AK PARTİ-AK SÖZCÜ

A+A-
Orhan UĞUROĞLU

AK, yani beyaz, temizliğin, saflığın sembolüdür değil mi?

Adalet ve Kalkınma Partisi tüzüğüne göre kısa adı: AK Parti.

AKP diye yazınca, söyleyince çok kızıyorlar.

Peki, gerçek AK mı Adalet ve Kalkınma Partisi?

AK Sözcü Gazetesini alınca gözlerimden yaş geldi 48 yıllık gazeteci olarak.

Sözcü Gazetesi, logosu, "Basın Özgürlüğü Özel Sayısı" başlığı ile köşe yazarlarına olan saygısından sadece ad ve boş çerçevelerini koydu dünkü nüshasına.

AK Gazeteyi AK Parti'nin önüne koydular harika bir karar ile.

1969'da başladığım Yeni Tanin Gazetesi'nde, Haldun Simavi'nin bir milyon günlük tirajlı efsane Günaydın Gazetesinde, Uzan Grubu olarak çıkardığımız Star Gazetesi'nde, bugün Genel Yayın Koordinatörü olduğum Sonsöz Gazetesi'nde ve köşe yazılarıma yer veren Yeniçağ Gazetesi'nde her sabah yazı işlerinin önüne 16 ya da 24 AK renkli gazete sayfası gelir.

Muhabirler, Foto Muhabirleri, Türkiye'nin ve dünyanın haber ajanslarından haber yağar yazı işlerine.

Meslektaşlarımız o AK sayfaları halkın anayasal haber alma hakkı çerçevesinde bilgilendirmek için nakış işler gibi titizlikle işlerler.

Binlerce haber okunur, elden geçirilir, editörler tarafından gerekirse yeniden yazılır.

Haber merkezleri gelen haberlerin teyitlerini alır.

Saat 17.00'de genelde taşra baskıları için sayfalar hazırlanmak ve matbaaya gönderilmek zorundadır.

Gece yarısı sabaha karşı şehir için son baskılara son haberlerde girilerek gazeteler son halini alır.

Annelerin AK sütü gibi helal ve çok yoğun bir emektir gazetecilerin yaptığı.

Benzetmek gerekirse bir anlamda askeri karargah gibidir Yazı işleri.

Muhabirlere ve foto muhabirlerine gelince onlar askeriyenin piyade gücü gibi sahada siyasileri, bürokrasiyi, ekonomiyi, eğitim, sağlık ve spor gibi aklınıza gelen her alanda haber ve fotoğraf peşinde koşarlar.

Bu çabalar devam ederken gazeteler, televizyonlar ve haber ajansları da internet haberciliği yarışına girerler.

Haberi en hızlı kim yayınlayacak?

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, bürokratlar, medya patronları, sanatçılar hatta iş adamları nerede ne yapıyorlar.

Size muhabir iken yaşadığım bir haberden örnek vereceğim.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde bakanı İsmail Özdağlar'ın adı bir rüşvet olayına karıştı.

Özal başbakanlık konutunda spor bisikletine binerken bakanı Özdağlar'ı kabul etmiş ve o görüşmeden sonra görevden azletmişti.

O görüşmede neler konuştular?

Başbakan ve Bakan başka kimse yok spor odasında.

Şükrü Küçükşahin ile birlikte Günaydın muhabirleri olarak Meclis'te, Başbakanlıkta yoğun bir çalışma yaptık. Bakanlarla, milletvekilleri ile korumalarla hatta Özal'a yakın bürokratlarla konuştuk.

Oturdum teleksin başına ve Şükrü ile sanki odada biz de varmışız gibi bir Özal-Özdağlar diyaloğu yazdık ve haberimizi Ankara büro aracılığı ile İstanbul'a yazı işlerine gönderdik.

9 sütuna sürmanşet olduğunu söyledi dönemin haber müdür yardımcısı Zafer Mutlu.

Gece yarısı 00.30'da evimin telefonu çaldı. Yataktan fırlarken, "eyvah olay var" diye aklımdan geçirdim.

Telefonda Başbakan Turgut Özal vardı ve hemen, "Orhan bu haber nereden çıktı, kimden aldın?" diye sordu.

Ustalarımın öğrettiği şekilde, "siz verdiniz ya" dedim.

Özal, "gazetecilik yapma bana, doğru söyle kimden aldın haberi" diye ısrar edince, "efendim kaynağımı açıklayamam, siz doğru mu yanlış mı söyler misiniz?" dedim.

"Ben de sana söylemem. O haberi gazeteden çıkartın hemen" dedi ve telefonu kapattı.

Önce Ankara Temsilcimiz Bekir Coşkun'u sonra onun önerisi ile Zafer Mutlu'yu aradım ve konuşmayı aktarınca Zafer, "Haber doğru mu? Bak tekzip gelirse işten atılırsınız Şükrü ile" diye konuştu.

Ben de, eğer yanlış olsaydı Özal, "yalan yazmışsın" derdi halbuki asla yalanlamadı. Bu da haberin yani diyaloğun doğruluğunu gösteriyor bana göre dedim.

Zafer "peki haber kalacak" dedi.

Sabah olunca da doğru Başbakanlık konutunun önüne gittim bakalım Özal çıkışta gazetecilere ne söyleyecek diye merak ediyorum tabii.

Kapıda TRT, Anadolu Ajansı ve tüm muhabirler orada ve çoğunun elinde Günaydın gazetesi Özal'ı bekliyorlardı.

Merhum Özal çıkışta durdu, camı açtı ve yağmur gibi yağan soruları yanıtlarken "ben kimseye anlatmadım, demeç vermedim" gibi sözler söyleyerek asla yalanlamadı.

Daha sonra Meclis Soruşturma Komisyonu'nda ve Yüce Divan'da da Özal'ın bizim haberin neredeyse birebir ayni cümlelerle tanıklık ettiği basına çıktı. Yani haberimiz doğrulandı.

Merhum Adnan Kahveci evime gelerek ve o dönem basından sorumlu Devlet Bakanı Mesut Yılmaz ile merhum Turgut Özal bu haberi kimden aldığımızı öğrenmek için yoğun baskı yaptılar ama haber kaynağını Şükrü ile hiçbir zaman açıklamadık.

Eğer günümüzde olsaydı bu haberin gizliliği filan öne sürülerek Şükrü ile başımıza ne işler açılırdı düşünebiliyor musunuz?

Gelelim günümüze.

Sözcü İzmir Muhabiri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz darbe girişiminde Marmaris'te olduğunu haber yapınca hemen internet sayfasında yer verilmiş.

Şahane haberciliktir, prim verilmesi gereken başarılı bir ödül alması gereken muhabirlik örneğidir Gökmen Ulu'nun haberi.

Bu haberi yapmamak ya da yayınlamamak ise gazetecilik mesleğine ihanettir.

AK Parti eğer adı gibi AK olmak istiyorsa AK Sözcü nüshasından pay çıkarmalı ve Sözcü imtiyaz sahibi Burak Akbay ve ekibi hakkında en sert tepkiyi göstererek bu vahim hatadan dönülmesi için Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ı acilen devreye sokmalıdır.

Eğer sessiz kalınırsa biliriz ki Sözcü'ye yapılan hukuki değil siyasidir.

AK SÖZCÜ AKP döneminin KARA sayfası olarak Türk medya tarihinde yer alacaktır.

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları