Adalet kazanır

A+A-
Ahmet GÜRSOY

                Adalet..

                İnsanoğlu, devleti ne zaman kurduysa, adaleti o zaman aramaya başladı.

                Ahlakı da.

                Çünkü adalet tek başına bir şey değil. Adalet vicdanla iş görür.

Vicdan ahlaksız yaşamaz. Nerede bir ahlaksızlık varsa, orada, aynı zamanda eş zamanlı olarak ahlaksızlık da vardır. Ve vicdan, ahlakın denetim mekanizmasıdır. Jandarmasıdır.

Bu sebeple adalet, ahlak ve vicdana dayalıdır.

Adalet felsefesi okuyanlar meseleyi ta Sokrates'e kadar götürür.

Neden?

Çünkü büyük bir adaletsizlik ve aynı zamanda hukuk faciasının, hâkim kararlarındaki vicdani eylemin tutarsızlığında asırlar ötesine taşır bizi.

Türkiye muhafazakâr iktidarlar süreci olarak sayacağımız AKP iktidarları boyunca en temel değerlerini kayıp etti.

Diyeceksiniz ki çok gerilere gitmeye lüzum yok. Cumhuriyetten bu tarafa pek çok hukuk faciasıyla karşılaşmadık mı?

Menderesler neydi?

12 Eylül'ün "bir sizden bir bizden" deyip astığı insanlar neydi?

Haklısınız.

Ancak bu olaylar bir yaygınlaşmanın göstergeleri değildi. Adaletsizlik geniş kitlelere yaygınlaşmamıştı. Kapsamı dar ve birkaç kişiye odaklıydı. Belirli zamanlarda, belirli olağan dışı durumlar sonunda gerçekleştirilen olaylardı. Ve elbette haksızlıktır. Dikkat ederseniz, o günden bu tarafa nesiller değişiyor ama toplum vicdanı yapılanları onaylamıyor. Yapanlar hâlâ vicdanlarda mahkûmiyetini sürdürüyor.

İşte vicdan böyle bir şeydir.

Tarihe yayıldı mı nesiller boyu mahkûmiyetiniz sürer. Siz değil, sizden sonrakiler de bu yükün faturasını kaldıramaz. Hem yapanların çocukları ve hem de kendisi haksızlığa uğrayanların çocukları bundan etkilenir. Dahası, olayların temelinde siyaset olduğu için de, kitleler ve taraflar, adaletsizliği asırlar ötesine taşımayı sürdürürler.

İş başındaki muhafazakâr olduğunu söyleyen AKP iktidarının "muhafazakâr" kavramının içeriği ile örtüşmeyen yüzlerce kararını, bu kararlara dayanan eylem ve faaliyetlerini burada eleştiriyoruz. Onların siyasal takipçilerini, taraftarlarını da zaman zaman ödevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmedikleri için kınıyoruz. Ancak, yapılan eleştirilerden hiçbir ders çıkarmadıkları ortada. Anlıyoruz ki, Türk Siyasal Muhafazakarlığı tarihin en berbat dönemini inşa etmeye kararlı görülüyor.

Bu sebepledir ki, Türkiye hukuk faciaları yaşamaya devam ediyor.

Geniş halk kitlelerini, politikacıları, gazetecileri, sivil toplum kesimlerini içine alan bir adalet dağıtım sorunu bu.  

Sonunda işin ucu CHP'ye varınca, Kılıçdaroğlu elinde "adalet" yazılı bir pankartla yollara düşmek zorunda kaldı.

Demokratik sol siyasetin, muhafazakâr siyaset karşısında ezikliği değildir bu. Tam tersine en adil, en ahlaklı olması beklenen muhafazakâr siyasetin, kendi söylemlerini ne kadar yerin dibine batırdığının, alaşağı ettiğinin, somut göstergesidir.

Buna "aman hükümetimize bir şey olmasın" kaygısı ile evrensel adalet anlayışı yerine, çarpık iktidar siyasetini savunan yazar-çizer ve medya kesimini de ilave ettiniz mi, denilebilir ki topyekûn muhafazakâr siyaset, derin bir yozlaşma yaşıyor.

Uzun vadede Kılıçdaroğlu kazanacaktır. Çünkü tarih bize öğretmiştir ki, hiçbir iktidar "zulümle payidar olmamıştır."

Bu sebeple adaletin göstergesi vicdandır. Vicdan karar vericidir.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları