Açılın Açılın Bağlı Qapılar

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Bulut Karaçorlu Sehend, Güzel Azerbaycan’ın Şehriyar’dan sonra gelen en büyük şairlerinden biri. O’nun  “Hörmetli Üstad Böyük Şehriyar” başlıklı upuzun bir şiiri vardır. O şiirin iki dörtlüğü o gün belleğimden çıktı yüreğime indi, içimi yaktı.

 “Bağlı qapılar” , yani kitli kapılardan söz ediyordu o dizeler...

Kitli, kilitli kapılar en çok nerede koyar insana... Mahpushanede elbette... İçerdekini bir başka etkiler, dışarıdakini daha bir başka...

Bakın ne diyor Koca Sehend:
İçimde boğulur dadım (1), harayım (2),
Ne divar hayıma (3) hay verir, ne yar,
Ne daşdan ses çıxır, ne de qardaşdan,
Sanki boşluqlarda itir(4) dalgalar.


Açılın, açılın, bağlı qapılar,
Mehebbet namine, istek namine!
Eriyin, tökülün, demir qıfıllar (5),
Könül xatirine (6), ürek namine!
1-Tadım, 2-İmdat çağrısı, 3-Çabama,4-Yitiyor, 5-Kilit, 6-Hatırına
O gün, Yılmaz, kapalı cezaevinden, açık cezaevine geçecekti. Eskişehir’deydik cümbür cemaat... Sekiz saat izin verecekler, sekiz saat birlikte olacağız... Denilen saatte gittik tam 11.00’de... Cuma o gün, cumadan sonra diyorlar, zaten genel arama varmış cezaevinde.

Saat 14.30 oluyor, bir jandarma çıkıyor nizamiyeden bize doğru yaklaşıyor,  “Hâkim Yılmaz Beğ’in yakınları siz misiniz?” diye soruyor,  “evet”  yanıtını alınca da  “Arabanızı içeri sokun, eşyası çokmuş, oradan alacağız”  diyor. Kızım alıyor jandarmayı arabaya birlikte giriyorlar içeri. Eşyalarla araba geliyor biraz sonra, Yılmaz da bir başka kapıdan çıkıyor, sarılıyoruz. Çocuklara Altay’a, Nihal’e sarılıyor. Yâdıma iki ay önce Nihal’in açık görüş sonrasında babasına sarılıp  “Baba ne olur sen de gel, İzmit’teki evimizi hiç görmedin, her şeyimiz var, yeni televizyon aldık...”  demesi geliyor. Şimdi çok mutlu ama gene ayrılık olacak...

Olacak ama on aydır “bağlı olan qapılar” sekiz saatliğine de olsa açılmış oluyor, bu da bir mutluluk... Binip arabaya uzaklaşıyoruz. Gece 22.32’de bir başka  “bağlı qapı” ya gidecek Yılmaz, orasının daha rahat olduğu söyleniyor. Sonra da İzmit’e naklini isteyeceğiz.

Yemek yiyeceğiz önce... Yılmaz, döneri ve etli yemekleri özlemiş...  
Lokantadan çıkıyoruz, kızıma  “Dur arabayı ben kullanacağım”  diyor, direksiyonu da özlemiş Yılmaz. Bakıyorum formundan, reflekslerinden hiçbir şey kaybetmemiş. “Maşallah Yılmaz iyisin... ”  diyorum. Gülerek anlatıyor, cezaevinde kütüphane ve spor salonu arasında mekik dokumuş. İnfaz Koruma Memurları ile bilek güreşi tutuyormuş ve yeniyormuş hepsini... 

Ve gelecek üstüne konuşmalar... Ne olacak? Anayasa Mahkemesi ne zaman karar verecek, nasıl karar verecek? Açık  “hak ihlalleri”  var Yılmaz’ın davasında... Geçen ay üniversite sınavına girdi ekonomi doktoru olan adam, 270 de puan aldı, ikinciye de girecek ve kazanırsa Kocaeli Üniversitesi’nde bir fakülteye kaydını yaptıracak, böylece her gün gündüzleri dışarıda olabilecek.

Ve saat 22.00... Açıkcezaevinin kapısındayız, Yılmaz girip içeri evrakını veriyor, yarın görüş günüymüş, bu gece kalıp Eskişehir’de, yarın görüşüp öyle döneceğiz.

Görüş... Kapalı gibi değil, el okutmak yok, jandarma araması yok... Kağıt ve demir para sokmama, deri giysi ile girmeme gibi saçma uygulamalar yok... Ve hep açık görüş.. Ve telefon edebiliyor dilediği zaman... 

Ama biz bu bağlı kapının çalmasını istiyoruz, adalet bekliyoruz Anayasa Mahkemesi’nden...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları