Adalet insanları öldürür mü hakim Beyler?

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

13 Nisan 2009’da gözaltına alındı. Tutuklandı. Adil olduğuna asla inanmadığım bir yargılama neticesi, tutukluluğunun dördüncü yılında 23 yıl hapse çarptırıldı.
Silivri’nin rutubetli hücrelerindeki beşinci yılıydı; başta kanser olmak üzere, siroz, kronik böbrek yetmezliği, şeker, karaciğerde nodül; başına gelmeyen kalmadı.
Hepsinden ağırı; gencecik evladının, oğlunun ölüm haberini aldı. Yolu Silivri zindanlarına düşenler derler ki  “o an”  attığı çığlığı, tutuklusundan hükümlüsüne, memurundan amirine bütün cezaevi ahalisinin  “vicdanı”na kazındı; bir daha hiç susmadı.
Artık canından can koparılmış bir babaydı; soranlara tek cevabı  “hayattan beklentisinin kalmadığı” ydı, duvarlarla konuşmaya başladı.
2011 yılında 9, 2012 yılında 15, 2013 yılında da 38 defa hastaneye kaldırıldı!
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi farklı tarihlerde tam 3 defa ileri derecede siroz, kanser teşhisi koydu; kimse tınmadı!
Avukatı, aynı zamanda kardeşi Hayati Hilmioğlu’nun Adli Tıp Kurumu’na başvurduğunda 18 Şubat 2013’ten düne, tam bir yıl boyunca kimse kılını kıpırdatmadı. Devletin zirvesinden, Çankaya’dan yapılan  “en yetkili”  açıklama  “yetkim olsa kullanırım” dı!
Ve dün, nihayet, kardeşinin 16 Ocak 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru sonuçlandı; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 9 doktor imzalı  “Cezaevinde kalması uygun değildir. Hastane şartlarında kalması uygundur” raporuna dayanılarak tedbiren tahliye edildi.
Sevinmek mi; sadece “ölmeden hastaneye yetiştirebilecekleri”  için şükredebildi sevenleri!
Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi.
Yazabileceğim hiçbir şey yok;  “Yeni Türkiye” de büyük ihtimalle  “suç” sayılıyor çünkü içimden geçen sözcüklerin her biri!
Ki Fatih Hilmioğlu söylenmesi gereken her şeyi, son savunmasında zaten söylemişti:
 “Bu dava sürecinde yaşanan hastalıklar ve ölümler, sanıklarda aslında bir yargılama sürecinde değil bir Rus ruleti sürecinde bulundukları izlenimi yaratmıştır.
Şimdi sıra kimdedir?
- Ölümcül ritim bozukluğu olan Mehmet Haberal’da mı?
- Artık yatalak hale gelmiş Levent Ersöz’de mi?
- Kalp damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle Hasan Atilla Uğur’da mı?
- Yoksa cezaevi koşullarında her biri 1000 ton stres yükü altında olan bir başka sanık da mı?
- Kim bilir belki de sıra bendedir.
Bütün bunları,
- Bekleyerek göreceğiz,
- Yaşayarak göreceğiz,
- Ya da ölerek göreceğiz,
Sonra da bütün bunlara adalet, diyeceğiz öyle mi?
Adalet insanları öldürür mü hakim Beyler?” 
Dünün -bana göre- en trajik tepkisi CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın oğlu MHP MYK üyesi Erkan Haberal’dan geldi:
 “Fatih Hoca’nın bedenine tahliye, ruhuna müebbet verdiniz. İnşallah sizin de katlinize ferman, vicdanınıza idam!” 
Ha bir de, 17 Aralık’ın iktidarda yarattığı kimya bozukluğunu görünce;
Kim bilir, gözaltına alınmadan kısa süre önce telefonla bağlandığı o televizyon programında, iktidarın üniversitesini çalıştırmamak için  “mali denetim” sopasını kullanmasını eleştirirken  “Sayın Başbakan, Boğaz’da her biri milyon dolar değerindeki beş villayı nasıl yaptırdı, önce onu açıklasın”  demeseydi, bunların hiçbiri başına gelmeyecekti belki!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş