Ahmet Türk: Köprüden önce son çıkış

Ahmet Türk: Köprüden önce son çıkış
Gazeteci-yazar Ahmet Türk, referanduma sayılı günler kala sandıktan çıkacak 'evet' ve 'hayır' sonuçlarını değerlendirdi.

İşte Ahmet Türk'ün o yazısı:

16 Nisan 2017 günü oylanacak olan 18 Maddelik Anayasa değişiklik paketi içinde yer alan üç madde (madde 104-106-123) paketin aslî ve en önemli maddeleridir. Bu maddeler kısaca, TBMM’ne ait olan “Kamu Tüzelkişiliği Kurma Yetkisi'nin cumhurbaşkanına da verilmesi ve “merkez-taşra teşkilatlarının kurulmasının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlemesi” gibi içeriğe sahiptir.

Maalesef, değişiklik paketi içine “gömülen” bu maddeler layık olduğu şekilde kamuoyu gündemine taşınmamış, hatta tâli konular ve oluşturulan yapay gündemlerle bu üç madde ile kamuoyu arasına ‘bilhassa’ türlü engel konulmuştur.

Bu maddeler sayesinde ‘sınırsız’ bir şekilde kararname çıkarabilme yetkisiyle ‘yürütme’nin başı olacak olan ve merkezi otoriteden yerel otoritelere güç aktarımı ve ‘kamu tüzelkişiliği’ verebilme yetkilerini kendinde toplayan bir cumhurbaşkanı ‘dinamizmi’nin, önemli sakınca ve riskler taşıdığını düşünenlerdenim.

Çünkü bu yetkilerle donanmış Sayın Erdoğan ve iktidar kapasitesinin, bu yetkileri hangi çerçevede, nasıl ve ne amaçla kullanacağı yönünde ciddi tereddütlere sahibim. Ekonomik, coğrafi ve kamu hizmetlerinin daha iyi götürülmesi gerekçesiyle yerel yönetimlere yetki ve otorite aktarımı veya bazı temel devlet görevlerini özerk kamu kurumlarına hasredilmesi noktasında, Ak Parti ve Tayyip Erdoğan kapasitesinden ‘emin’ değilim!

Malumunuz 'Üniter Yapı' ilkesinin kurumsal temeli ‘Devlet Tüzel Kişiliği’dir. Hangi gerekçeyle olursa olsun ve nasıl bir ambalaj içinde kamuoyuna sunulursa sunulsun,  bu kapsamı daraltan veya paylaştıran her hukukî ve siyasî adımın, özerkliğe kapı açacaktır.

Bu konuda ‘anayasanın falan maddesinin filan fıkrası üniter yapıya zeval verecek hamlelere izin vermez…’ gibi argümanlar, bu kaygılarımı ve tereddütlerimi gidermiyor. Çözüm Süreci yıllarında ve bilhassa 2014 yılından sonra, ‘seçilmiş’ cumhurbaşkanlığı gerekçesiyle ve “hukuk metinleri kutsal metinler değildir” anlayışıyla anayasanın nasıl delindiğini de gördük!

Dahası ve en önemlisi, Sayın Erdoğan’ın gerektiğinde tarlasını yağmurun yağacağı yere taşımakta mahir oluşunu biliyoruz. Keskin ve ani siyasi dönüşlerine ise zaten alışığız!

Bu realitenin yanı sıra, “yaptıkları yapacaklarının teminatıdır” ilkesi mucibince, Sayın Erdoğan ve networkunun ‘yönetişim’ anlayışına güven duymamı zedeleyen o denli haklı ve güçlü gerekçelerim var ki:

a) 37 yıl boyunca imzalamaktan kaçınılan, 2000'de Ecevit - Bahçeli - Yılmaz hükümeti tarafından imzalanıp gündeme alınan ama 4 Haziran 2003 günü AK Parti ve CHP oylarıyla 37 dakikadan daha az bir zamanda jet hızıyla TBMM’de onaylanıp yasalaşan “İkiz Yasalar” olarak da adlandırılan uluslararası sözleşmeler…

b) AB uyum Yasaları ve Vakıflar Kanunu…

c) 25 Ocak 2006 - Bölgesel Kalkınma Ajansları

d) Oslo Görüşmeleri

e) 21 Ekim 2007 - Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kisveli Kürt Açılımı (O günlerde de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusunda referandum yapılıyordu!)

f) 14 Temmuz 2011 - Demokratik Özerklik Talebinin İlanı

g) Aralık 2012’de startı verilen ve 3,5 yılın sonunda; eşkıyanın şehirlere inmesine, 'meskûn mahal savaşı' yürütecek kapasiteye ve alan hâkimiyetine ulaşmasına, nihayetinde ABD’nin ‘Rezerv Alan Stratejisi’nin aslî unsuru haline gelip çevre coğrafya ile ‘direkt’ etkileşime geçmesi gibi ağır harslara yol açan MİT-Öcalan Müzakere Süreci… Yani nâm-ı diğer ‘Çözüm Süreci’ projesi.

Şimdi soruyorum:

1) Sadece en önemlilerini sıraladığım yukarıdaki süreçlerin mimarı Sayın Erdoğan ve iktidar kapasitesi değil miydi?

2) Merhale merhale ilerleyen yukarıdaki süreçlere yani resmin bütününe baktığınızda, Türkiye'nin bölünme riski ve dış müdahaleye açık hale gelme riski son 15 senede artmış mıdır? Yoksa azalmış mıdır?

3) Siyasi iktidar ülkeyi, bilhassa 2014’ten beri, 16 Nisan’da oylanacak olan 18 maddelik değişiklik paketi sanki yürürlükteymiş gibi yönetmiyor muydu? Yönetiyordu. Hâliyle ‘fiili’ olarak işletilen ve tecrübe edilen ‘tek adam’ dinamizminin ülkeyi sürüklediği nokta ortada!

Peki, bu değişiklik paketinden ‘asıl’ murad edilen, madde 104-106-123’te yapılan değişikliklerle elde edilecek olan yetkiler midir?

Sözün Özü, 6 Nisan 2017 referandumunda oylanacak bu değişiklik paketinin, her defasında bir halka daha eklenen yukarıdaki zincirin son halkası olduğunu düşünüyorum!

Üstüne üstlük bunlar vehim veya komplo teorisi değildir. Sayın Erdoğan’ın bizzat kendisi Türkiye’nin adem-i merkeziyetçiliğe ve federasyona geçmesinden korkulmaması gerektiğini alenî bir şekilde dillendirmiştir. Keza, oylanacak bu değişiklik paketinin mutfağında olan Sayın Erdoğan’ın kozmopolit danışmanları da, referandum sonrası EVET çıkarsa Türkiye’nin ileride eyalet sistemine kapı açacak idari yapılanmalara gideceklerini açık etmeye başladılar bile.

Hülasa,

Malumunuz siyasi iktidar ve politbürosu; ‘aldanma’ ve ‘kandırılma’ süreçlerini sadece bir mağduriyet alanı olarak değil, aynı zamanda meşrûiyet gerekçesi hâline dönüştürmeyi başardı!

Onca hata ve başarısızlıklara rağmen, bu gerekçe ve bahanelerin seçmen indinde bir karşılığı olduğunu keşfettiklerinde ise bu durumu ‘politik alışkanlık’ haline getirdiler…

Lakin bu kandırılma ve aldanmaların siyasi iktidara yansıyan olumsuz bir siyasi ederi olmasa da, her seferinde en ağır hasarı bu ülkenin 'egemenlik hakları’ aldı!

Tarih ve devlet şuuruna sahip akıl ve yürek sahipleri bilir ki; tarih değil, hatalar tekerrür eder! Ayestafonos’tan Berlin’e, oradan Wilson ilkeleri ve Sevr’e kadar tüm bu meseleler, bugünkü yönetim anlayışıyla ile götürülmedi mi?

Bunun içindir ki, sadece ve sadece “Devleti bir daha ‘kandırılma’ riski ile baş başa bırakmamak” adına HAYIR demek bile ‘yeterli’ bir gerekçedir!

&

Merhum Galip Erdem ağabey “İnandığımız her şeyi söyleyemesek bile, söylediğimiz her söz; işimizin ve inancımızın aynası olmalı” derdi. Bu saatten sonra kalabalıklara uyup yahut ‘güç’ ve ‘otoriteye’ sırtımızı dayayıp yanlışa doğru diyecek veya ağır veballere ortak olacak halimiz yok!

Hele hele, Hayrettin Karaman’ın ‘Bu iktidar kadrosunun yerine koyulabilecek alternatif yok! Kamuya ve ümmete ait zararı önlemek adına mevcut iktidardan gelecek zararlar göze alınır ve sineye çekilir. Pire için yorgan yakmaya gerek yok!’ mealinde fetvalarıyla amel edecek kadar mezhebi geniş biri de hiç değilim!

Ahmet Türk / turk1399.com

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş