Adam gibi adam...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Mahpusluğun zor zenaat olduğunu yazıp söyleyenlere kısa aralıklarla tutukluluğu yaşadıktan sonra hak vermiştim. Cezaevine girdiği gibi çıkan insana da çok az rastladım. Mevki-makam sahiplerinin hapishane koşullarında düştükleri acziyet değişik duygulara salmıştı beni. “Aslanın kediye boğdurulduğu yerdir” sözü tecrübe ile sabit olsa da kaideyi bozmayan istisnalar ilgi alanım olmuştur. Bir de görevdeyken başka, emekli olduktan sonra farklı kimliklere bürünenlere takarım kafayı. Ömrüm boyunca muhalif olmanın dayanılmaz hazzını yaşarken, boru boru konuşup dikine yazıp; eleştirmeyi boynumun borcu saymışımdır. Bu yüzden mesafeli duranlara, açıkça sevmeyenlere hak verirken gol atmayı a ihmal etmem. Lâkin moda deyimle “empati” yapmaktan da geri durmam. Kendimi bir başkasının yerine koyduğumda ben olarak aynaya bakamıyorsam arıza çıkar. Arızalı anlarda kendisi ile kavgalı adam olmak çekilmez olsa da, Allah eksikliğini göstermesin yüreğindeki güzelliği kalemine yansıtmış olan Mustafa Arslan gibi dostların “Ben seni seven adam” iltifatı yetip de artıyor bile.... Oysa can dost Mustafa Aslan gibi sevgide bonkör sayılmam. Allah gani gani rahmet eylesin geçen hafta annesini kaybeden Ahmet Şafak’ın “Ben sevdim mi adam gibi severim” dizelerini sıkça terennüm edemiyorum artık. Sinoplu Diyojen misali gölge edenlerden şikâyetçiyim. Fakat uzun süredir uykuya bıraktığım sevgi Silivri’de depreşti. Geçmişe dayanan tanışıklığımızda onu daha yakından tanıyamayışımdan dolayı kendime sitem ettim. Asla taviz vermediği disiplin, görev anlayışı, babalığı, dedeliğine saygı duymakla beraber gerçek anlamda “münevver” kimliğini keşfedemeyişimin ezikliğini yaşadım.
Daha önce nasıl mahpusa girdiyse öyle çıkmıştı. İçeriye dair tek cümle alamamıştık ağzından. Dağlarda geçirdiği görevi esanasında onu taparcasına seven askerlerinden efsaneler dinlemiş ancak kendisinden bir kelime duymamıştım. Konuşmak değil de yerine getirme alışkanlığı gizemini daha da artırıyordu. Plaza gazetecilerinden ekran starlarına kadar peşinden koşmayan yayıncı kalmadı. Ketumluğun, hayatta kalabilmenin şartlarından olduğu dersini de verdi. Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmektense kırılmayı öğretti.
“Sonum Silivri’de olacaksa; buradan yatarak değil, tabutun kapağına tekmeyi vurup ayakta dimdik çıkacağım...” sözlerini sarfederken “adam” da inanç abidesini gördüm. “Benim için ülke ve milletin hayatiyetinden önemli bir şey olamaz. Gerisi teferruat’tır. Bu benim yaşam sebebimdir. Bu uğurda ödenecek her türlü bedeli ödemeye hazırım. Ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, bugüne kadar baş eğmedim, bundan sonra da eğmeyeceğim. Son nefesime kadar, inandığım değerler için mücadeleye devam edeceğim. Bir adım dahi geri gitmeyeceğim...”
Asla geri adım atmayacağından emin olduğum “adam” millet iradesiyle vekil seçildiği halde serbest bırakılmayı hiç talep etmedi. “Anamdan milletvekili olarak doğmadım. Türk doğup, Türk olarak yaşamak en büyük onurumdur” sözleri ile beklentisi olmadığını da ifade ediyor. Terörle mücadelede dağları avucunun içi gibi bilirken uluslararası ilişkiler ve jeo-strateji konusunda uzman geçinenleri cebinden çıkaran adam mahpusta İngilizce ve Rusça kaynak kitaplar okuyor. Ona kitap yetiştirmek çok zor. “Brejnev Niçin Putin Olamadı” ve “Moskova Önlerindeki Savaş” adlı eserleri Rusça okuyup yorumluyor. Ana dili gibi Rusça ve İngilizce bilen bu memlekette bırakınız siyasiyi, kaç dışişleri mensubu var?
Geçen hafta “Koçum, Müyesser’e selâm söyle...” dedikten sonra son kitabı “Yılanın Kış Güneşi”ni istemişti. Yokluğuna halen alışamadığım Necdet Sevinç’in “İstiklâl Harbinde Etnik İhanet” adlı eseriyle beraber ilettim. İç politikanın çıkmazı yerine terör ve terörle mücadele konusundaki birikimlerini makaleler halinde yazmış. “Herkese çok selâm söyle... Ben çok iyiyim...” mesajını yolladı... Salı günü Ortadoğu’da Behiç Çelik “53’üncü milletvekili” başlıklı bir yazı yazmış. Engin Alan için ciltler dolusu kitaplar yazılsa azdır. Onun yazılarını, memleket meselelerine dair tespitlerini değerli okurlarımızla paylaşacağım. Kısmet olursa kitap halinde yayınlarız.
Cezaevine girdiği gibi çıkan, tekrar girdiğinde milim dahi sapmayan Engin Alan’ı seviyorum... İnternet ile e-posta yollayan binlerce kişinin onu niçin sevdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Ondan ürkenlere, korkanlara gelince... Susarak doğru zamanı beklemek stratejidir. Vakti geldiğinde dağarcığımızda, heybemizde ne varsa paylaşırız vesselâm.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş