Adalette tarafsızlık

A+A-
Rauf DENKTAŞ
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı “Adalet devletin (mülkün) temelidir” düsturunun vazgeçilmez şartlarındandır. Buna gölge düşürüldüğü takdirde bir davada verilecek en adil karar da gölgelenmiş olur. Yine, vazgeçilmez prensiplerden bir diğeri de “Adalet sadece yerine getirilmiş olmamalı, yerine getirilmiş olduğu da açıkça (halk tarafından) görülebilmelidir” denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Sayın Jean Costa’nın Rum tarafının davetini kabul edip Güney Kıbrıs’taki Rum Cumhuriyeti’ni ziyaret etmekle mahkemenin tarafsızlığına ağır bir gölge düşürdüğünü daha önce de yazmıştım. AİHM yargıçları, Kıbrıs konusunda ne kadar bilgisiz olursa olsunlar bu konunun 1964’ten bu yana BM Güvenlik Konseyi’ni meşgul etmekte olduğunu gayet iyi bilmektedirler. Yine bilmektedirler ki BM Güvenlik Konseyi kararları “Kıbrıs’ta iki tarafın var olduğunu” da teyit etmektedir ve sureten de olsa Güvenlik Konseyi adına Kıbrıs meselesinden sorumlu olan Genel Sekreter ve diğer BM mensupları bu “taraflarla” eşit mesafede durmakta ve her iki tarafı da ziyaret edip bunlardan görüş almaktadırlar. Yine bilinmektedir ki iki taraf arasındaki görüşmelerin devamı iki tarafın da kullanmakta olduğu unvanlardan soyutlanarak masaya oturmayı kabul etmelerine bağlıdır. Bunları bilen bir mahkeme başkanını taraflardan biri, hem de esas suçlu taraf, “Kıbrıs’a” davet eder ve mahkeme başkanı da “Kıbrıs’a davet ediyorsanız, ancak bu daveti kabul edebilmem için benim her iki tarafı da ziyaret etmem gerekir” demez veya diyemez. Kıbrıs’ın Rum işgalinde olan Güney kısmına gelir, oradaki makamları, sahte unvanlarını şereflendirerek ziyaret eder ve bu da yetmedi, yüzü sıkılmadan “meşru Kıbrıs hükümetinin başı, yıktıkları devletin cumhurbaşkanı” olarak seyreden Hristofyas adındaki Allahsız adamı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni ziyarete davet eder!
Ayni gün, ne tesadüftür ki, Strasbourg’daki mahkeme Orams davasında Türk tarafını dinlememe kararı alır.
Kanımca bu gelişmeler kabul edilemez bir skandal teşkil etmektedir ve bize, Türk tarafına söz hakkı vermeden alınan kararları umursamamak hakkını vermektedir. Orams davası askıdayken Rumların mahkeme başkanını “Kıbrıs” dedikleri Güney’e davet etmeleri de hesaplı bir “aydınlatma kampanyasının” sonucudur her halde. Sayın Başkan, Rumların tuzağına düşmüş
oldu.
Bu hata ancak, hiç zaman kaybetmeden, Sayın Başkan’ın Kuzey’e de gelerek buradaki hukuk teşkilâtını ve mahkemelerimizi incelemesi, buradaki makamları Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak ziyaret edip Kıbrıs meselesinin gerçeklerini onlardan dinlemesiyle düzeltilebilir. Aksi halde Sayın Başkan kişi olarak ne kadar tarafsız olursa olsun “yarım Kıbrıs’ta” iki taraftan birini, hem de suçunu örtbas etmek için büyük beceri sahibi olan Rum tarafını, ziyaretinden kalacak etkiden kurtulamayacaktır. Yarım resim görmüştür. “Kıbrıs meselesi 1974’te başlamış işgalden kaynaklanan bir meseledir” yalanını iman haline getirmiş “meşru addedilen” güler yüzlü Rum liderlerle konuşmuştur. Kuzey’de gerçek mağdurların ne yüzünü görmüş ne de sesini işitmiştir. Böyle bir Başkan’ın başkanlığında Kıbrıs konusunda karar veren AİHM’nin Kıbrıs Türkleri indinde geçerliliği olamaz. Böyle bir mahkemenin tarafsızlığına kimse inanmaz. 
Yazarın Diğer Yazıları