatandaşlığın getirilmesi gibi daha önemli düzenlemelerin yer alacağını açıklıyordu.
Kısa dönemde yapılacak denilen 26 maddelik liste elimizde. Buna göre:
Milli devletin (Bir millete ait devlet yapısının) dikkate alınmaması, okullara Kürt tarihi ve seçmeli Kürt dili derslerinin konulması, Kürtçe dershanelerin açılması, okuma yazma bilmeyenlere Halk Eğitimi Merkezlerinde kursların verilmesi, öğretmen yetiştirmek için üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı  Bölümlerinin açılması, partilerin ana dillerde propaganda yapmaları, Kürtçe TV ve radyo yayınlarına yeni imkanlar tanınması, “Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım” andının bölgede okunmaması, terörist başının durumunun gözden geçirilmesi, Diyarbakır Cezaevi’nin müze yapılması, Yerel Yönetimlerin güçlendirilmesi, Irak’taki PKK üssü Mahmur kampının Türkiye’ye taşınması, dağdaki ve cezaevlerindeki mahkumların azami düzeyde yararlanacağı af niteliğinde düzenlemelerin yapılması, yurt dışına kaçan vatandaşlığını kaybedenler dahil af çıkarılarak yeniden vatandaş yapılması, sokak eylemleri yapan terör suçlusu militanların bu suçtan yargılanmaması, Türkçe olan yer adlarının (hepsi de Ermenicedir) değiştirilmesi, TC 216’ncı maddesinin; “halkın sosyal sınıf, ırk, dil, din ve bölge farklılıklarının kin ve düşmanlığa yol açacak şekilde tahrik edilmesini” suç sayan hükmünün kaldırılması gibi düzenlemeler yapılacaktır.
İnsaf ile söyleyelim, açılımın kısa dönemine ait olduğu söylenen bütün bunlar, PKK’nın yıllardır istedikleri değil miydi? Bu düzenlemeler asırlardır bir olan milletimizi ayrıştırmaya, içimizdeki aşiretler grubu demek olan bir etnisiteye millet kimliği ve egemenlik yüklenmek suretiyle bizi bölünmeye götürmeyecek mi?
 Dinimizin fitne dediği ve haram saydığı yoldan dönülmesi gerekmez mi?
Yine soralım. Taksim’deki bombanın amacı ile açılımın amacı arasında, kullanılan metot dışında ne fark vardır? PKK’nın terör yoluyla yapmak istedikleri, hukuk yoluyla yapılırsa, buna demokratikleşme deyip boyun mu eğeceğiz? Seçimlerden sonra PKK’nın iki dilli, iki kimlikli ve özerk Kürdistan yönetimi talebi, yeni anayasa ile karşılanacakmış. Bu bütün medyada tartışılıyor. Bu demokratik-özgür (!) ortamı sağlayan iktidar değil de, MHP ve muhalefet, PKK ile aynı yerdeymiş ve referandumda hayır oyu vermişler(!) Bunu bu ülkenin Başbakanı söylüyor. Halbuki PKK, hiç hayır oyu vermedi, sadece üç beş ilde boykot, bütün illerde AKP ile evet oyu verdi.
Hangi kökenden gelirse gelsin bizler, bu vatan üzerinde asırlardır kaynaşarak akraba ve kardeş olmadık da; bu hukuki, siyasi, sosyal ve kültürel farklılaşma, ayrışma ve yabancılaşma sonucu bölünerek mi kardeş olacağız?
Hezeyan demeye dilimiz varmıyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları