"AHRET POSTASI"YLA MI YOLLAYACAK!

Selcan TAŞÇI

Murat Bardakçı, 16 yıl önce ölen Kevork Pamukçiyan için “Sabiha Gökçen’in anıları elinde, yayınlamalı” diyen Ayşe Hür’ü rezil etti.

Murat Bardakçı dünkü Habertürk’te “Nefret tarihçiliği”  başlığı ile yazdığı yazıda isim vermiyor ama hedefinde Taraf yazarı Ayşe Hür var!
Üstelik Hür, Bardakçı’nın yazısına bakılırsa “boş atıp dolu tutmaya çalıştığı” o sözleri Habertürk TV’de ediyor. Balçiçek İlter “Söz Sende” diyor, Hür de artık Allah ne verdiyse...
Hür konuştukça, İlter’in ağız açıklığı giderek genişliyor, genişliyor... Hayran hayran dinliyor konuğunu... Sorgulama ihtiyacı duymuyor, Hür ne derse doğrudur önkabulüyle her lafını onay veriyor... Kimi zaman dinlediklerinin etkisiyle dehşete kapılmış bir hal alıyor yüzü, kimi zaman duygu seli içinde... Değişmeyen tek şey Hür’e verdiği tepki:
“Diiiiğ mi, diğğğğ mi!..”
Hür diyor ki;
Sabiha Gökçen’in anıları Kevork Pamukçiyan’a vermişti, bunları mutlaka yayınlamalı...
İlter;
Diiiğ mi, ne iyi olur
diiiiğ mi!

***


Ya ucu Balçiçek İlter’e ve bağlı bulunduğu grubun televizyon kanalına da dokunacak diye ya da  “başıma sarmayayım durduk yerde”  düşüncesiyle isim vermeden eleştirdiği “nefret tarihçisi”  bakın nasıl rezil etmiş kendini:
... “Tarihçi” hanımefendi, rahmetli Gökçen’in Ermeni olabileceğine dair son derece önemli, bilimsel ve şimdiye kadar kimsenin düşünemediği bir kanıt koydu:
Sabiha Gökçen Havaalanı’nın isminin değiştirilmesi tartışılıyormuş, Sabiha Hanım’ın hakikaten Ermeni olabileceğine bu tartışmanın başlaması ile inanmaya başlamış, zira Gökçen şayet Türk olsa imiş böyle bir değişiklik düşünmezmiş fakat aslen Ermeni olanlar için isimlerinin kaldırılması mümkünmüş...
Bilimsel metodolojiye bakın!


Gelmesi yaklaştı
Hanımefendi, son dönem tarihimizi büründüğü karanlıktan yırtarcasına aydınlığa çıkartan asıl açıklamasını programın sonunda yaptı: Sabiha Gökçen’in meğerse şimdi tartışılan hayatının ayrıntılarını anlattığı yayınlanmamış hatıraları varmış, herşeyi yazdıktan sonra bunları bir Ermeni tarihçiye, Kevork Pamukçiyan’a emanet etmiş, hatıralar şimdi Pamukçiyan’da duruyormuş ve yayınlandığı zaman herşey ortaya çıkacakmışl!
“Tarihçi” hanımefendi bu emsalsiz açıklamayı yaptıktan sonra Kevork Pamukçiyan’ın elinde bulunan bu çok önemli hatıraları yayınlaması gerektiğini de söyledi!
Emriniz olur hanımefendi, hiç merak buyurmayın! Kevork Pamukçiyan fermanınızı almış ve talimatınızda buyurduğunuz hususus yerine getirmek için kolları sıvayıp derhal çalışmaya başlamıştır. Emrettiğiniz hatıraları en kısa zamanda yayına hazır hale getirip “ahret postası” ile yayınevine gönderecektir!
Şakayı bir tarafa bırakıp meselenin acı bir cehalet ile dolu olan tarafını söyleyeyim:
 “Tarihçi” hanımefendinin geçen hafta ekrandan “Sabiha Gökçen’in hatıralarını yayınlaması gerekir” dediği Kevork Pamukçiyan bundan tam 16 sene önce, 1996’da vefat etmiştir; yani gelmesi yaklaşmıştır! Sabiha Gökçen’in vefatı ise 2001’dir!


İdeoloji ve metod
Eski harflere arşiv belgelerini okuyacak derecede aşina olmadığınız halde geçmiş senelerin gazete haberlerine yahut birkaç hatırata dayanarak tarihçilik yapmaya çalışacaksınız.... Bunu yaparken ideoloji ile metodolojiyi birbirinden ayıramayacak, işin içine “Biz ne kadar zalim, nasıl kan dökücü bir milletiz; asırlar boyunca azınlık, çoğunluk, dindar vesaire diyerek kesmediğimiz adam kalmadı” teraneleri ile bitmeyen kininizi de karıştırıp birşeyler karalayacak, sonra televizyona çıkıp 1996’da vefat etmiş bir kişiye “Elindekileri yayınla” diyeceksiniz!
İşte, nefret tarihçiliğinin Türkiye’de geldiği nokta!


 


 


“Yeni Türkiye”de bunlara dokunan yanar

Kovulan Star yazarından “yandaş medyanın kırmızı çizgileri” itirafı

Tayyip Erdoğan Zaman gazetesinin 25. yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada “Kalemini satmayan, kiralamayan, doğruyu mertçe savunup yanlışın karşısında dik duran herkesi yürekten selamlıyorum”  dedi ama kısa süre öncesine kadar başyazarı olduğu Star gazetesinden kovulan Mehmet Altan’ın anlattıkları yandaş medyada işlerin pek de öyle yürümediğine işaret ediyor. Altan’ın ancak kovulduktan sonra yapabildiği itiraflara bakılırsa “doğruyu” savunmak “selamlanacak” değil “cezalandırılacak” bir tavır yandaş medyada.
Hani bakıp bakıp “yok artık”, “yuh artık” dediğimiz o manşetler, o köşe yazıları vs. var ya hepsinin geçirildiği tek delikli süzgecin ölçüsünü bildiriyor Altan: “Hükümet kızar mı, kızmaz mı?”
“CHP’yi ağır bir şekilde topa tutabilir” mişsin mesela kızmazmış... “Eskisi kadar olmamakla birlikte, askeriyeyi eleştirmeye devam edebilir” mişsin... Ama eleştiri okları yapıcı dahi olsa es kaza yönelmeyegörsün iktidara; “eleştiren gazeteciden dost olmaz”  şiarıyla anında kapıyı gösterirlermiş adama!
Her yazının arasına “Ne yapılıyorsa ilk defa yapılıyor; bu yapılanlar yeni bir Türkiye yaratıyor; bu sayede dünya bize hayran kalıyor”  diye sıkıştırabiliyorsan ne mutlu...
Ama tutup da, mesela Deniz Feneri gibi bir “tabu”ya ilişmeye kalkarsan... İkonoklast mı kesildin başımıza diye adamı taşlarlar valla...
Devir her şeyi tartışma, her şeye dokunma devri ya, haydi “kovulmanın öfkesiyle rövanşist duygularla yapılmış açıklamalar” deyip inanmayalım Altan’a..
İnanmayalım da... Aşağıda Altan’ın detayıyla tarif ettiği   “mayınlı arazi”ye girebilen oldu mu o cenahta: “Örneğin, Şike Yasası. Vicdan sahibi, ilkeli bir insanın kabul edebileceği bir şey değildi. Van’da 70 bin kişi hâlâ bu soğukta çadırlarda yaşıyor.
“Yeni Türkiye” propagandasıyla uyuşmayan her tablonun gündemdeki yeri düşüyor. Milletvekillerinin emeklilik maaşlarının artırılmasından ziyade, düzenlemenin çok sinsi bir şekilde gece yasalaşması yine gündemden düşürüldü. Mesela Deniz Feneri bir tabudur... Hrant Dink cinayetinin 5 yıl süren dava seyri, bu konuda üstünde şüphe olan bütün bürokratların terfi ettirilmesi ya da iktidar partisinden siyasete atılması... Bunların üzerine gidilmesini istemeyen bir ileri demokrasi olabilir mi? Katliam 21:30’da olmasına rağmen basın ertesi gün saat 12’ye kadar sustu. Basın, kendiliğinden mi sustu, yoksa biri talimat mı verdi? Bu talimatı kim verdi? Belli ki birisi düğmeye bastı. Demek ki biri, Türkiye medyası için düğmeye basabiliyor. O zaman, bunun tek parti rejiminden ne farkı var?”


 


 


BOTOKSTAN ÖNCE NAZLI diyor ki...

Askere hakarete izin verilemez

“...bir de bakıyorsunuz, İstanbul’da Devlet Tiyatrosunda, Brecht’in şiir, hikaye ve şarkılarından derlenen bir eser sahneye konuluyor. Devlet eliyle komünizm propagandası yapılıyor, Devlet eliyle sınıf kavgası tahrik ediliyor. Barışa en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, bakın sahneden nasıl sesler yükseliyor... (...) Hiçbir ülkede devlet, vatandaşlar arasında düşmanlığı böylesine tahrik eden bir piyesin oynanmasını teşvik edemez. Bu eserde vatan, millet mefhumları küçümsenmekte, subay, polis savcı aşağılanmakta.
Zeliha Berksoy’un “Köpekbalıkları insan olsaydı?”
sorusuna Genco Erkal “Savcı, polis, subay olurlardı”
cevabını veriyor.
(...)
13 ilimizde anarşiyi bastırmak için askere sığınan bir hükümet, devlet sahnesinde subaya hakaret edilmesine müsamaha gösteriyor.”  
18 Mart 1979


BOTOKSTAN SONRA NAZLI diyor ki...

Bravo askeri yargılayanlara

“Ergenekon, askerin, “cumhuriyeti koruyup kollarken” (darbeleri hazırlarken) başvurduğu bir yöntem. Ağırlıklı olarak Özel Harp ve Genelkurmay 2. Başkanları bu işin içinde; bazı sivillerden yararlanıyorlar. Kara propagandayla, icap ederse suikast ve sabotajlarla, korkular besleniyor, güçleniyor. Müdahaleye zemin hazırlanıyor. Asker faaliyetini yürütürken, medyadan ve sivil toplum örgütlerinden yararlanıyor.
“TSK değil, Ergenekon yargılanıyor.” Peki bu Ergenekon’un ucu nereye kadar gidiyor? TSK’nın komuta kademesinde, “cumhuriyeti koruma kollama” adına siyasete bulaşmayan isim bulmak kolay mı? Ergenekon başlığı altında, yargılanan, aslında, askerin kökleşmiş vesayetçi anlayışıdır.”  
1 Ağustos 2011


Tefsir

Bundan 33 yıl önce “devlet sahnesinde askere hakaret ediliyor”  gerekçesiyle bir tiyatro eserine dahi tahammül edemeyen Nazlı Ilıcak işe bakın ki bugün “kara propagandacı”, “suikastçı”, “sabotajcı” gibi Türk askerinin “hakaret” sayacağı suçlamaları sergilemek için kendi köşesini “sahne” olarak kullanıyor!

 


BASINDAN SEÇMELER


“Sonradan filozof”sever

Burhan Ayeri  “sonradan filozof” dediği Slavoj Zizek’i programına konuk eden Cüneyt Özdemir’i eleştiriyor: “Size verilen süreyi 1.5 saate çıkarmışlarsa, üstelik yayın zamanınızı cumartesi prime-time’ına taşımışlarsa dikkat edeceksiniz. İlk konuğunuz Türkiye Başbakanı’nın adını bile bilmeyen bir felsefeci olmayacak...”
Zizek fanlarından değilim ama bana sorarsanız adamı eleştirirken, “iç çamaşırı giyip giymediği” sorusuyla bile karşılaştığı bu olağanüstü entellektüel Türkiye gezisinde dumura uğramış olma ihtimalini de gözönünde tutmalı....


 


 


Paket paket dediler; ucundan açtılar sonunda... Görüldü ki, uzun tutukluluğa filan değinilmiyor. Kişiye özel düzenlemeler getirilmiş. Yargısız infaz yapanlar, yazılmamış iddianameyi yazanlar, mahkeme kararlarını mahkemeden önce açıklayanlar, gazete köşelerinde savcılığa ve yargıçlığa soyunanlar; kısaca yandaşlar kurtarılıyor. Onların davaları varsa, düşecek. AKlayacaklar, AK’ıncıları.
Işık Kansu / Cumhuriyet


 


 


Parsel parsel uğraşmak yerine tarihten silelim olsun

TRT’de Atatürk’le ilgili ve aslında özellikle “Atatürk devrimlerinin zararlarını” anlatan bir dizi başlıyormuş. Milli bayramların kaldırılmasından sonra bu tür dizi ve filmlerle “Atatürk Devrimleri”nin de kaldırılması düşünülebilir tabii.. Şu önerim neden ciddiye alınmadı anlamadım; toptan kaldıralım hepsini, Cumhuriyeti de, Kurtuluş Savaşı’nı da unutalım, tarihten de silelim olsun bitsin. Böyle parsel parsel uğraşmak herkes için zor oluyor azizim!
Öyle mektuplar geliyor ki ağzınız bir karış açık kalır; Atatürk’ün cenaze töreninde bulunan rahmetli Cemal Kutay’ın kitaplarında anlattıklarını niye okusunlar; onun İslami usule göre toprağa gömülmek yerine mumyalandığını söyleyenler bile var. Onun bunun abuk subuk laflarını alıp “TBMM’yi bile namaz kılarak dualarla açan” Atatürk’e veryansın ediyorlar. Mozolesine bakıp, O’nun naşının aşağıda toprağın içinde olduğunu bile düşünemiyorlar.    
Ruhat Mengi / Vatan


 


 


Vatandaşa ayıp...

Cumartesi akşamı İstanbul’a geç geldim.. Ankara tarafından kente girdiğimde karlarla dolu yollar bekliyordum..
Bırakın karı kupkuru yollarla  karşılaştım..
Pazar sabah kalktım CNN Türk’ü açtım.. Dokuz haberleri başladı.. Haber, fırtınadan kalkmayan uçaklardan, ani buzlanma nedeniyle meydana gelen zincirleme kazalardan, gemi seferlerinin aksamasından, karlarla kaplı ara yollardan söz ediyor..
Allah Allah dedim; dün gece bunlar mı yaşandı?
Sonra anladım ki; CNN Türk iki gün önce yaşananları pazar sabahı haber diye yayınlıyor..
Haber şöyle bitti..
Hafta sonu kar yağışı hafifleyecek..
Haber kanalı olmasaydı yazmazdım ama vatandaşa ayıp..
Mehmet Tezkan / Milliyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş