Acının göğsünde umut...

A+A-
Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Ne şehitlerimizi unutabiliriz;

(Daha dün; Samsun'lu Adem Güven 25'indeydi... Zonguldak'lı Recep Turan ise 23 yaşına yeni basmıştı...)

Ne şehitlerimizin dünya güzeli; gözü yaşlı, kalbi kırık çocuklarını...

Ne Aylan bebeği unutabiliriz; kör vicdanların kıyılarına vuran,

Ne de Ergenekon tertibinde ölüme götürülen Türkan Saylan'ı...

Hepsi acımasız, merhametsiz savaşların kurbanı...

Tetikçileri ise aynı!

*

Dünya Barış Günü'nü geride bıraktık...

Yaşadığımız coğrafya kan gölü...

Her büyük savaşın ardından sersemleyen insanlık, yeni ittifaklarla barışı getirmeye çalışmış.

Hitler'in Polonya'yı işgal günü 1 Eylül!

60 milyonu ölüme götüren bu tarih, yeni savaşlara engel olmak için kurulan Birleşmiş Milletler tarafından, dünya barışının miladı kabul edilmiş.

Avrupa Birliği'nin de köklerine inerseniz, şehirleri yok eden bombaların, çocukları öldüren kurşunların, katliamların, acının kanlı gözyaşlarını bulursunuz.

*

İyilerin tüm çabalarına rağmen Pandora'nın kutusundan saçılan kötülük can almaya devam ediyor...

Kötülük; silah fabrikalarının yakıtı... Yüz milyarlarca dolar; beşikleri mezar yapan, çatıları çökerten, sokakları cehenneme çeviren silahlara harcanıyor.

Sonra o acılardan büyük öfkeler doğuyor. Cehalet, öfkeyi kontrol etmekte ve yönlendirmekte kullanılıyor. Öfkeyi yaratanlar, onu istediği şehirde patlatıyor...

Yeni dünya düzeninde terör, en etkili savaş silahı...

İşgal, düzenli ordularla değil, teröristlerden kurulu birliklerle başlatılıyor...

Suriye'de gördük! Sınırlarımızda hazırlanan PKK-PYD örgütlenmesi de aynı amaca hizmet edecek!

Barışa, huzura, insanlığa kast edenler, daha sonra barışın huzurun, insanlığın kurtarıcısı rollerine soyunuyorlar!

Kanlı, kirli, acımasız bir maskeli balo!

Oysa insanlığın huzura kavuşmasının çözümü bellidir; silaha harcadığınız yüzlerce milyar doları yoksulluk ve cehaletle mücadeleye harcayın!

Bunu başarmak mümkün mü? Zor görünüyor!

Çünkü sorunun kendisi aynı zamanda çözümü olamaz...

Peki biz ne yapmalıyız?

Yolunu şaşırmış yöneticilerin Atatürk'ü anlamaları için seferber olmalıyız...

Çünkü ancak Atatürkçü düşünce, bölgemizden başlayıp dünyayı saracak büyük barış ve medeniyet kucaklaşmasının tohumunu atabilir...

Dünya için yeni bir başlangıç bölgemizden filizlenebilir...

Eşsiz liderimiz Atatürk, ikinci dünya savaşının geleceğini görmüş, bölgesel paktlar ve anlaşmalarla güven ve huzur coğrafyası yaratmaya çalışıyordu...

Erken ölümü, insanlık adına barışın ıskalanmasıdır aynı zamanda...

*

Yunan Mitolojisi, Pandora'nın kutusundan olumsuz her türlü duygu ve düşüncenin saçıldığını yazıyor...

O kutuda kapalı kalan tek şeydir Umut...

Umut; Acının Göğsünde, ipi dikenden bir uçurtma...

Ellerimizi kanatarak tutmaya devam edeceğiz...

*** 

Halkbank'ta ucuz dolar...

Sadece sosyal medya çalkalandı... (Medya haber yapamadığı için bunda şaşılacak bir şey yok)

Geçen akşam Halkbankası'nın sitesinde dolar ve euro 4 ve 4.5 TL'nin altında işlem görmüş, bu işlemi kimlerin yaptığı sorgulanıyordu.

Krizler, her dönem puslu havada bekleyen vurguncular için fırsattır!

Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonunun sonunu hazırlayan 2001 krizinde de "vurguncular" ortaya çıkmış, dövizin fırlayacağı haberini alan "böyyük işadamları" önceden döviz satın alarak haksız servet edinmişlerdi.

Daha geçenlerde yazdım; o dönemde dolar vurguncuları arasında bir banka da vardı...

*

Son olayla ilgili Halkbankası kısa süreli de olsa doları 3.72'den ve euro'yu 4.32 den sattığını kabul etti! Açıklamada herhangi bir zarara izin vermeyeceklerini de belirttiler.

Bu işlemi kimlerin yaptığını ve ne kadarlık bir işlem olduğunu banka açıklamalıdır.  Denetim birimleri bu olayı soruşturmalıdır...

Tabi denetim birimi kaldıysa!

*

Kamu bankaları ne halde?

"Hükümete yakın azgın işadamlarının yolda cüzdan bulmuş gibi saldırdığı Kamu Bankaları soyuluyor... Çiftçiyi desteklemesi için kurulan Ziraat Bankası, esnafı desteklesin diye kurulan Halkbankası'nın kasaları;  siyaset- bürokrat- işadamı ekseninde boşaltılıyor..."

Bu ifadeler 2000'li yılların başında yayınlanan "GÜVE: Bir Türkiye Filmi" adlı kitabımdan... Kamu Bankalarının nasıl soyulduğunu, geri dönüşü olmayan kredilerle nasıl batma noktasına getirildiğini, iktidarın iki dudağı arasında yandaş işadamlarına piyasa rekabeti ile bağdaşmayan kredilerin nasıl verildiğini belgeleri ile anlatıyordum...

O dönemin Hükümet yandaşlarının eli, kamu bankalarının cebindeydi...

Peki bugün farklı mı?

Bildiğim bir şey var; Gökkubbenin altında hiçbir şey gizli kalmaz...

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları