Ahmet Mithat Efendi

Ahmet SEVGİ

Dün (28 Aralık 2012) Ahmet Mithat Efendi’nin (1844-28 Aralık 1912) ölümünün 100. yıldönümüydü. Sabah erkenden gazeteleri, özellikle de gazetelerin kültür-sanat sayfalarını gözden geçirdim. Ahmet Mithat’la ilgili hiçbir haber ve köşe yazısına tesadüf etmedim. 100 yıl önce cenazesine karşı gösterilen ilgisizlik maalesef 100 yıl sonra anısına karşı da tekrarlanmış oldu. Keşke, ölümünün 100. yılında Ahmet Mithat Efendi’yi şanına yakışır bir şekilde anarak 1912’de “Türkler sağlığında onun (Ahmet Mithat) kıymetini bilmedikleri gibi cenazesini de adamakıllı defnedemediler. Binlerce teessüf!” diyen Kazanlı Fatih Kerimî’nin ruhunu şâd edebilmiş olsaydık. Heyhât!..
Ahmet Mithat Efendi, hayatını okuyup yazmaya adamış bir insandır. O, gece gündüz okuyor ve okuduğunu sıcağı sıcağına okuyucusuyla paylaşabilmek için de yine gece gündüz yazıyordu. Pek de uzun sayılamayacak bir ömre 200’ü aşkın eseri sığdırabilmek başka nasıl mümkün olurdu?.. Cenap Şahabeddin’in şu sözleri bir hakkın teslimi değil midir? “Ahmet Mithat Efendi merhum, tam mânâsıyla Türkiye’nin kalem şampiyonu idi. Ciltler doldurmaya doyamazdı. Ve her cildi neşredildiği zaman bir mütâlaa tohumu olurdu. Onun nihayetsiz yazı iştihasından muhite bir okuma iştihası aşılandı. Vatanımızda mütâlaa âyininin pîri odur. Matbuat sahasını dolduran eserlerinin himmetiyle, yazılar ve kitaplar üstüne gözleri o çevirdi.”
Ahmet Mithat Efendi hiçbir zaman sanatkârlık iddiasında bulunmamıştır. O, bir ilkokul öğretmeni gibi (Hâce-i evvel) insanlara okuma alışkanlığı kazandırabilmek amacıyla edebiyattan tarihe, fizikten matematiğe kadar hemen her sahada kalem oynatmış, bunu yaparken de halkın anlayabileceği bir dil kullanmıştır. Dolayısıyla, Ahmet Mithat Efendi’yi “sade Türkçe” taraftarı hatta bu yolda kalem savaşı yapmış Türkçenin gazilerinden biri olarak tanımlamak, yerinde bir davranış olacaktır. Nitekim onun bu mücadelesini takdir eden II. Abdülhamit (1842-1918) kendi kütüphanesindeki Envâr-ı Süheylî (Kelile ve Dinme) nüshasını vererek bir fermanla Ahmet Mithat Efendi’den sadeleştirmesini ister: “Ahmet Mithat işte bu nüshayı esas tutsun, yapacağı hülasayı ona göre yapsın, ıstılahperdazlık külfetine girişmesin, sâir yazdığı kitaplar gibi bunu da güzel ve kolay anlaşılır (sehlü’l-fehm) bir yolda yazsın.”
Sizleri bilmem ama bu ferman bana 15. yüzyılda Mercimek Ahmet’e “Kâbusnâme”yi sade bir dille Türkçeye çevirmesini tavsiye eden II. Murat’ın (1404-1451) şu sözlerini hatırlattı: “Hoş kitaptır ve içinde çok fâideler ve nasîhatler vardır, ama Fârisî dilincedir. Bir kişi Türkî’ye tercüme etmiş velî rûşen değil, açık söylememiş. Eyle olsa hikâyetinden halâvet bulmazız. Ve lâkin bir kimse olsa ki bu kitâbı açık tercüme etse tâ ki mefhûmundan gönüller haz alsa.”
Bu iki metin karşılaştırıldığında; Mercimek Ahmet’in “Kâbusnâme”yi bir bakıma II. Murat’ın emriyle sade bir dille tercüme ettiği, oysa “Kelile ve Dimne”yi sadeleştirme görevinin, Ahmet Mithat Efendi’ye kitaplarını sade bir dille yazdığı için verilmiş olduğu görülür. Gel gör ki Mercimek Ahmet -haklı olarak- sade nesrin ilk temsilcisi sıfatıyla edebiyat tarihlerinde yerini almış ama biz Ahmet Mithat Efendi’yi “Timsâl-i Cehâlet”  (Bk. Rubâb-ı Şikeste, Tanin Matbaası, İst. 1326, s. 260-261.) olarak nitelemekte bir beis görmemişiz.
Kısacası; bu millet Ahmet Mithat Efendi’yi ilk hoca (Hâce-i evvel) diye tavsif etmiştir. Türk milletine okuma zevkini o tattırmış, Türkçenin sadeleşip güzelleşmesine de büyük katkılar sağlamıştır. Eminim o, görevini hakkıyla yapmış olmanın verdiği huzurla kabrinde yatmaktadır. Vefatının 100. yıldönümünde Ahmet Mithat Efendi’yi rahmetle anıyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş