Adının açıklanmasını istemeyen yetkili kim?

İsrafil K.KUMBASAR

Gün geçmiyor ki bombalar patlamasın, silahlar ölüm kusmasın.
‘Ateş düşen’ ocakların, ‘yetim’ çocukların, ‘dul’ gelinlerin sayısı artık hiçbir şey ifade etmiyor. Her gün bir başka acı çalıyor kapıları.
İhanet odakları yalnız ‘topuyla tüfeğiyle’ değil, ‘kalemiyle’, ‘televizyonuyla’, ‘bilgisayarıyla’ nifak tohumları saçıyor yurdun dört bir yanına.
Daha ‘şehitlerin kanı’ kurumadan, ‘yaslı ana-babalar’ mezarlıktan eve dönmeden,  “Ne olmuş yine?” suali hanelerde yankılanmadan, bir bakıyorsunuz şirret kalemlerden, şom ağızlardan ‘aynı nakarat’ irin gibi damlamaya başlıyor.
Gizli bir el, aynı hız ve şaşırtıcı alışkanlıkla ‘iğrenç senaryoları’servise koyuyor. ‘Birbirlerini’ kaynak (!) göstererek, ciğerlerine oturtulan zokayı millete de yutturma yarışına çıkıyorlar.
‘Ultra lüks’ plazalarında ‘maroken’ koltuklara gömülmüş, popolarını bile oynatmadan, kulaklarına pislenen ‘kirli bilgiler’ ile etrafa koku yayıyorlar:
 - “Adının açıklanmasını istemeyen bir...”

* * *

Köyler basılıyor, karakollar taranıyor, askerler kurşunlanıyor.
Bunlara gökten ‘zembille’ belge yağıyor. ‘İlk kan’ toprağa düştüğünde, fakslarına ‘uydu fotoğrafları’ geçiliyor. Mail kutuları alabora oluyor. Telefonları susmuyor. Köşe başlarında birileri ellerine ‘yeni zarflar’ tutuşturuyor.
Vurulanı, geride kalanı geçin bir kalem.
Aylar öncesinde ‘kimin’ ne dediği, ‘kime’ dediği, denilenin ‘neden’ göz ardı edildiği, çarşaf çarşaf ve ‘aynı anda’ sayfalara yansıyor. ‘Yorumun’ içinde ayrı bir yorum, onun da içinden bir ‘pislik at izi kalsın’ cümlesi saniyesinde internete düşüyor.
Eli kanlı terör örgütü yakıyor, yıkıyor, “Bunu ben yaptım” diye de üstleniyor.
Bunlar bir çakala mikrofon uzatıyor:
- “Yok de, PKK yapmadı de. Bu eylemi PKK yapmış olamaz türünden laflar et.”
Kusuyor ‘kararmış’ yüreğindeki bütün pislikleri. Kimi zaman ‘uzman’, kimi zaman ‘akademisyen’ kimi zaman ‘vekil kocası’, kimi zaman da ‘itirafçı’ sıfatıyla.
Eşkıya ‘kendi adamlarını’ boğazlıyor. Geride kalanlar  “Bunu bize niye yaptınız. Bu köyde bizim olduğumuzu biliyordunuz?” diye feryat figan ediyor.
Tıs yok. Ama ondan bile bir ‘pay’çıkarmak için, vuruyorlar klavyenin tuşlarına:
- “Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey...”

* * *

‘Kışkırtıcılık’ yapıyorlar, ‘bayrak’ açtırıyorlar, ‘harita’ çizdiriyorlar.
Vatandaşın canı burnuna kadar geldiğinde de şak diye yaftayı yapıştırıveriyorlar:
- “Provokasyon...”
Hem de öyle bir provokasyon ki, ‘kimin’ hangi saatte, ‘kimler’ile işbirliği içinde olduğu, evin yolunu tutarken ‘nerede’ küçük hacet giderdiği, kahvehanede sodasını yudumlarken ‘kaç kere geğirdiği’ saniyesi saniyesine kulaklarına üfleniyor.
Zinhar, bu ülkede ‘etnik terör’ yok.
‘Teröre’ meyilli, ‘kullanılmaya’ müsait bir bölücü kitle hiç olmadı. Hepsi ‘namazında’ niyazında, sabah akşam ‘tespih’ çeken, ‘taş atan çocukların’başını okşayıp onlara ‘vaaz-ı nasihatte’ bulunan pırlanta gibi bir topluluk var.
Birazcık sokağa inseler, ‘neler olup bittiğini’ kendileri de öğrenecekler. Ama olmaz.
‘Neyin diyetini’ ödemeye mecbur bırakılmışlarsa, ‘ölümüne’ bir hınçla saldırıyorlar.
‘Kamufle’ olmak için tavuk gerisine dönen dudaklarından aynı cümleler dökülüyor:
- “Bu da onların işi. Adını açıklamayan bir...”

* * *

Diyelim ki kulaklarına üflenen her şey doğru.
Peki bir gün olsun, o ‘adını açıklamak istemeyen’ yetkiliye sormayacaklar mı:
- “Sahi senin görevin ne, hangi utanca imza attın da yüzünü milletten saklıyorsun?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş