Adam yetiştirmek

A+A-
Ahmet SEVGİ
Bugün Türkiye’nin çektiği sıkıntıların temelinde nitelikli adam kıtlığı yatmaktadır. Millet; bilgili, tecrübeli ve vatansever devlet adamlarının omuzlarında yükselir. Ülke gerçeklerinden habersiz, câhil ve kişiliksiz politikacılarla bir yere varmak mümkün değildir.
Aslında, gerek bilim gerekse siyaset alanında kendini yetiştirmiş birçok insanımız var. Ancak, sahip çıkılmadığı için kimisi yurt dışına gitmek zorunda kalıyor kimisi de kenarda köşede hebâ olup gidiyor.
Muallim Nâci: “Maarifet iltifâta tâbîdir//Müşterisiz metâ zâyîdir” der. İnsanlar tabiatı gereği takdir ve teşvik bekler. Çektiği emeklerin boşa gitmediğini görmek kişilerin şevkini artırır, işe daha ciddî sarılmalarını sağlar. Dolayısıyla, siyâset adamlarının en önemli görevleri bence kendi alanlarında yeni kâbiliyetler keşfetmek, onların elinden tutmak kısacası, haleflerini yetiştirmek ve gerektiğinde onlara yol açmak olmalıdır. Ancak, üzülerek belirtelim ki politikacılarımız bunun tam tersini yapıyor. Değil sağda solda unutulup giden değerleri topluma kazandırmak, aralarında bulunan üç-beş dirâyetli insanı nasıl harcayacaklarının hesabını yapmakla geçiyor günlerinin çoğu...
Nedense büyüklerimiz belli mevkîlere geldikten sonra her şeyi unutuyorlar. Gözlerini hırs bürüyor...  “Bu işi benden daha iyi yapacaklar olabilir mi? Yahut yarın gönül huzûru ile bu görevi kendisine devredebileceğim insanlar yetişiyor mu”  diye geriye dönüp bakma ihtiyacı duymuyorlar.
Bu konuda güzel bir de hikâye anlatılır. Rivayete göre Cumhuriyetin ilk yıllarında bir gün Atatürk, Ahmet Ağaoğlu’na sorar:
- Ahmet Bey, nasıl, cumhûriyetin gidişâtını beğeniyor musun?
- İyi paşam...
Atatürk, cevabın biraz gönülsüz olduğunu sezer ve Ahmet Bey, senin dilinin altında bir şey var, çekinme söyle der.
 A. Ağaoğlu:
- Her şey iyi de paşam, adam yetiştiremiyorsunuz, der.
 Bunun üzerine Atatürk:
-  Canım Ahmet Bey der, adam var da biz mi yetiştirmiyoruz?
Ahmet Ağaoğlu güler ve Atatürk niçin güldüğünü sorunca da şu enteresan cevabı verir:
- Paşam, vaktiyle ben aynı şeyi Enver Paşa’ya da söylemiştim. O da sizin gibi  “Adam var da biz mi yetiştirmiyoruz”  demişti. Oysa, o zaman siz vardınız, İsmet, Fevzi ve Kâzım Paşalar vardı.
Biz büyük bir milletiz. İçimizde her zaman dirâyetli insanlar olmuştur. Ancak, bir zaafımız var: Kıskançlık... Bizden daha başarılı olanları pek çekemeyiz. İyilikte yarışmak gibi bir hasletimiz yok. Bükemediğimiz eli öpmek yerine yok etmeye çalışıyoruz. Geçmişte yaşanan siyâsî cinâyetler hep bu yüzden işlenmemiş midir?..
Mahkeme kadıya mülk değildir. Hangi makamda bulunursak bulunalım bir gün muhakkak oradan ayrılacağız. Hiçbir şey ayırmasa, ölüm ayıracaktır. Öyle ise, kıskançlığı, ihtirası bir kenara bırakarak bayrağı bizden daha yükseklere dikecek insanlar yetiştirmeye çalışalım. Unutmayalım ki halefleri seleflerini geçemeyen toplumlar yerinde sayıyor demektir...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları