Adil ve kalıcı çözüm

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Her iki taraf da  “adil ve kalıcı bir çözüm”  istemektedir. Türk Hükümeti  “adil ve kalıcı bir çözüm”  istemekte, bu nedenle de  “garantör ve anavatan olarak”  Talat-Hristofyas arasında devam eden  “kapsamlı çözüm müzakerelerine ve Kıbrıs Türk tarafının yapıcı tutumuna tam destek”  beyan etmektedir. O kadar ki  “müzakerelerin geldiği aşamadan olumlu bahsetmekte ve sürecin sonuç alıcı biçimde süratlendirilmesini”  istemekte,  “önümüzdeki aylarda”  olumlu sonuç beklemektedir.
Rum tarafı ulusal konseyin, Başpiskopos Hrisostomos ve Meclis Başkanı Karoyan’la, Hristofyas’ın, Papandreu’nun açıklamaları ile adil ve kalıcı uzlaşmadan ne kastettiğini bütün dünyaya duyurmuştur. İşgalin kalkmasını, Kolonizasyonun sona ermesini, garantilerin geçersizliğini, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin var olduğunu, üniter federasyon istediklerini, azınlığın çoğunluk haklarını (1960’da olduğu gibi) gölgelemeyeceğini, Rum göçmenlerin eski yerlerine dönme hakkını; AB’nin temel kuruluş ilkelerinin (muktesebatının) kesintisiz uygulanacağını, böylelikle yerleşim, mal mülk edinme, hizmetlerin serbest dolaşımı gibi hürriyetlerin kısıtlanamayacağını vurgulamaktadırlar.
Rum-Yunan ikilisine göre Türkiye Kıbrıs Cumhuriyetini tanımalı, işgalden ve  “kolonizasyondan”  vazgeçmelidir. Onlara göre Kıbrıs meselesi 1974 işgalden kaynaklanan bir meseledir. Bu çerçevede adalet istiyorlar.
Sayın Talat, Annan Planı zamanında yapılmış olan referandumdan aldığı yetkiye dayanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından vazgeçmekle kalmamış,  “Hristofyas masadan kaçmasın”  diye Hristofyas’ın  “adil ve kalıcı çözüm için öngördüğü tek halk, tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık”  formüllerini kabul ederek görüşmeleri başlatmıştır. Bu görüşmelerde, Annan Planında olduğu gibi,  “Türkiye AB üyesi olmadan”  Kıbrıs Türkleri, (sahte bir unvan altında, sırf 1960’daki Türk-Yunan dengesini bozmak için AB üyesi olan) Rum idaresine yamalanarak Türkiye’nin bu hayati hakkını sıfırlamak için bizim de olurumuz alınacaktır. Rumlar açısından AB üyeliğine müracaat garanti anlaşmasından ve Türk askerinden kurtulmanın gereğiydi. Görüşmelerde bu milli hedefe ulaşmak için bizim de olurumuzu almak için uğraşıyorlar.
AB üyeliği ile Kıbrıs’ın tümüne sahip olamadılar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı ve garanti hakkının “Kolordu”  olarak devamı bunu önledi.
Rumlar açısından  “federasyon istenen bir şey değil, Türk askerinden kurtulmak için atılması gereken bir adımdır”. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden vazgeçileceği müjdesini zaten Sayın Talat’ın  “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyorum” beyanı ile almışlardır. Tek hedef, adalet için ve kalıcı bir anlaşma için garanti anlaşmasının geçersizliğinin kabulü, bu olmadığı takdirde, bu anlaşma kağıt üzerinde kalsa da, bir AB üyesi ülkede yabancı askerlerin bulunamayacağının ve müdahale hakkının kullanılamayacağının tescilidir ki, tek halk, tek devlet, tek egemenlik esasında varılacak bir anlaşmada AB muktesabatı da hakim olacağına göre Rumlar kısa bir süre içinde arzuladıkları adaleti elde etmiş olacaklardır. Onların elde ettikleri bu adalet Kıbrıs Türklerinin tek halk içinde, Türkiye’nin fiili ve etkin garantisinden de arındırılmış bir ortamda, azınlık statüsünde, ekonomik açıdan Rumlara muhtaç bir duruma mahkum olmalarıdır.
Egemenlikte ve bağımsızlıkta eşit ortaklığın üç yılda ne hale geldiğini gördük. Aynı denemeyi tekrarlama akıl işi değildir. 1960 benzeri iç içe bir sözde ortaklık (Rum tarafı ortaklığı kabul etmiyor) Rum liderliği tarafından yeniden Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanılacaktır. Kalıcı bir anlaşma ayrı devlete, ayrı egemenliğe dayalı olmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları