Ahlak noksanı devlet

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Koca Amerika bu sene de küçük oyunlar peşinde. 95 yıl önce yaşanmış bir üzücü olayı şantaj malzemesi yapmak herhalde en az soykırım kadar ahlak dışı bir davranıştır
Her yıl nisan ayında aynı şeyi tartışıyoruz: Ermeni tasarısı bu yıl ABD Kongresi’ne gelecek mi? Gelirse geçecek mi?
ABD Başkanı, konuşmasında “soykırım” sözcüğünü kullanacak mı, kullanmayacak mı?
Ve tabii Amerika cephesinden Türkiye’ye yönelik “soykırım politikası!” bu yıl da geçmiş yıllardakinden farklı değil.
Her yıl bu konuda gerilim yaşanıyor. ABD’ye heyetler gidiyor.
Pazarlıklar yapılıyor. ABD yeni bir şeyler koparmanın peşine düşüyor.
Bizim 1915 olaylarına bakışımız net. Evet, o tarihte hiç istenmeyen, çok üzücü olayların yaşandığı doğrudur. Pek çok ölümlerin olduğu da... Bunlar savaş koşullarında yaşanabilecek olaylardır.
Ama soykırım olarak nitelendirilemez.
Peki, Amerika’nın 1915 olaylarına
bakışı nedir?
Olayları ya soykırım olarak görüyordur ya da görmüyordur. Görmüyorsa bunu şimdiye kadar çoktan açıklaması... Yok görüyorsa, neden gördüğünü önce belgeleriyle açıklayıp sonra da gereğini yapması gerekirdi.
Ama ne onu ne ötekini yapıyor. Yıllardır yaptığı tek şey, önümüze her yıl yeni taleplerle çıkıp... Bunları kabul etmezseniz tasarı Kongre’den geçer... Başkanımız da soykırım sözcüğünü kullanır, diyerek şantajı sürdürmesi.
95 yıl önce yaşanmış bir üzücü olayı böylesine şantaj malzemesi yapmak herhalde en az soykırım kadar ahlak dışı bir davranıştır. Koca Amerika’nın küçük oyununa bakın hele...
   l Melih Aşık / Milliyet

* * *

Kan davasına döndürdüler
ABD Başkanı Barack Obama; geçen sene bu lobinin istediği biçimde konuşarak Ermenilerin; ‘Büyük Felaket’ terimini kullanıp daha çok sıkıştırılacağımızın işaretini vermişti.
En az bin senelik bir geçmişi bulunan Türk-Ermeni ilişkisinde; Türkler; Ermenileri fazla ciddiye
almadılar. Hatta;19. Yüzyılın sonlarında İstanbul’daki Ermeni ayaklanmalarını da küçümseyerek ’patırtı’ terimi ile anlattılar.
Lakin 1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması ile Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulması Türk tarafına kabul ettirildi.
Kurtuluş Savaşı ile Atatürk ve arkadaşları bu Ermenistan projesini bitirdi. Ermeniler; Sovyetler Birliği içinde küçük bir özerk bölgede yaşadılar.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nden ayrılan Ermenilerin kurduğu bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti de 3 buçuk milyonluk bir yerdir.
Şu anki sıkışıklık; Ermenilerin 1991 yılında Azerbaycan topraklarını (Dağlık Karabağ) işgal etmesiyle başladı. Sonra da Ermeni soykırımı iddiaları, bu sıkışıklığın üstüne bindirildi.
Türklerin ve Ermenilerin derin acılar çekmesine yol açan 1915’teki çatışma ve büyük sürgün, günümüzde ne yazık ki bir kan davası haline getirilmiş bulunuyor. Bunu yapanlar da sıradan Ermenilerden çok bu işi bir hayat tarzı haline getirmiş siyasal Ermenilerdir. Ve bu kan davası Ermeni halkının da Türkiye’nin de zararına yaşatılmaktadır.
l Rıza Zelyut / Güneş

* * *

 Bir ülke düşünün ki, yüzde yüz haklı olduğu
gerçekleri uluslararası alanda belgelerle ve aslanlar gibi savunmak yerine, kendisinin avukatlık görevini(!) ABD silah ve  savunma sanayi şirketlerine bırakıyor ve
onlardan medet umuyor. “Tasarıyı ister kabul edin, ister etmeyin. Gerçekler budur” demekten aciz, zavallı bir Türkiye.
Daha doğrusu Türkiye’yi yönetenler! Bunları da gördük. Yazıklar olsun!
        n Emin Çölaşan / Sözcü

* * *

Farelere de sivil komuta!
Gülmece yüklü bir konu olduğu için yazının başlığını “farelere, solucanlara, sirke sinekleri ile çiyan yavrularına da sivil vesayet geliyor” diye koymak istedim.
Vesayet ne demek?
Ben söyleyeceğim.
Sen yapacaksın.
Dediğimi yapmazsan. Belini kıracağım demek. Bizim Başbakan, “sivilliğin çıtasını yükseltmeye(!) ve Türkiye’yi askeri vesayetten kurtarmaya çalışırken” havada uçan sineğin kaç desibel titreşimle vızıltı çıkartacağını bile neredeyse kendi iznine bağlayacak.
Bilim yasaklandı
Bağlamacılık bulaşıcıdır! Başbakan’ın bağlamacılığı Meclis’te yasa çıkartmaya çalışan milletvekillerine de bulaştı. Üniversitelerde moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği dallarında hocalık yapmakta olan okurlarımın bana gönderdiği belge ve bilgilere göre, “Türkiye’de Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) hakındaki yasa tasarısına” Meclis Tarım ve Orman Komisyonu’nda “balık-fare-yılan-çıyan yavrusu-sirke sineği türü deney hayvanlarının” üzerinde araştırma yapmak önceden izne bağlandı. Aslında zora sokuldu. Pratikte bilim yasaklandı. Diyelim ki, kan hastalığı olan thalasemiyi, ölümcül hastalık olan fibrozu, kas distrofisini, kansere neden olan yeni mutasyonları araştırıyorlar. Araştırmanın kesintisiz olması gerekir. Bunun için de bütün dünyada yapıldığı gibi genetiği değiştirilmiş canlılar; fare, balık, sinek, solucan ve hatta tek hücreli maya ile, bakteri ile deney yapmak zorundalar.
Sömürge kafası
Tasarıya koymuşlar. Fare üzerinde deney mi yapacaksın, sineğin genetiğiyle mi oynayacaksın, mantarın genine mi müdahale edeceksin; bunun için TÜBİTAK’a, TÜBA’ya, üniversitenin bilim kuruluna, kürsü başkanına değil Tarım Bakanlığı bürokratına başvuracaksın. İzni partili bürokrat verecek. Bilim insanları, bana e-posta yoluyla geçtikleri uyarıcı bilgide diyorlar ki; araştırmacı, bir fare, sinek, balık, solucan üzerinde araştırma yapacağı zaman; her deney için önceden Bakanlık’tan izin isteyecek, her izine cevap alması 105 güne kadar çıkabilecek. Bu, araştırmacıya laboratuvarını kapat, araştırmadan vazgeç daha iyi demek değilse nedir? Yasa böyle çıkarsa, biyolojinin en önemli araştırma alanı olan DNA teknolojisi geliştirmeye Türk bilim dünyası kapısını kapatacak fakat Türkiye yabancının geliştirdiği GDO ürünlerine pazarını ardına kadar açacak.
Meclis’imize ne girdi? Sömürge valisi kafası mı girdi?  Kim akıl etti de girdi?
   l Necati Doğru / Vatan

* * *

Köşe yazarlarının ortak bildirisini imzalamam çünkü;
Sevgi ve saygı duymadığım
insanlarla kesinlikle bir arada olamam.
  l Özdemir İnce / Hürriyet

* * *

GÜNÜN SÖZÜ
Gizli tanıklar kimi gizliyor...
Kendilerini mi yoksa onlara talimat veren kişileri mi?
    l Haldun Ertem

* * *

Ordu malına saygılı terörist!
Bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümüne ordu dendiği gibi, en büyük askeri birliğe de ordu denir. Kolordu, tümen, tugay gibi alt birliklerden oluşan ordunda tank, top, füze, roket ne kadar ağır silah ararsanız bulunur. Ordu kısaca tam teşekküllü silahlı bir örgüttür.
Bu girişten sonra...
Erzincan’daki 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, silahlı örgüt kurup hükümete karşı darbe planı yapmakla suçlanıyor.
Otlu peynire ne oldu
Berk’in emrinde 10 binlerce asker
var; tank var, top var, tüfek var. Koskoca bir silahlı örgütün başında komutanlık yapıyor fakat gidip aralarında sivillerin de bulunduğu 16 kişilik bir silahlı örgüt kuruyor!
Yardımcısı da Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner! Ve bu örgütü kuranlar o kadar rahat, o kadar açık temaslarda bulunuyor ki geride 12 tanık bırakıyor!
Basına sızdırılan iddianameye göre, suçlamalar tanık ifadelerine dayanıyor. Tanıklar, “gizli tanık” olmuş anlatıyor: “Astsubay, beni Van’a gönderdi ve 17 silahı, tuzlu peynirlerin içinde getirmemi istedi.”
Van’ın otlu peyniri meşhurdur; silahları niye tuzlu peynirlerin içinde getirmişler sormak lazım fakat silahların getirilip getirilmediği belli değil. Tuzlu peynir torbasının içine sığacağına göre silahlar tabanca olmalı. 16 kişilik örgüte 16 tabanca; demek ki bir tabancayı yedek ayırmışlar. Burada aslında “devlet malı”na duyulan saygı ortaya çıkıyor. Çünkü en az 17 bin tabancanın bulunabileceği 3. Ordu cephaneliğinin anahtarı Orgeneral Saldıray Berk’te, istese oradan alırlar ama Van’dan hem de tuzlu peynirlerin içinde silah getiriyorlar! Siyasiler gibi  “devletin malı deniz yemeyen domuz”  demiyorlar!
Van Gölü canavarı yemiş
Yine basına sızdırılan iddianamedeki “kanıt”lardan biri: “Başbakan ve eşinin lüks alışveriş merkezlerinde mağaza kapattıracak derecede lüks düşkünü olduklarına ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı sunum!”
Darbenin gerekçesi belli oldu:
Başbakan ve karısı çok şık giyiniyor!
Türkiye’de yaşayıp da bu durumu bilmeyen mi var, görmeyen mi var; karı koca iki dirhem bir çekirdek geziyorlar diye darbe mi yapılır?
Ama akıl bir kere tutulmaya görsün.
Akıl tutulması bir yana, tuzlu peynir torbasının içinde Van Gölü’ne atılmış.
Van Gölü canavarı da yemiş, bitirmiş!
   l Deniz Som / Cumhuriyet

* * *

Bak şu konuşana...
“12 Eylül darbesini çok
seven” kadın yazarı artık bilmeyen yok.
Bugüne kadar her iktidara, her başbakana nasıl yanaştığı ve hatta “yağdanlık” olmayı açıkça başka gazetecilerin yanında teklif ettiği ise Hürriyet Yazarı Yalçın Doğan’ın 16 Ekim 1997 tarihli yazısıyla belgelenmiştir.
Yine “12 Eylül’ü ne kadar sevdiğini” hemen unutuvermiş ve yıllardır süren, insanları canından bezdiren darbe iddialarıyla ilgili olarak bir çok yazarın ve benim de eski yazılarımızdan alıntıları köşesine taşımış. Bir de üstüne “yanıltmak ve utanmak” gibi bir başlık koyunca, insan “başkalarına utanma dersini sen mi vereceksin, dön de kendine bir bak” deme gereği duyuyor açıkçası...
TV’lere çıktığı dakika izleyicinin “görür görmez kanal değiştiriyorum” diyeceği kadar dayanılmaz ve güvenilmez hale gelmiş isimlerin başkasına utanmaktan söz etme hakkı olamaz.
l Ruhat Mengi / Vatan

* * *

Fiyonklu anayasa paketi
Başbakan çok güzel bir Anayasa yapmayı  düşünüyor.
Yargıyı kendisi seçecek. Hakkındaki dosyalara göre  kendisi:
Sanık...
Başbakan’ın aklına bu parlak fikir gelince, tabii ki iktidar partisi oturdu anayasasını hazırlıyor...
Anayasa Mahkemesi üyelerini de parti seçsin diyorlar... İktidar partisi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre “irticai faaliyetlerin merkezi”  olmaktan:
Mahkum...
İşte burada sorun çıkıyor...
O zaman Cumhurbaşkanı arabulucu olsun diyorlar...
Cumhurbaşkanı?..
Sincan’daki kayıp trilyon dosyasına göre:
Şüpheli...
Anayasa paketinin fiyongu açılırken, hukukun başına geleni görüyor musunuz?
l Bekir Coşkun / HaberTurk

* * *

‘Tay’ın sonuna ‘yip’ ekle olsun...
Yasa “eşittir” hukuk değildir.
(Aslına bakarsanız, o nedenle yasa fakültesi denmez, hukuk fakültesi denir.)
Peki nedir?
Yargıtay’yip. Danıştay’yip. Sayıştay’yip.
İstenen budur. Ancak... Sanki sekiz sene torbaya girmiş gibi, seçime üç gün kala apar topar yapılmak istenen, imkânsızdır. Her ankette vatandaşın bir numaralı sorunu “işsizlik, yoksulluk” çıkarken, aniden referandum tartışması başlatmak, dikkatleri dağıtıp “cambaza bak” numarasıdır.
 l Yılmaz Özdil / Hürriyet

* * *

MİNİ YORUM
Pencere önü çiçekleri

Bu kadar yaygara garip geliyor. Öyle hüsran, hayal kırıklığı, bir oy farkla diye sızlanmalar. Bildiğin Amerika işte. Bugün “soykırımcısın” der, yarın işi düşer “bir çekirdekte badem içiyiz”e döner. Sen kendine bak. Kendi Meclisinde, Hocalı’da uğradığı soykırımın adını koyamayan bir ülkenin temsilcileri yakalarına “no” yazar, gider orada en fazla, pencere önü çiçeği gibi dizilip poz verirler. Yaptıkları yapacaklarının teminatı!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları