Adalet duygusunun kaybı!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İnsani duygu insanı, insan olmayan yaratıklardan ayıran temel özelliklerin başında gelir. Gazze’de olup bitenler günümüz dünyasında insanların büyük bir kısmının insani duygu taşır olmaktan çıkarak adeta robotlaştığını göstermektedir. Karşıtlarına acı veren ya da onların ıstırap çekmesinden zevk alanların sayısının bu kadar artması kaygı vericidir. Başkasına yapılması kaydıyla haksızlık, hatta zalimlik bile çoğu insanlar tarafından sessizce onaylanmaktadır. Bu durum genelde toplumların insani duyarlılığını büyük ölçüde kaybettiğini göstermektedir. Kuşkusuz bu olgunun ailevi, psikolojik, ahlaki ve toplumsal nedenleri vardır.
“Ergenekon” operasyonları dolayısıyla son yaşanan gelişmeler de Türkiye’de sosyal ve insani duyarlılık bakımından toplumun yoksullaştığını göstermektedir. Bu durum Türkiye’de adeta insanları diğer insanların, hatta kendilerinin çektikleri acılara ve uğradıkları haksızlıklara karşı duyarsızlaştıran bir çeşit stoik eğilimin var olduğunu düşündürtmektedir. 
Bu yaygın ve yaşayan duyarsızlık eğilimine insanların çoğu farkında varmadan kendisini kaptırmaktadır. Atasözlerinin bile beslediği bu eğilim sonuçta “Kurunun yanı sıra yaşın yanması” nın da doğal olarak görülmesine neden olmaktadır. Zulme ve hukuksuzluğa meşruiyet sağlamak için “bu kadar kusurun kadı kızında olabileceği” türünden söylemler bu eğilimi besleyen önemli olgulardır. Buna karşın “susma, sustukça sıra sana gelecek!” türünden karşı çıkışlar haksızlığa karşı duyarlılık yaratmaya yetmemektedir.
Türk toplumu büyük ölçüde hiç de farkında olmadan yüzlerce yıldır haksızlığa, zulme ve eziyete rıza gösterme yeteneği kazanmıştır. Bu durum adeta Türkiye’de bir çeşit soyut sosyal stoik felsefenin yerleştiğini gösterir.
Söylediklerimizin daha iyi anlaşılabilmesi için stoik felsefeden kısa birkaç örnek vermekte yarar vardır: Stoiklik yumuşak başlılığın, eza ve cefaya tahammülün felsefesidir. Cevr ve cefaya tahammül gururun ve benliğin ahlakıdır. Stoikliğin bu bağlamda aşkın değil eziyetin ahlakı olduğu söylenebilir. Bu ahlakın en önemli temsilcisi eski Roma’da Epiktet’tir.
O, bir köledir. Onun ayağını işkence aletinde burkarlar, bükerler. Hiç ses çıkarmaz. Gayet sakin bir tavır ve tonla der ki;
 “- Daha fazla bükerseniz ayağım kırılacak!”
Bükerler ve ayak, müthiş bir sesle kırılır.
Verdiği cevap:
 “-Demedim mi?..”
Bu anlayışta sadece insan benliğinin madde acısına karşı hissiz tavrı söz konusudur. Hatta Zenon ahlakı olarak da ifade edilen bu anlayış öyle bir noktaya varır ki, Romalı elini ateşe sokar, eli bileklerine kadar yanar ve o “Romalı asil yalan söylemez”  der. Böyle bir anlayış beni ve gururu temsil eder, ruhu ve özü dışarıda bırakır. Stoiklik bir çeşit seküler arınmadır. Köle ahlakıdır.
Adalet duygusu bir toplumu hem yücelten hem de evrenselleştiren en temel duygudur. Bir zamanlar insanlar “İngiltere’de bir insanın başındaki saçının sayısı kadar düşmanı olsa bile haksızlığa uğrama ihtimali yoktur” inancına sahiptiler. Osmanlı’nın yükselme dönemleri de adalet duygusunun yüceltildiği dönemlerdi. Bir zamanlar Nil’in kenarındaki kuzunun bir kurt tarafından kapılmasından dolayı yönetimin sorumlu tutulması söz konusuydu. Bu duygunun bugünün Türkiye’sinde var olduğunu söylemek mümkün değildir. Günümüzde  “şeriatın kestiği parmak acımaz”  diyenlerin sayısının giderek azalması adalete duyulan güvenin azaldığının göstergesidir. Adalet duygusunun kaybı ise iman kaybı kadar önemlidir. Sonuçta adalet duygusunu kaybeden bir toplumun kaybedecek fazla bir şeyi kalmamış demektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları